Artık Kayınvalidemin Hizmetçisi Olmayacağım: Bir Kadının Sessiz Çığlığı

“Elif, şu yerleri bir daha siliver kızım, misafir gelecek!”

Kayınvalidem Nuriye Hanım’ın sesi, mutfağın kapısından içeriye bir hançer gibi saplandı. Elimdeki bezle yere eğilmiş, zaten ikinci kez sildiğim fayanslara bakıyordum. Ellerim deterjandan çatlamış, sırtım ağrıyordu. İçimden bir fırtına kopuyordu ama dudaklarımda sadece yorgun bir tebessüm vardı.

“Tabii anne,” dedim, sesim titrek. Oysa içimdeki Elif, çoktan haykırıyordu: “Ben hizmetçi değilim!”

Ama bunu söyleyemedim. Yıllardır söyleyemedim. Evlendiğim günden beri, bu evde kendi annemden çok kayınvalidemi dinledim. Eşim Murat ise her zaman annesinin tarafını tuttu. “Annem yaşlı, yardım etmemiz lazım,” derdi. Ama bu yardım, nedense hep bana düşerdi.

O gün de öyleydi. Nuriye Hanım 78 yaşında, dizleri ağrıyor diye hiçbir iş yapmazdı. Kayınpederim Mehmet Bey ise televizyonun karşısında oturur, arada bir “Elif çay!” diye bağırırdı. Kendi evimizde bile rahat edemezdim; çünkü Murat’ın ailesiyle aynı apartmanda, alt katta oturuyorduk. Her sabah kahvaltıdan sonra Nuriye Hanım yukarıdan arar:

“Elif, bugün pazara gideceğiz. Hazırlan!”

Ben de iki çocuğumu apar topar giydirir, market poşetlerini taşır, eve döndüğümde yemek yapmaya başlardım. Kendi annemi haftada bir zor arardım; çünkü kayınvalidemin istekleri hiç bitmezdi.

Bir gün, kızım Zeynep okuldan ağlayarak geldi. “Anne, neden hep babaannemin evindeyiz? Seninle hiç oyun oynayamıyorum,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Kendi çocuğuma bile vakit ayıramıyordum.

O gece Murat’a açıldım:

“Murat, ben yoruldum. Sürekli annenin evinde çalışıyorum. Kendi hayatımız yok ki!”

Murat gözlerini devirdi: “Abartıyorsun Elif. Annem yaşlı, biraz sabret.”

“Sabretmekten başka bir şey bilmiyor musun?” dedim, gözlerim doldu. “Ben de insanım!”

O gece uyuyamadım. Annemin sesi kulaklarımda çınladı: “Kızım, kendini ezdirme.” Ama ben yıllardır eziliyordum.

Bir sabah, Nuriye Hanım yine aradı:

“Elif, bugün camları silmen lazım.”

“Anne,” dedim ilk defa kararlı bir sesle, “Bugün cam silemem. Zeynep’le parka gideceğim.”

Telefonun ucunda sessizlik oldu. Sonra Nuriye Hanım’ın sesi buz gibi geldi:

“Sen bana karşı mı geliyorsun?”

İçimdeki korku ve suçluluk duygusu birbirine karıştı ama bu sefer geri adım atmadım.

“Hayır anne, sadece biraz kendime ve çocuklarıma zaman ayırmak istiyorum.”

O gün Zeynep’le parka gittik. Salıncakta gülüşürken yıllardır hissetmediğim bir huzur vardı içimde. Ama eve döndüğümde Murat surat asmıştı.

“Annem çok üzülmüş,” dedi soğukça. “Sen değiştin Elif.”

“Evet Murat,” dedim gözlerinin içine bakarak, “Artık kendimi de düşünmek istiyorum.”

O günden sonra evde hava daha da gerildi. Nuriye Hanım komşulara beni şikayet etti: “Gelinim bana bakmıyor!” Mehmet Bey ise oğlunu doldurdu: “Karının gözü dışarıda.”

Bir akşam Murat’la büyük bir kavga ettik.

“Senin ailen benim üzerimde baskı kuruyor! Ben hizmetçi değilim!” diye bağırdım.

Murat ilk defa sustu. Sonra kapıyı çarpıp çıktı.

O gece çocuklarımı kucağıma aldım ve ağladım. Kendimi suçlu hissettim ama aynı zamanda özgürleşmiş gibiydim.

Ertesi gün annemi aradım. “Anne,” dedim hıçkırarak, “Ben ne yapacağım?”

Annemin sesi yumuşaktı: “Kızım, senin de bir hayatın var. Kimseye kendini feda etmek zorunda değilsin.”

O sözler bana güç verdi. Artık her şeye ‘evet’ dememeye başladım. Nuriye Hanım’ın isteklerini kibarca reddettim; çocuklarımla daha çok vakit geçirdim; eski arkadaşlarımla buluşmaya başladım.

Tabii ki kolay olmadı. Komşular arkamdan konuştu: “Elif gelin olmuş ama kayınvalidesine bakmıyor!” Murat ise daha da içine kapandı.

Bir gün Zeynep yanıma geldi ve sarıldı: “Anne, seni çok seviyorum.” O an anladım ki doğru yoldaydım.

Aylar geçti. Murat’la ilişkimiz sallantıdaydı ama ben artık kendimi bulmuştum. Bir akşam sofrada sessizlik vardı. Sonunda Murat konuştu:

“Belki de haklısın Elif… Annemle babamı çok seviyorum ama seni de ihmal ettim.”

Gözlerim doldu ama bu sefer mutluluktan.

Şimdi bazen hâlâ suçluluk hissediyorum ama biliyorum ki kadın olmak fedakârlık demek değil; kendi sınırlarını çizmek demekmiş.

Sizce ben bencil miyim? Yoksa yıllarca sustuğum için mi bu kadar yalnız kaldım? Siz olsanız ne yapardınız?