Bir Gece Kapıma Gelen Gerçek: Tezimin, Zihnimdeki Fırtına ve Affedemediğim Kayıp

“Zeynep, aç kapıyı! Ne olur aç!”

Gece yarısıydı. Saatin kaç olduğunu bilmiyordum ama evin içi zifiri karanlıktı. Bir anda kapının deli gibi çalınmasıyla irkildim. Yatağımda doğrulup, korkuyla pencereye koştum. Apartmanın koridorunda ağlayan bir kadın sesi yankılanıyordu. Kapıya yaklaştıkça sesin sahibini tanıdım: Kayınvalidem, Hatice Hanım.

Kapıyı açtığımda gözleri kan çanağına dönmüş, elleri titreyen Hatice Hanım’ı karşımda buldum. “Ne oldu anne?” dedim, sesim titriyordu. O ise bir anda bana sarıldı, hıçkırıklarla ağlamaya başladı. “Oğlum… Oğlum bana bunu nasıl yaptı?” diye inledi. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim ama ne olduğunu bilmiyordum.

Eşim Emre o gece evde değildi. İş toplantısı var demişti, geç geleceğini söylemişti. Ama annesi bu haldeyse, kesin kötü bir şey olmuştu. “Anne, ne oldu? Emre’ye bir şey mi oldu?” diye sordum. Hatice Hanım cevap veremedi, sadece ağladı. Onu salona götürdüm, su verdim. Bir süre sonra biraz sakinleşti ve gözlerimin içine bakarak fısıldadı: “Zeynep, oğlum seni aldatıyor.”

O an zaman durdu sanki. Kulaklarım uğuldadı, kalbim deli gibi atmaya başladı. “Ne diyorsun anne? Ne diyorsun sen?” dedim. Hatice Hanım ellerimi tuttu, “Kendi gözlerimle gördüm kızım. Bu gece… O kadının evindeydi. Ben de tesadüfen oradan geçiyordum. Arabasını gördüm. Kapıyı çaldım, açmadılar. Ama içeriden seslerini duydum.”

Bir an nefes alamadım. Emre’nin beni aldatacağı aklımın ucundan bile geçmemişti. On iki yıllık evlilik, iki çocuk… Her şeyimiz vardı sanıyordum. O an içimdeki bütün güven duygusu yerle bir oldu.

Hatice Hanım’ın gözyaşları arasında anlattıkları daha da ağırlaştı: “Ben oğlumu böyle yetiştirmedim Zeynep! Bunu sana nasıl yapar? Ben ne yapacağım şimdi? Sen ne yapacaksın?”

O gece sabaha kadar oturduk. Ben ağlamadım bile; şoktaydım. Sadece duvara bakıp düşündüm: ‘Şimdi ne olacak? Çocuklar ne olacak? Annem gibi mi olacağım ben de? Babam annemi terk ettiğinde annem de böyle donup kalmıştı.’

Sabah olduğunda Emre eve geldi. Yorgun ve suçlu bir hali vardı. Hatice Hanım’ı görünce duraksadı. “Anne sen burada mıydın?” dedi. Ben ise sadece ona baktım: “Emre, anlatacakların var galiba.”

Emre başını öne eğdi, hiçbir şey söylemedi önce. Sonra Hatice Hanım patladı: “Oğlum! Nasıl yaparsın bunu? Karına, çocuklarına… Ben sana böyle mi öğrettim?”

Emre gözlerimin içine bakmadan konuştu: “Zeynep… Özür dilerim. Her şey çok karışık oldu.”

“Kim o kadın?” dedim. Sesim buz gibiydi.

“Bir iş arkadaşı…” dedi kısık sesle.

O an içimdeki öfke patladı: “İş arkadaşı mı? İki çocuğun annesine bunu mu layık gördün? Ben burada her gün senin için didinirken sen başka bir kadının koynunda mıydın?”

Hatice Hanım ağlamaya başladı yine: “Oğlum, ben sana hakkımı helal etmem!”

Emre hiçbir şey söylemedi, sadece odasına kapandı.

O günden sonra evde hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Çocuklar anlamasın diye elimden geleni yaptım ama ben her gün biraz daha eridim. Hatice Hanım neredeyse her gün bize gelmeye başladı; hem bana destek olmaya çalışıyor hem de oğluna kızıyordu.

Bir gün mutfakta bana sarıldı: “Kızım, ben de senin gibi hissediyorum. Oğlumu kaybettim sanki.”

Ama ben ona kızgındım aslında; ‘Senin oğlun yaptı bunları’ diye içimden geçiriyordum ama söyleyemiyordum.

Ailemde kimseye anlatamadım olanları; anneme söylesem ‘Boşan’ diyecek biliyorum ama çocuklar için susuyordum. Bir gece Emre’yle yüzleştik:

“Beni affetmeni beklemiyorum Zeynep,” dedi.

“Affetmek mi? Ben kendimi affedemiyorum ki! Seninle yaşadığım her anı sorguluyorum artık.”

Emre başını öne eğdi: “Çocuklar için buradayım.”

“Çocuklar için mi? Onlar için burada olacaksan önce adam olmayı öğren!” dedim ve ilk defa o kadar yüksek sesle bağırdım ki çocuklar korkup ağladı.

O günden sonra Emre evde daha az vakit geçirmeye başladı. Ben ise her geçen gün daha çok yalnızlaştım. Hatice Hanım da bir süre sonra gelmemeye başladı; aramızda görünmez bir duvar örülmüştü artık.

Bir sabah çocukları okula bırakırken küçük kızım Elif sordu:

“Anne, babam neden hep üzgün?”

O an boğazıma bir düğüm oturdu: “Bazen büyükler de hata yapar Elif’im,” dedim sadece.

Aylar geçti, hiçbir şey düzelmedi. Evliliğimizin üstüne kara bir bulut çökmüştü artık. Ne zaman Emre’ye baksam içimde bir acı büyüyordu; ona dokunmak istemiyordum bile.

Bir gün Hatice Hanım aradı:

“Kızım… Hakkını helal etmezsen ben de edemem,” dedi.

O an anladım ki affetmek sadece Emre’yi değil, kendimi de özgür bırakmak demekti ama ben bunu başaramıyordum.

Şimdi geceleri yalnız yatarken hep aynı soruyu soruyorum kendime:

“Acaba affetmek gerçekten mümkün mü? Yoksa bazı yaralar asla kapanmaz mı?”