Taşınmanın Ardındaki Sessizlik: Bir Hayatın Kırılma Noktası
“Bunu da mı atıyoruz, Elif?” Serkan’ın sesi mutfaktan yankılandı. Elinde annemin bana çeyizimde verdiği, kenarı çatlak porselen tabağı tutuyordu. Gözlerim doldu, ama ağlamamı belli etmemek için başımı karton kutuya gömdüm. “Atma, onu sakla,” dedim kısık bir sesle. O tabak, annemle aramızdaki tek köprüydü belki de.
Taşınmak… Herkesin hayatında en az bir kez yaşadığı, ama kimsenin tam olarak hazır olamadığı bir süreç. Biz de Serkan’la yıllardır hayalini kurduğumuz o büyük eve geçiyorduk. İstanbul’un gürültüsünden biraz uzak, Bahçeşehir’de yeni bir başlangıç… Ama her kolinin içine sadece eşyalar değil, geçmişten kalan kırgınlıklar, söylenmemiş sözler ve ailemin sessiz acıları da sığmıştı sanki.
Serkan kutuları taşırken nefes nefese kalıyordu. “Elif, şu eski kitapları neden atamıyorsun anlamıyorum. Yıllardır rafta duruyorlar, tozdan başka bir şey değil.”
O kitaplar… Babamın bana çocukken aldığı, sayfalarında onun el yazısıyla notlar bıraktığı kitaplar. Babamı kaybedeli on yıl oldu ama onun sesi hâlâ o sayfalarda yankılanıyor. “Onlar kalacak,” dedim sertçe. Serkan sustu, ama bakışlarından anladım; bu taşınma sadece ev değiştirmek değil, evliliğimizin de sınandığı bir dönemeçti.
Annem aradı o sırada. “Kızım, taşınırken dikkat et, kırılacak şeyleri iyi sar. Bak, o tabakları unutma.”
“Unutmuyorum anne,” dedim. Ama içimden geçenleri ona anlatamıyordum. Annemle aramızda yıllardır süren bir mesafe vardı. Babam öldükten sonra annem içine kapanmış, ben ise kendi hayatıma kaçmıştım. Şimdi ise her şey yeniden yüzüme çarpıyordu.
Akşam oldu, kutular salonun ortasında yığılı kaldı. Serkan yorgunluktan koltuğa uzandı. Ben ise eski fotoğraf albümünü elime aldım. Albümün arasında babamla çekilmiş bir fotoğraf çıktı karşıma; arkamızda eski evimiz, yüzümüzde kocaman gülümsemeler…
Serkan yanıma geldi. “Neden bu kadar üzgünsün Elif? Yeni bir eve geçiyoruz, mutlu olmamız gerekmiyor mu?”
Gözlerimden yaşlar süzüldü. “Bilmiyorum Serkan… Sanki her şey üstüme geliyor. Annemle konuşamıyorum, babamı özlüyorum, seninle de sürekli tartışıyoruz.”
Serkan derin bir nefes aldı. “Bak Elif, ben de yoruldum. Senin geçmişinle yarışamam. Ama birlikte yeni bir hayat kurmak istiyorum.”
O gece uyuyamadım. Annemin bana çocukken söylediği bir söz aklımda dönüp durdu: “Hayat bazen taşınmak gibidir kızım; bazı şeyleri geride bırakman gerekir.” Ama ben neyi geride bırakacağımı bilmiyordum.
Ertesi sabah annem erkenden kapıda belirdi. Elinde poşetlerle gelmişti; börekler, reçeller… Sanki yıllardır konuşmadığımız ne varsa hepsini bu poşetlere doldurmuştu.
“Anne, neden geldin?” dedim şaşkınlıkla.
“Senin yanında olmak istedim,” dedi sessizce.
Birlikte kutuları açmaya başladık. Annem eski bir defter buldu; çocukken yazdığım günlüğüm. Sayfalarını karıştırırken gözleri doldu.
“Biliyor musun Elif,” dedi titrek bir sesle, “baban öldüğünde ben de seni kaybettim sandım.”
O an içimdeki bütün duvarlar yıkıldı. Anneme sarıldım, yıllardır tutulan gözyaşlarımız birbirine karıştı.
Serkan uzaktan bizi izliyordu. O da yaklaştı, üçümüz ilk kez aynı odada sessizce ağladık.
Taşınmak… Sadece ev değiştirmek değilmiş meğer; bazen insanın içindeki yükleri de taşımak gerekiyormuş.
O gün akşam kutuların çoğu açılmıştı ama içimdeki düğüm biraz çözülmüştü sanki. Annemle uzun uzun konuştuk; babamı, geçmişi ve birbirimize söyleyemediklerimizi… Serkan’la ise ilk kez gerçek anlamda dertleştik; korkularımızı, beklentilerimizi paylaştık.
Yeni evde ilk gecemizde Serkan’la balkona çıktık. İstanbul’un ışıkları uzaktan parlıyordu.
“Elif,” dedi Serkan, “Sence de bazı şeyleri atmak yerine saklamak daha iyi değil mi?”
Gülümsedim. “Evet Serkan… Bazı şeyler atılmaz; çünkü onlar kim olduğumuzu hatırlatır.”
Şimdi düşünüyorum da; sizce de bazen geçmişiyle yüzleşmeden yeni bir hayata başlamak mümkün mü? Ya siz taşınırken neleri geride bırakmakta zorlandınız?