Oğlumun İhaneti: Yalnız Bir Annenin Sessiz Çığlığı
“Anne, lütfen… Sadece bir kez dinle!”
Oğlumun sesi kapının arkasından titreyerek yükseliyor. Ama ben, mutfağın köşesinde ellerim titreyerek, gözlerimden yaşlar süzülürken, ona cevap vermiyorum. Oğlumun bana ihanet ettiğini öğrendiğimden beri, içimdeki boşluk büyüdü de büyüdü. Sanki yıllarca ördüğüm güven duvarı, bir anda yerle bir olmuştu.
Her şeyin başlangıcı, on beş yıl öncesine dayanıyor. O zamanlar gençtim, umutluydum. Kocam Murat’la evliliğimizin ilk yıllarında her şey yolundaydı. Ama zamanla Murat’ın sorumsuzluğu, borçları ve bitmek bilmeyen yalanları hayatımızı zehir etti. Bir sabah, arkasında birikmiş faturalar ve bir not bırakarak gitti. “Affet beni, başaramadım,” yazmıştı. O günden sonra oğlum Emir’le baş başa kaldık.
Çalıştım, didindim. Temizliklere gittim, komşuların çocuklarına baktım, akşamları dikiş diktim. Emir’i okutmak için elimden geleni yaptım. Babası arada bir nafaka gönderirdi ama çoğu zaman yetmezdi. Oğlumun gözlerinde hep bir eksiklik gördüm; babasını özlüyordu. Ama ben ona hem anne hem baba olmaya çalıştım.
Geçen ay her şey değişti. Emir’in okulundan aradılar; “Emir’in babası geldi, veli toplantısına katıldı,” dediler. Şaşkınlıkla okula koştum. Murat oradaydı; yıllar sonra ilk kez karşı karşıya geldik. Gözleri hâlâ aynıydı; kaçak, pişman ama bir o kadar da rahat. Emir’in yanında bana soğuk davrandı. Eve dönerken Emir suskundu.
O günden sonra Emir’de bir değişiklik başladı. Telefonunu saklamaya başladı, odasına kapanıyor, benimle konuşmuyordu. Bir akşam çantasını toplarken cebinden bir zarf düştü. Zarfın içinden Murat’ın el yazısıyla bir mektup çıktı:
“Emir’im, annen sana gerçekleri anlatmıyor. Ben seni hiç bırakmadım, annen izin vermedi. Artık büyüdün, kararlarını kendin verebilirsin.”
Dizlerimin bağı çözüldü. Oğlumun gözlerinin içine bakamadım. O gece sabaha kadar ağladım.
Ertesi gün Emir’le yüzleştim:
— Emir, bu mektup ne? Baban sana ne anlatıyor?
— Anne, neden yıllarca babamdan nefret etmemi istedin? O bana her şeyi anlattı! Sen onu hep kötüledin!
Sözleri hançer gibi saplandı kalbime. “Ben seni korumak için…” dedim ama cümlemi tamamlayamadım.
Emir’in gözlerinde öfke vardı:
— Sen bana yalan söyledin! Babam beni bırakmamış ki! Hep sen engel olmuşsun!
O an anladım ki Murat, oğlumun aklını çelmişti. Yıllarca tek başıma verdiğim mücadele bir anda yok sayılmıştı.
O günden sonra Emir’le konuşmayı kestim. O ise her gün kapıma gelip yalvarıyor:
— Anne, lütfen konuş benimle! Ben sadece gerçeği bilmek istedim!
Ama ben susuyorum. Çünkü ne söylesem inanmıyor artık.
Komşular soruyor:
— Ne oldu sana Ayşe? Neden bu kadar solgunsun?
Ama anlatamıyorum kimseye. Herkesin dilinde “Çocuk babasını ister tabii,” var ama kimse benim neler yaşadığımı bilmiyor.
Bir gün markette karşılaştık Murat’la. Yanında Emir vardı. Murat bana bakıp alaycı bir şekilde gülümsedi:
— Ayşe, çocuk büyüdü artık. Gerçekleri öğrenme zamanı geldi.
Emir ise başını öne eğdi; gözlerinde pişmanlık vardı ama gururuna yediremiyordu özür dilemeyi.
Eve döndüğümde annem aradı:
— Kızım, oğlunla küs kalma. Çocuk ne bilsin? Babası kandırmış işte…
Ama ben affedemiyorum. Çünkü yıllarca tek başıma verdiğim emeğin böylesine hiçe sayılması içimi yakıyor.
Bir gece Emir kapının önünde oturmuş ağlıyordu:
— Anne, lütfen… Ben hata yaptım galiba… Ama çok kafam karıştı…
Kapıyı açmadım. Çünkü kırgındım; hem ona hem kendime.
Şimdi günler geçiyor ve ben hâlâ oğlumdan uzak duruyorum. Onunla konuşmaya cesaretim yok; çünkü ya yine bana inanmazsa? Ya yine babasının yalanlarına kanarsa?
Bazen düşünüyorum: Acaba annelik sadece fedakârlık mı? Yoksa bazen susmak da bir annelik midir?
Siz olsanız ne yapardınız? Oğlunuza tekrar güvenir miydiniz?