Kırık Çatıların Altında: Bir Gece, Bir Hayat

“Anne, yine mi gök gürlüyor?” diye fısıldadım, sesim titriyordu. Annem kollarını sıkıca sardı bana, gözleri karanlıkta bile endişeyle parlıyordu. “Korkma yavrum, geçecek,” dedi ama sesi de en az benimki kadar titrek çıkmıştı. Banyoya koştuk; eski apartmanın fayansları soğuktu, üstümüze örttüğü battaniye bile titrememi engelleyemedi. Dışarıda gök, sanki öfkesini bizim çatımıza kusuyordu. Her şimşekte duvarlar zangır zangır sallanıyor, ben annemin kalp atışlarını duyacak kadar ona sokuluyordum.

Babamı son gördüğümde de böyle bir geceydi. Yine gök gürlemişti, yine annemle birbirimize sarılmıştık. O gece babam eve dönmedi. Annem sabaha kadar pencerenin önünde bekledi, ben ise battaniyemin altında dua ettim. Ertesi sabah komşumuz Şükran Teyze kapıyı çaldı; gözleri dolu doluydu. Annem kapıyı açınca sadece başını iki yana salladı. O günden sonra evimizde babamın sesi hiç yankılanmadı.

Babamın yokluğu, evimizin duvarlarını daha da soğuk yaptı. Annem gündelik işlere gidiyor, ben ise okula gitmek yerine mahallede simit satıyordum. Her sabah annemin “Bugün de aç kalmayalım” diye mırıldandığını duyardım. Okuldan kaçan çocuklarla birlikte köşe başında beklerken, bazen kendi kendime sorardım: “Neden bizim hayatımız hep eksik? Neden ben de diğer çocuklar gibi sıcacık bir evde, babamla kahvaltı yapamıyorum?”

Bir gün, simit tepsimi koluma takıp yağmurda yürürken, karşıdan gelen yaşlı bir adam bana seslendi: “Evlat, üşüdün mü?” Başımı eğdim, cevap vermedim. Adam cebinden eski bir atkı çıkardı ve boynuma sardı. “İnsan bazen en çok yabancılardan şefkat görür,” dedi. O an gözlerim doldu; annemin bana sarıldığı geceleri düşündüm.

Akşam eve döndüğümde annem yorgunluktan bitap düşmüş haldeydi. Elimdeki üç kuruşu masaya bıraktım. “Bugün fazla satamadım,” dedim utançla. Annem saçımı okşadı: “Sen elinden geleni yapıyorsun oğlum. Kimse senden fazlasını isteyemez.” Ama gözlerinde bir kırgınlık vardı; hayata mı, babama mı, yoksa kendine mi kızıyordu bilmiyorum.

Bir gece mahallede yangın çıktı. Karşı apartmanda oturan Ayşe Abla’nın evi alevler içindeydi. Herkes sokağa döküldü; bağırışlar, ağlamalar… Annem beni kolumdan çekip arka sokağa götürdü. “Bakma oğlum,” dedi ama ben dönüp bakmadan edemedim. O alevlerin içinde kendi evimizi gördüm; her an yanıp kül olabilirmişiz gibi hissettim.

O günden sonra annem daha da içine kapandı. Geceleri sessizce ağladığını duyardım. Bir sabah ona sordum: “Anne, neden hep üzgünsün?” Yüzüme bakmadan cevap verdi: “Hayat bazen insana ağır gelir oğlum.”

Bir gün okuldan gelen çocukları izlerken içimde bir kıskançlık hissettim. Onların sırtında yeni çantalar, ellerinde rengarenk defterler vardı. Ben ise yırtık ayakkabılarım ve boş cebimle onlara uzaktan bakıyordum. Eve döndüğümde anneme sordum: “Anne, ben de okula gidebilir miyim?” Gözleri doldu; “Keşke oğlum… Ama önce karnımızı doyurmamız lazım.”

Bir akşam annem işten dönerken mahalledeki marketçiyle tartıştı. Adam borcumuzu hatırlattı; annem çaresizce başını eğdi. Eve geldiğinde bana belli etmemeye çalıştı ama gözleri kırmızıydı. O gece ilk kez annemi bu kadar çaresiz gördüm.

Bir sabah annem hastalandı; ateşi vardı, kalkamadı. O gün simit satmaya çıkmadım; annemin başında bekledim. Komşumuz Şükran Teyze çorba getirdi; “Güçlü ol evladım,” dedi bana. O an anladım ki bu hayatta kimse kimseye tam anlamıyla sahip çıkmıyor; herkes kendi derdinde.

Aylar geçti; annem biraz toparlandı ama eski neşesi yoktu. Ben ise büyüdüğümü hissediyordum; artık çocuk değildim. Bir gün mahallede yeni bir inşaat başladı; ustabaşı bana iş teklif etti. “Okul mu iş mi?” diye düşündüm uzun süre. Sonunda anneme danıştım; “Sen bilirsin oğlum,” dedi ama gözleriyle gitmemi istemediğini belli etti.

İlk maaşımı aldığımda anneme küçük bir hediye aldım: eski bir fular. Ona sarıldığında gözleri doldu; “Sen benim en büyük hediyemsin,” dedi.

Yıllar geçti; ben büyüdüm, annem yaşlandı. Hayatımız hep mücadeleyle geçti ama birbirimize tutunmayı öğrendik. Babamın yokluğu içimizde hep bir boşluk bıraktı ama biz o boşluğu sevgiyle doldurmaya çalıştık.

Şimdi geceleri gök gürlediğinde hâlâ ürperiyorum ama artık korkmuyorum. Çünkü biliyorum ki en karanlık gecede bile yanımda annemin sevgisi var.

Bazen düşünüyorum: Bizim gibi binlerce aile var bu şehirde; yoksullukla, kayıpla ve umutsuzlukla mücadele eden… Peki ya siz? Hiç böyle bir gecede sevdiklerinizle birbirinize sarılıp hayata meydan okudunuz mu?