Eski Kayınvalidemin Gölgesinde: Kendi Hayatım İçin Verdiğim Mücadele
“Senin de hakkın yok o paraya, Zeynep! O ev bizim ailemizin emeğiyle alındı!” Sevim Hanım’ın sesi apartman boşluğunda yankılanırken, elimdeki anahtarlar avucumda terledi. Yıllarca süren evliliğin ardından, sonunda özgürlüğüme kavuştuğumu sanmıştım. Ama şimdi, eski kayınvalidem Sevim Hanım kapımda dikilmiş, satılan evin parasının yarısını istiyordu.
İçimde bir öfke dalgası yükseldi. “Sevim Hanım, ben o evi kendi paramla aldım. Eşimle birlikte kredi çektik, yıllarca çalıştık. Sizinle bir ilgisi yok!” dedim, ama sesim titriyordu. O ise gözlerini kısıp bana baktı, “Sen olmasan da oğlum o evi alırdı. Benim yıllarca biriktirdiğim altınlar oraya gitti. Hakkımı yedirmem!”
O an içimde bir şeyler kırıldı. Yıllarca bu aileye ait olmaya çalışmıştım; onların geleneklerine uymuş, susmuş, sabretmiştim. Eşim Engin’in ilgisizliği, sürekli annesinin yanında yer alması… Boşanma kararı aldığımda bile Sevim Hanım’ın ilk tepkisi “Bizim ailemizi yıkıyorsun!” olmuştu. Şimdi ise, kendi ayaklarım üzerinde durmaya çalışırken yine karşıma çıkmıştı.
O gece anneme gittim. Annem mutfakta çay koyarken gözlerime baktı, “Kızım, bu kadın seni rahat bırakmayacak belli ki. Ama sen de haklısın. O evde emeğin var.”
“Anne, ben artık huzur istiyorum. O parayla yeni bir hayat kuracağım. Ama Sevim Hanım mahkemeye giderse ne yaparım bilmiyorum.”
Annem elimi tuttu, “Korkma Zeynep. Hakkını aramaktan vazgeçme.”
Ertesi gün Engin aradı. “Annem çok üzgünmüş, bari bir kısmını ver de mesele büyümesin,” dedi. Sanki ben suçluymuşum gibi konuşuyordu. “Engin, sen de biliyorsun o evin kredilerini ben ödedim. Sen işsizken ben çalıştım. Şimdi neden hakkımı bırakayım?”
Telefonun ucunda sessizlik oldu. Sonra Engin’in sesi soğuk geldi: “Annemin kalbi kırık. Sen bilirsin.”
Bir hafta boyunca her gün Sevim Hanım’dan mesajlar geldi: “Allah büyük, hakkımı yedirtmem!”, “Oğlumun emeğini gasp ediyorsun!”, “Komşulara rezil ettin bizi!”
Bir akşam işten eve dönerken apartmanın önünde komşu Ayşe Abla beni kenara çekti: “Zeynep’ciğim, Sevim Hanım seni çok konuşuyor mahallede. ‘Gelin paramı yedi’ diyor.” İçimde bir utanç ve öfke birbirine karıştı. Neden hep kadınlar suçlanıyordu? Neden bir kadın kendi ayakları üzerinde durmak isteyince herkes ona düşman oluyordu?
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Geçmişte yaşadığım tüm haksızlıklar gözümün önünden geçti: Engin’in işsiz kaldığı yıllarda iki işte çalışmam, oğlumuz Kerem’in okul masraflarını tek başıma karşılamam, Sevim Hanım’ın her fırsatta bana laf sokması… Şimdi ise kendi emeğimin karşılığını almak isterken yine suçlu oluyordum.
Bir sabah kapı çaldı. Sevim Hanım elinde bir zarfla gelmişti. “Bak kızım,” dedi, “Bu altınların faturası burada. Ben bu evi alırken oğluma verdim. Sen de bilirsin.”
Zarfı açıp baktım; eski tarihli birkaç fatura ve bir not: “Oğlumun hakkını yeme.”
Derin bir nefes aldım. “Sevim Hanım,” dedim sakin olmaya çalışarak, “Ben size düşman değilim ama bu evde benim de emeğim var. Mahkemeye gitmek istiyorsanız buyurun gidin.”
Gözleri doldu, ama hemen toparlandı: “Sen bilirsin Zeynep! Ben hakkımı ararım!”
O gün kararımı verdim; avukata gidecektim. Avukatım Derya Hanım’a her şeyi anlattım. Derya Hanım başını salladı: “Zeynep Hanım, Türkiye’de bu tür davalar çok olur. Kayınvalide ya da kayınpederin verdiği altınlar genellikle oğluna verilmiş sayılır; sizinle doğrudan ilgisi yoktur. Evin kredilerini ödediğinize dair belgeleriniz varsa korkmayın.”
İçimde bir rahatlama oldu ama yine de korkuyordum. Mahkemeye gitmek demek ailemin adının mahallede daha çok konuşulması demekti. Ama başka çarem yoktu.
Dava günü geldiğinde mahkeme salonunda Sevim Hanım ve Engin karşıma oturdu. Hakim belgeleri inceledi; kredi ödemelerinin çoğunu benim yaptığımı görünce Sevim Hanım’a döndü: “Hanımefendi, bu evde sizin doğrudan bir hakkınız yok.”
Sevim Hanım’ın yüzü bembeyaz oldu. Engin başını öne eğdi.
Mahkeme çıkışında Sevim Hanım yanıma yaklaştı: “Sen kazandın ama Allah büyük! Benim ahımı aldın!”
Gözlerim doldu ama dik durmaya çalıştım: “Ben kimsenin hakkını yemedim Sevim Hanım. Sadece kendi hakkımı savundum.”
Eve döndüğümde oğlum Kerem bana sarıldı: “Anne, artık üzülmeyecek misin?”
Saçlarını okşadım: “Artık üzülmeyeceğim oğlum. Çünkü kendi hayatımı savundum.”
Şimdi bazen düşünüyorum; neden bir kadın kendi emeğinin peşine düşünce bencil oluyor? Neden hep susmamız bekleniyor? Siz olsanız ne yapardınız? Hakkınızı aramaktan vazgeçer miydiniz?