Bir Evlat Olarak Yorgunluğun Eşiğinde: Annemle Sınanmak

“Anne, lütfen… Birazcık daha sabırlı olamaz mısın?” diye neredeyse yalvararak söyledim. Annem, yatağında oturmuş, yine aynı hikâyeyi anlatıyordu: “Sen küçükken de böyleydin, inatçı. Şimdi de bana sabır dersi veriyorsun.” Sesi titrek, gözleri uzaklara dalmıştı. O an, içimde bir şeyler koptu. Yıllardır süren bu döngüde, annemin yaşlılığıyla, hastalığıyla ve geçmişin gölgesinde kalan anılarla boğuşuyordum. Kendimi suçlu hissettiğim kadar yorgun da hissediyordum.

Benim adım Elif. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, eski bir apartman dairesinde annemle yaşıyorum. Babamı yıllar önce kaybettik. Kardeşim Murat ise evlenip Ankara’ya taşındı; arada sırada arar ama hiçbir zaman “Ben de bakayım anneye,” demez. Herkesin hayatı var, biliyorum. Ama ben? Benim hayatım ne zaman bana ait olacak?

Annemin Alzheimer’ı ilerledikçe, geceleri uykusuz kalmaya başladım. Bazen sabaha karşı mutfağa gidip ağladığımı hatırlıyorum. Komşumuz Ayşe Teyze bir gün kapıyı çalıp, “Kızım, iyi misin? Gözlerin kan çanağı gibi,” dediğinde içimden “Hayır, iyi değilim!” diye bağırmak istedim. Ama sadece gülümsedim: “Yorgunum biraz.”

Bir gün işten eve döndüğümde annemi banyoda yerde buldum. Düşmüştü. O an kalbim yerinden çıkacak sandım. Onu kaldırıp yatağına yatırırken, “Kızım, ben sana yük oldum,” dedi. Gözlerim doldu ama ağlayamadım. Çünkü ağlamak bile lüks geliyordu artık.

Her gün aynı döngü: Sabah kalk, annemi yıka, kahvaltısını hazırla, ilaçlarını ver, işe gitmeden önce komşuya emanet et. Akşam eve dön, yemek yap, annemi yatır. Kendi hayatım mı? O çoktan bir kenara atıldı.

Bir akşam Murat’ı aradım. “Abi, artık dayanamıyorum,” dedim. Sesi soğuktu: “Elif, ben burada iş güç derdindeyim. Sen İstanbul’dasın, annenin yanında. Ben ne yapabilirim?” O an telefonu kapatıp duvara fırlatmak istedim. Ama yapmadım. Çünkü ben hep sabırlı olmak zorundaydım.

Bir gece annem yine odasından bağırarak uyandı: “Beni bırakmayın! Korkuyorum!” Koştum yanına. Elini tuttum: “Buradayım anne.” Ama içimdeki ses fısıldıyordu: “Daha ne kadar buradasın Elif?”

İş yerinde performansım düştü. Müdürüm Serkan Bey bir gün odasına çağırdı: “Elif Hanım, son zamanlarda dalgınsınız. Bir sorun mu var?” Gözlerim doldu ama anlatamadım. Çünkü kimse anlamazdı; yaşlı bir anneye bakmanın ne demek olduğunu ancak yaşayan bilir.

Bir sabah annem beni tanımadı. “Sen kimsin?” dediğinde içimden bir parça daha koptu. O an aynaya baktım ve kendimi tanıyamadığımı fark ettim.

Bir gün komşumuz Ayşe Teyze ile çay içerken konu açıldı:
– Elif kızım, bakımevleri varmış. Belki biraz dinlenirsin.
– Ayşe Teyze, annemi oraya nasıl bırakırım? Herkes ne der sonra?
– Kızım, herkes konuşur da kimse yardım etmez.

O gece sabaha kadar düşündüm. Annemi bir bakımevine bırakmak… Bu düşünce bile vicdanımı kemiriyordu. Ama başka çarem var mıydı? Artık hem ruhen hem bedenen tükenmiştim.

Bir sabah Murat aradı:
– Elif, bakıcı tutsak mı? Belki biraz rahatlarsın.
– Para mı var Murat? Sen katkıda bulunur musun?
– Şu an zor… Ama bakımevi daha kötü.

Her seçenek çıkmaz sokak gibiydi.

Bir akşam annemle televizyon izlerken eski bir aile fotoğrafına baktı:
– Baban nerede kızım?
– Anneciğim… Babam vefat etti ya.
– Öyle mi? Unutmuşum…

O an gözlerinden yaşlar süzüldü. Ben de ağladım; sessizce, içime akarak…

Bir gün işten eve dönerken otobüste yanımdaki kadınla sohbet ettik:
– Çok yorgun görünüyorsun kızım.
– Anneme bakıyorum da… Kolay değil.
– Ben de yıllarca baktım rahmetli anneme. Kendini unutma sakın.

O gece ilk defa kendimi düşünmeye başladım. Belki de biraz bencil olmalıydım? Ama nasıl?

Bir hafta sonra belediyenin sosyal hizmetler müdürlüğüne gittim. Görevli kadın bana uzun uzun anlattı:
– Elif Hanım, yalnız değilsiniz. Devletin destekleri var; evde bakım maaşı, gündüzlü bakım merkezleri…
– Peki ya insanlar ne der?
– İnsanlar konuşur Elif Hanım; ama siz tükenirseniz annenize da faydanız olmaz.

Eve döndüğümde annem yine beni tanımıyordu. O an karar verdim: Hem kendim hem annem için yardım alacaktım.

Bir hafta sonra gündüzlü bakım merkezine başvurdum. Annemi oraya bırakırken gözlerim doldu; suçluluk duygusu boğazımı sıktı. Ama akşam onu almaya gittiğimde yüzünde bir tebessüm vardı:
– Bugün çok güzel geçti kızım… Arkadaşlar edindim.

O an ilk defa içimde hafif bir huzur hissettim. Belki de bazen sevdiklerimiz için en iyisi onları başkalarının ellerine emanet etmekti.

Şimdi her sabah annemi merkeze bırakıyor, işe gidiyor ve akşam onu alıyorum. Hâlâ zor, hâlâ vicdan azabıyla boğuşuyorum ama artık yalnız olmadığımı biliyorum.

Bazen geceleri hâlâ ağlıyorum; ama artık biliyorum ki tükenmektense yardım istemek daha doğruymuş.

Siz olsanız ne yapardınız? Annemi bakımevine bırakmak bencillik mi olurdu yoksa sevgiyle alınmış bir karar mı? Lütfen bana yazın; belki yalnız olmadığımı hissederim.