Hayatın Yüzüme Kapandığı Gün: Elif’in Hikayesi
“Senin yüzünden mi bu hale geldik Elif?!” Annemin sesi mutfağın duvarlarında yankılanırken, ellerim titreyerek bulaşık süngerini sıktı. O an, içimdeki bütün umutlar bir bardağın yere düşüp paramparça olması gibi dağıldı. Babam, köşedeki eski koltukta sessizce oturuyor, gözlerini yere dikmiş, sanki ben orada yokmuşum gibi davranıyordu. Oğlum Emir ise odasında, eski oyuncak arabasıyla oynuyordu; onun minik dünyasında fırtına kopmuyordu belki ama benim içimde kasırgalar vardı.
Her şey üç yıl önce başladı. Üniversiteyi bitirip iş bulmak için çırpınırken, hayatımın en büyük hatasını yaptım: Aşk sandığım bir adamla evlendim. Kadir… Onunla evlenmek için ailemin tüm uyarılarına kulak tıkadım. “O çocuk sana göre değil Elif,” demişti annem. “Kendini düşün biraz.” Ama ben gençliğin kör cesaretiyle, aşkın gözümü kör ettiği bir gecede ona kaçtım. Düğünümüzü apartmanın bodrum katında, birkaç komşunun getirdiği böreklerle yaptık. O gece, hayatımın en mutlu günü sandığım gündü. Meğer o gün, hayatımın en büyük yalnızlığının da başlangıcıymış.
Kadir’in işsizliği, sorumsuzluğu ve öfke nöbetleri kısa sürede ortaya çıktı. İlk tokadı yediğimde, “Bir daha olmaz,” dedi. Ama oldu. Her seferinde daha da şiddetlendi. Hamile olduğumu öğrendiğimde, Kadir’in gözlerinde korku ve öfke gördüm. “Bu çocukla ne yapacağız Elif?” dediğinde, içimden bir şeyler koptu. Oğlum Emir doğduğunda Kadir çoktan başka bir kadının peşinden gitmişti.
Ailemin kapısını çaldığımda, annem kapıyı araladı ama yüzünde ne merhamet ne de sevgi vardı. “Sana demiştim,” dedi sadece. Babam ise hiç konuşmadı. O günden sonra, annemin evinde bir misafir gibi yaşadım; ne fazla konuşabildim ne de duygularımı paylaşabildim. Her gün aynı cümleler: “Çocuğun için sabret Elif.” “Bir iş bulsan da kendi ayaklarının üstünde dursan.” Ama kimse bana nasıl olacağını anlatmadı.
Emir büyüdükçe, mahalledeki kadınların bakışları daha da ağırlaştı. Pazara gittiğimde fısıldaşmalar başlardı: “Bak, kocasız kadın.” “Çocuğun babası kim bilir nerede?” En çok da Emir’in okulunda zorlandım. Öğretmeni bir gün beni kenara çekip sordu: “Baba toplantısına neden hiç gelmiyor?” Yutkundum, gözlerim doldu ama cevap veremedim. Oğlumun gözlerinde her gün biraz daha büyüyen bir boşluk vardı.
Bir gün iş ararken, mahalledeki marketin sahibi Ahmet Abi bana kasiyerlik teklif etti. Küçük bir maaş ama en azından kendi paramı kazanacaktım. Annem önce karşı çıktı: “Kadın kısmı akşam geç saatlere kadar çalışmaz.” Ama başka çarem yoktu. İlk maaşımı aldığımda Emir’e ikinci el bir mont aldım; o montu giydiğinde gözlerindeki mutluluğu asla unutamam.
Ama hayat yine rahat bırakmadı bizi. Bir akşam marketten dönerken mahalledeki birkaç adam yolumu kesti. “Elif Hanım, bu saatte sokakta ne işin var?” dedi biri alaycı bir sesle. Korkudan titredim ama cevap vermedim. Eve geldiğimde annem yine bağırdı: “Bizi rezil ettin!” O gece oğlumun başucunda oturup sessizce ağladım.
Bir sabah Emir ateşler içinde uyandı. Hastaneye götürdüm ama param yetmediği için özel doktora gösteremedim. Devlet hastanesinin koridorlarında saatlerce bekledik. O an anladım ki bu şehirde yalnız bir kadın olmak, her gün yeniden savaşmak demekti.
Bir gün babamla mutfakta yalnız kaldık. Sessizliği o bozdu: “Elif,” dedi, “Sen güçlü bir kadınsın ama bu yükü tek başına taşımak zorunda değilsin.” O an ilk defa babamın gözlerinde gurur gördüm; yıllarca suskun kalan adam ilk defa bana sarıldı.
Ama annem değişmedi. Bir akşam sofrada yine tartışma çıktı. “Senin yüzünden komşular bizimle selamı kesti,” dedi annem. “Keşke seni o adama vermeseydik.” İçimdeki öfke patladı: “Ben de keşke kendi hayatımı yaşayabilseydim anne!” dedim ve sofradan kalktım.
O gece Emir’le birlikte pencereden İstanbul’un ışıklarına baktık. “Anne,” dedi usulca, “Baba neden bizi sevmiyor?” Gözlerimden yaşlar süzüldü ama ona sarılıp sadece şunu söyledim: “Biz birbirimizi seviyoruz ya oğlum, başka kimseye ihtiyacımız yok.”
Yıllar geçti, Emir büyüdü; ben de büyüdüm aslında… Yalnızlığın ne demek olduğunu öğrendim ama aynı zamanda kendi ayaklarım üzerinde durmayı da öğrendim. Şimdi markette müdür yardımcısıyım; oğlum üniversiteye hazırlanıyor.
Hayat bana kolay yüzünü hiç göstermedi ama pes etmedim. Şimdi dönüp baktığımda kendime soruyorum: Bir kadının tek başına ayakta kalması neden bu kadar zor? Toplumun yargıları mı daha ağır, yoksa ailemin sevgisizliği mi? Sizce hangisi insanı daha çok yaralar?