Sabır ve Dua Arasında: Kayınvalidemle Sınavım
“Senin yüzünden oğlum bana yabancılaştı, Elif!” Kayınvalidemin sesi mutfağın duvarlarında yankılandı. Elimdeki çay tepsisi titredi, bardaklar birbirine çarptı. O an, içimdeki bütün umutlar bir anda sanki yere dökülen çay gibi dağıldı. Gözlerim doldu ama ağlamadım. Çünkü ağlamak, onun karşısında zayıflık göstermekti.
Eşim Murat, salondan gelen bu tartışmayı duymuştu. Sessizce yanımıza geldi, ama annesinin gözlerindeki öfke karşısında ne yapacağını bilemedi. “Anne, lütfen…” dedi sadece, sesi titrek ve çaresizdi. O an anladım ki, bu evde sadece ben değil, Murat da annesiyle benim aramda sıkışıp kalmıştı.
Ben Elif. Yirmi sekiz yaşındayım. Üç yıl önce Murat’la evlendim. Düğünümüzden bir hafta sonra kayınvalidem Fatma Hanım bizimle yaşamaya başladı. Başta “yaşlı kadın, yalnız kalmasın” diye düşündüm. Ama zamanla anladım ki, Fatma Hanım’ın yalnızlığı değil, oğlunun hayatındaki yerini kaybetme korkusu vardı.
Her sabah kahvaltı hazırlarken arkamda dikilir, “Benim oğlum böyle yumurta yemezdi,” derdi. Akşam yemeklerinde sofrada sessizce oturur, Murat’a bakıp iç çekerdi. Bir gün, “Sen gelmeden önce oğlum bana her akşam çiçek getirirdi,” dedi. Murat’ın bana çiçek getirdiğini hiç görmemiştim bile.
İlk zamanlar sabretmeye çalıştım. Annem hep derdi ki, “Elif, sabır en büyük erdemdir.” Ama sabır bazen insanın içini kemiren bir sessizliğe dönüşüyor. Bir gece Murat’la yatakta konuşurken gözyaşlarımı tutamadım. “Ben ne yaparsam yapayım annene yaranamıyorum,” dedim. Murat başını yastığa gömdü, “Biliyorum Elif… Ama o annem. Ne yapabilirim ki?”
O gece sabaha kadar dua ettim. Allah’a yalvardım: “Bana güç ver, kalbimi kinle doldurma.” Sabah ezanıyla birlikte içimde hafif bir huzur hissettim. Belki de tek çıkış yolum buydu: Dua ve sabır.
Ama işler daha da zorlaştı. Fatma Hanım komşulara benim hakkımda konuşmaya başladı. “Elif oğlumu benden kopardı,” demiş. Bir gün markette karşılaştığım komşu Ayşe Abla bana acıyarak baktı: “Kızım, kayınvaliden çok üzülüyormuş.” O an içimde bir şeyler koptu.
Bir akşam Murat eve geç geldi. Fatma Hanım hemen fırsatı buldu: “Bak gördün mü? Eskiden böyle olmazdı!” Murat bana baktı, gözlerinde suçluluk vardı. O gece ilk kez Murat’la tartıştık. “Ben de yoruldum Elif! Annem bir yanda, sen bir yanda… Ne yapmamı istiyorsun?”
O an anladım ki, bu savaşta kimse kazanmıyor. Ertesi gün annemi aradım. Annem telefonda uzun uzun sustu, sonra dedi ki: “Kızım, dua et ama kendini de ezdirme. Sevgiyle yaklaşmaya çalış.”
Bir sabah Fatma Hanım mutfakta ağlarken buldum onu. Sessizce yanına oturdum. “Anne…” dedim ilk kez ona böyle hitap ederek. “Sizi üzmek istemem. Ben de bu evde huzur istiyorum.” Gözleri doldu, başını çevirdi. “Ben oğlumu kaybetmekten korkuyorum Elif,” dedi titrek bir sesle.
O an ilk kez onun da acısını hissettim. Kendi annemi düşündüm; ben evlenip gidince o da çok ağlamıştı. Belki Fatma Hanım’ın öfkesi aslında sevgisindendi.
O günden sonra her gün dua ettim; hem kendim için hem de Fatma Hanım için. Küçük jestler yapmaya başladım: Onun sevdiği yemekleri pişirdim, birlikte televizyon izledik. Zamanla aramızdaki buzlar biraz olsun eridi.
Ama kolay olmadı… Bir gün Fatma Hanım hastalandı. Hastaneye kaldırdık. O gece hastane koridorunda Murat’la baş başa kaldık. “Elif,” dedi gözleri dolu dolu, “Sen olmasan ne yapardık bilmiyorum.” O an ilk kez Murat’ın bana gerçekten minnettar olduğunu hissettim.
Fatma Hanım iyileştiğinde bana teşekkür etti: “Sen iyi bir gelinsin Elif… Bazen kıskandım seni, affet.” O an gözyaşlarımı tutamadım; ona sarıldım.
Şimdi aradan iki yıl geçti. Hala zaman zaman tartışıyoruz ama artık birbirimizi anlamaya çalışıyoruz. Murat ise bana daha çok değer veriyor; çünkü bu savaşı birlikte atlattık.
Bazen düşünüyorum: Eğer inancımı kaybetseydim, eğer dua etmeyi bırakıp öfkeye yenik düşseydim… Bugün burada olur muydum? Siz olsaydınız benim yerimde ne yapardınız? Sabır mı gösterirdiniz yoksa pes mi ederdiniz?