Bir Yalanın Gölgesinde: Derya’nın Sessiz Çığlığı

“Derya, sofrayı kurmaya yardım eder misin?” Annemin sesi mutfaktan yankılandı. O an, elimdeki telefonun ekranına bakarken, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Her zamanki gibi, annem misafirlerini ağırlamaya hazırlanıyordu. Evimizde yine bir kalabalık, yine kahkahalar, yine annemin neşesi… Ama ben, bu akşam hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını biliyordum.

Mutfakta annemin yanına gittiğimde, gözlerinin altındaki morlukları fark ettim. Yorgundu. Ama yüzünde her zamanki o sahte gülümseme vardı. “Bugün çok güzel olmuşsun anne,” dedim. O ise başını hafifçe eğip, “Sen de öyle kızım,” dedi. Ama sesinde bir titreme vardı. O an, içimdeki huzursuzluk daha da büyüdü.

Çocukluğumdan beri evimiz hep kalabalıktı. Annem, arkadaşlarını davet etmeyi çok severdi. Her hafta sonu evimizde birileri olurdu; Ayşe Teyze, Gül Hanım, bazen de komşu Şükran Abla… Annem mutfağın kraliçesiydi; börekler, kekler, çaylar… Herkes onun neşesine hayrandı. Babam ise hep köşesinde sessizce oturur, gazetesiyle ilgilenirdi. Hiçbir zaman şikayet etmezdi. Sanki bu kalabalık onun için görünmezdi.

Ama son zamanlarda babam daha da içine kapanmıştı. Akşam yemeklerinde masada sessizlik hâkimdi. Annemle göz göze gelmekten kaçınıyorlardı. Ben ise arada kalmıştım; annemin neşesiyle babamın sessizliği arasında sıkışıp kalmıştım.

Bir akşam, annem mutfakta ağlarken yakaladım onu. Kapının aralığından bakarken, elleriyle yüzünü kapatmıştı. Sessizce ağlıyordu. O an içim parçalandı. Yanına gidip sarılmak istedim ama yapamadım. Sanki aramızda görünmez bir duvar vardı.

Ertesi gün okuldan eve döndüğümde, babam salonda oturuyordu. Gözleri camdan dışarıya dalmıştı. Yanına oturdum. “Baba, iyi misin?” dedim. Bana bakmadan, “Her şey yolunda kızım,” dedi. Ama biliyordum ki hiçbir şey yolunda değildi.

Bir gece, annemle babamın tartışmasına şahit oldum. Sessizce odama çekilmişken, salondan yükselen sesler duydum.

“Artık böyle devam edemez!” dedi annem. Sesi titriyordu.

“Ne istiyorsun benden? Yıllardır sustum, her şeye göz yumdum!” diye karşılık verdi babam.

“Ben de sustum! Sadece sen değil!”

O an anladım ki ailemde bir şeyler kırılmıştı ve ben bunun tam ortasındaydım.

Bir sabah, annem bana kahvaltı hazırlarken gözleri doluydu. “Derya,” dedi usulca, “Bazen insan en yakınındakine bile anlatamaz derdini.”

O gün okulda aklım hep evdeydi. Arkadaşlarımın yanında gülüp eğlenmeye çalıştım ama içimde bir boşluk vardı. Eve döndüğümde annemi bulamadım. Telefonunu aradım, açmadı. Babama sordum; omuz silkti sadece.

Akşam saatlerinde kapı çaldı. Annem elinde bir valizle içeri girdi. Gözleri kıpkırmızıydı.

“Anne nereye gidiyorsun?” diye sordum panikle.

“Biraz yalnız kalmam lazım kızım,” dedi ve bana sarıldı. O an dünyam başıma yıkıldı.

Babam hiçbir şey söylemedi. Sadece başını öne eğdi.

O gece odama kapanıp saatlerce ağladım. Annemin kokusu yastığımda kaldı. Ertesi sabah ev bomboştu; ne annemin kahkahası ne de babamın ayak sesleri…

Günler geçti, annem arada bir aradı ama eve dönmedi. Babam ise iyice içine kapandı. Evde iki yabancı gibi yaşamaya başladık.

Bir gün okuldan dönerken Ayşe Teyze’yi gördüm. Beni görünce yanıma geldi.

“Derya’cığım, annen iyi mi?” diye sordu endişeyle.

“Bilmiyorum,” dedim gözlerim dolarak.

Ayşe Teyze derin bir iç çekti: “Bazen büyükler de hata yapar kızım… Onları affetmek zor ama bazen başka çare yok.”

O akşam babama sordum: “Baba, annem neden gitti?”

Uzun süre sustu. Sonra gözleri doldu: “Bazen insan en sevdiğine bile yabancılaşır Derya… Ben de bilmiyorum.”

O an anladım ki ailem sandığım kadar güçlü değilmiş. Herkesin bir kırılma noktası varmış ve bizimkisi çoktan aşılmıştı.

Aylar geçti, annem dönmedi. Babamla aramızda konuşacak bir şey kalmadı sanki. Evimizdeki kahkahalar yerini sessizliğe bıraktı.

Bir gün aynada kendime baktım ve şunu sordum: “Ben kimim? Annemin neşesi miyim yoksa babamın sessizliği mi?”

Şimdi size soruyorum: Bir aileyi ayakta tutan nedir? Sevgi mi, sabır mı yoksa sadece alışkanlıklar mı? Siz olsanız ne yapardınız?