Gölgedeki Kız: Ablam Elif’in Düğününde Kırılan Sessizlik
“Baba, neden ben yokum?”
Bu cümle, Elif’in düğününde boğazıma düğümlendi. Herkesin kahkahalarla eğlendiği, annemin gözyaşlarını saklamaya çalıştığı o kalabalık salonda, ben bir köşede, elimde yarım kalmış bir kadehle öylece duruyordum. Üvey babam Mahir, Elif’in saçlarını okşarken, ona sarılırken, gözlerinde o gururlu bakışı gördüm. Ben ise yine görünmezdim.
Çocukluğumdan beri Mahir’i hep örnek aldım. Babam bizi terk ettiğinde, annemle birlikte ayakta kalmamızı sağlayan oydu. Ama o, Elif’in babasıydı; bana ise hep mesafeli davrandı. Annem “O seni de seviyor,” derdi ama ben hiçbir zaman tam olarak inanamadım. Elif’le aralarındaki o sıcaklık, bana hiç uğramadı.
Düğün günü geldiğinde, içimde bir fırtına vardı. Sabah annem odama geldi, saçlarımı okşadı: “Hazır mısın kızım? Bugün Elif’in en mutlu günü.” Gülümsedim ama içimden ağlamak geçti. Elif odama girdiğinde, gözleri parlıyordu. “Zeynep, hadi! Geç kalıyoruz!”
Hazırlıklar sırasında herkes Elif’in etrafında pervane oldu. Mahir de sürekli onun yanındaydı. Bir ara bana döndü, “Zeynep, çiçeği getirir misin?” dedi. Sadece bir görev… O an anladım ki ben bu ailenin sadece tamamlayıcı parçasıyım.
Düğün başladı. Elif gelinliğin içinde bir prenses gibiydi. Mahir onun koluna girdi, salona birlikte yürüdüler. Herkes alkışladı. Ben ise arka sıralarda, gözlerimi kaçırdım. İçimde bir sızı vardı; sanki yıllardır biriktirdiğim tüm duygular o an patlayacak gibiydi.
Gece ilerledikçe herkes dans etti, eğlendi. Ben ise masada oturup insanları izledim. Annem yanıma geldi: “Kızım iyi misin?”
“İyiyim anne,” dedim ama sesim titriyordu.
O sırada Mahir yanıma yaklaştı. “Zeynep, neden dans etmiyorsun?”
“İstemiyorum,” dedim kısa bir şekilde.
Bir süre sessizlik oldu. Sonra Mahir başını eğdi: “Biliyorum, bazen seni ihmal ettiğimi düşünüyorsun.”
O an gözlerim doldu. “Baba… Ben sadece… Neden Elif’i benden daha çok seviyorsun?”
Mahir şaşırdı. Etrafımızda kimse yoktu artık; herkes pistteydi. Sanki yıllardır beklediğim o an gelmişti.
“Zeynep,” dedi yavaşça, “Elif benim öz kızım… Ama sen de benim kızımsın. Belki bunu sana hissettiremedim ama…”
Sözünü kestim: “Hiç hissettirmedin! Hep Elif’in yanında oldun. Ben hep uzakta kaldım.”
Mahir’in gözleri doldu. “Baban seni bırakıp gittiğinde çok küçüktün. Seni kırmaktan korktum… Sana yaklaşmaya çalıştım ama her seferinde duvar ördün.”
O an çocukluğumun anıları gözümde canlandı. Mahir bana oyuncak getirdiğinde teşekkür etmeden odama kaçışım… Okuldan geldiğimde sessizce odama kapanışım… Belki de ben de ona hiç fırsat vermemiştim.
Ama yine de… O sevgiyi hissetmek istiyordum.
“Baba… Sadece bir kez olsun bana da sarılmanı istedim,” dedim fısıltıyla.
Mahir gözyaşlarını saklamadan bana sarıldı. O an yıllardır içimde tuttuğum buzlar eridi sanki. Ama yine de içimde bir burukluk vardı.
Düğün sonrası eve döndüğümüzde annem yanıma geldi: “Kızım, Mahir seni çok seviyor ama bazen insanlar sevgilerini göstermekte zorlanır.”
O gece yatağımda uzun süre uyuyamadım. Elif’in mutluluğu için sevindim ama kendi içimde hâlâ eksik bir şeyler vardı.
Ertesi sabah kahvaltıda Mahir bana çay uzattı ve gülümsedi: “Bugünden sonra her şey farklı olacak Zeynep.”
Belki de aile olmak sadece kan bağıyla değil, birbirine şans vermekle ilgiliydi.
Şimdi size soruyorum: Siz hiç ailenizde görünmez olduğunuzu hissettiniz mi? Sevgi bazen neden bu kadar karmaşık ve ulaşılmaz olur?