Annemin Yemeğimi Sahiplenmesi: Bir Ailede Sınırlar Nerede Başlar?
“Senin yaptığın yemeği Sevim Hanım kendi Instagram’ında paylaşmış, hem de altına ‘Bugün yine harikalar yarattım’ diye yazmış!” dedi kız kardeşim Zeynep, telefonda sesi titreyerek. O an elimdeki çatal yere düştü. İçimde bir şeyler kırıldı, ama şaşırmadım. Çünkü bu, Sevim Hanım’ın ilk sınır aşımı değildi.
O pazar günü, sabah erkenden kalkıp mutfağa girmiştim. Eşim Emre’nin en sevdiği yemeği, fırında patatesli tavuk ve yanında zeytinyağlı enginar yapacaktım. Annemden öğrendiğim gibi, her şeyi özenle hazırladım. Evin içi mis gibi koktu. Emre mutfağa gelip, “Ellerine sağlık, harika kokuyor,” dediğinde içim sevinçle dolmuştu. O an, aile olmanın sıcaklığını hissettim.
Saat 13:00 gibi kapı çaldı. Sevim Hanım her zamanki gibi habersiz gelmişti. Yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. “Kızım, ne güzel kokular bunlar! Yine döktürmüşsün,” dedi. İçimden ‘Keşke önceden haber verseydin’ demek geçti ama sustum. Çünkü bizim ailede büyüklerin sözü geçerdi, hele ki kayınvalideye karşı gelmek ayıp sayılırdı.
Hep birlikte sofraya oturduk. Sevim Hanım ilk lokmayı ağzına attıktan sonra hemen telefonunu çıkardı. “Durun, kimse başlamasın! Şu sofrayı bir çekeyim de arkadaşlarım görsün,” dedi. Birkaç fotoğraf çekti, sonra yemeğe devam etti. O an içimde hafif bir huzursuzluk hissettim ama yine de bozuntuya vermedim.
Yemekten sonra Sevim Hanım aceleyle kalktı. “Benim işim var, çıkmam lazım,” dedi ve gitti. Akşamüstü Zeynep aradı ve bana Instagram’da gördüğü paylaşımı söylediğinde, içimdeki tüm kırgınlıklar su yüzüne çıktı. Sevim Hanım, benim saatlerce uğraşıp hazırladığım yemeği kendi yapmış gibi paylaşmıştı. Altına da onlarca insan yorum yapmış: “Ellerine sağlık Sevim Abla!”, “Yine döktürmüşsün!”
O an Emre’ye baktım. “Senin annen benim emeğimi sahiplenmiş,” dedim titreyen bir sesle. Emre önce anlamadı, sonra Instagram’ı açıp baktı ve sustu. “Anne işte, ne var bunda?” dedi sonunda. O an daha da yalnız hissettim kendimi.
Gece boyunca uyuyamadım. İçimde bir öfke vardı ama daha çok bir hüzün… Yıllardır Sevim Hanım’ın küçük küçük sınır ihlallerine göz yumuyordum: Habersiz eve gelmeler, çocuklara kendi istediği isimleri takmalar, benim aldığım eşyaları başkalarına hediye etmeler… Ama bu sefer farklıydı; bu sefer emeğim çalınmıştı.
Ertesi gün annemi aradım. “Anne, ben yanlış mı yapıyorum? Belki de fazla alıngan davranıyorumdur,” dedim. Annem uzun bir sessizlikten sonra, “Kızım, herkesin sınırı farklıdır ama kimse kimsenin emeğini sahiplenmemeli,” dedi. O an ağlamaya başladım.
Akşam Emre eve geldiğinde ona tekrar konuyu açtım. “Bak Emre, bu sadece bir yemek değil. Bu benim emeğim, gururum… Senin annen bunu kendi başarısı gibi gösterdi.” Emre başını öne eğdi. “Biliyorum ama annemi kırmak istemiyorum,” dedi.
O gece karar verdim: Sevim Hanım’la konuşacaktım. Ertesi gün onu aradım ve buluşmak istediğimi söyledim. Bir kafede buluştuk. Gözlerinin içine bakarak başladım:
“Sevim Hanım, sizinle bir şey konuşmak istiyorum.”
“Tabii kızım, hayırdır?”
“Pazar günü yaptığım yemeği Instagram’da kendi yaptığınız gibi paylaşmışsınız… Açıkçası çok üzüldüm.”
Bir an durdu, sonra hafifçe gülümsedi: “Aman kızım ne olacak ki? Herkes biliyor ben yemek yapmayı severim.”
“Ben de severim ama bu yemeği ben yaptım ve insanlar size övgüler yağdırınca kendimi değersiz hissettim.”
Bir an sessizlik oldu. Sonra sesi biraz sertleşti: “Sen de çok alıngansın! Ben seni kendi kızım gibi görüyorum.”
İçimde bir şeyler koptu o an. “Kendi kızınız olsam da emeğime saygı göstermenizi isterdim,” dedim ve gözlerim doldu.
O an Sevim Hanım’ın yüzünde bir şaşkınlık gördüm ama hemen toparladı kendini: “Ben kötü bir şey yapmak istemedim ki…”
Birkaç gün boyunca evde soğuk rüzgarlar esti. Emre arada annesini savundu, arada beni anlamaya çalıştı ama ortada kaldı. Ben ise kendimi sorgulamaya başladım: Acaba ailede sınır koymak bencillik mi? Yoksa hak mı?
Bir hafta sonra Sevim Hanım aradı ve “Kızım, geçen gün seni üzdüysem kusura bakma,” dedi kısık bir sesle. O an biraz olsun içim rahatladı ama aramızda görünmez bir duvar oluşmuştu artık.
Şimdi düşünüyorum da; aile olmak demek her şeye katlanmak mı? Yoksa bazen ‘Dur!’ demek de aile olmanın bir parçası mı? Sizce ailede sınırlar nasıl çizilmeli? Ben mi fazla hassas davrandım yoksa gerçekten hakkımı savunmalı mıydım?