Bir Günlük Misafirlik: Kayınvalidemin Evinde Yaşananlar
“Yeter artık! Vallahi yeter! Bu çocuklarla baş edemiyorum!” Kayınvalidemin sesi, mutfağın duvarlarında yankılandı. O an elimdeki çay bardağı titredi, dudaklarımda donuk bir tebessümle ona bakakaldım. Kocam Murat ise gözlerini yere indirmiş, bir şey söylemeye cesaret edemiyordu. Çocuklarım Ece ve Kerem ise salonda, televizyonun sesini bastıran kahkahalarla birbirlerini kovalamaya devam ediyordu. İçimden geçenleri bastırmaya çalışırken, “Sadece bir hafta sonu için geldik, ne olurdu biraz sabretseydi?” diye düşündüm.
Her şey geçen hafta başlamıştı. Kayınvalidem, “Gelin, köyde hava değişikliği iyi gelir size,” diye aramıştı. Aslında aramızda hiçbir zaman sıcak bir ilişki olmamıştı. Ne kavga ettik, ne de gerçekten samimi olduk. Sadece bayramlarda, doğum günlerinde arardı; o da kısa ve mesafeli konuşmalar olurdu. Murat ise annesinin bu davetini bir fırsat olarak görmüştü: “Belki çocuklar da köyü görür, annemle aranız düzelir.”
Cuma akşamı arabaya atlayıp yola çıktık. Yol boyunca çocuklar arka koltukta kavga etti, ben ise Murat’a içimi dökmeye çalıştım: “Bak, annenin çocuklara tahammülü yok. Ne olur bir sorun çıkmasın.” Murat ise her zamanki gibi konuyu geçiştirdi: “Abartıyorsun, annem değişti artık.”
Köy evine vardığımızda kayınvalidem bizi kapıda karşıladı. Yüzünde yapmacık bir gülümseme vardı. “Hoş geldiniz,” dedi ama sesi sanki ‘hoş geldiniz’ değil de ‘hoş geldiniz mi?’ der gibiydi. Çocuklar hemen bahçeye koştu, tavukların peşinden koştular, çiçekleri kopardılar. Kayınvalidem onları izlerken kaşları çatıldı ama bir şey demedi.
Akşam yemeğinde masada sessiz bir gerginlik hakimdi. Ece çorbasını döktü, Kerem ekmekle oynadı. Kayınvalidem her seferinde derin bir iç çekişle masayı topladı. Ben ise çocukları susturmaya çalışırken ter içinde kaldım. Murat ise telefonuna gömülmüş, olan biteni görmezden geliyordu.
Gece olunca çocuklar yatmak bilmedi. Ece odanın içinde zıpladı, Kerem pencereden dışarı bakıp “Anne, köyde kurt var mı?” diye sordu. Kayınvalidem kapıdan başını uzatıp “Sessiz olun biraz!” diye bağırdı. O an utancımdan yerin dibine girdim.
Sabah kahvaltısında ise patlama noktası geldi çattı. Kerem reçeli halıya döktü, Ece yumurtayı yere attı. Kayınvalidem sandalyesinden kalkıp ellerini beline koydu: “Ben bu kadarına dayanamam! Sizin çocuklarınız çok yaramaz! Benim evimde böyle olmaz!” dedi. Murat hemen araya girmeye çalıştı: “Anne, çocuk işte…” Ama kayınvalidem lafını kesti: “Benim evimde çocuk böyle olmaz! Ya çocuklarınıza sahip çıkarsınız ya da… Vallahi kusura bakmayın!”
O an gözlerim doldu ama ağlamamaya çalıştım. Çocuklar ise ne olduğunu anlamadan bana sarıldılar. Murat çaresizce bana baktı: “Ne yapalım?” dedi fısıltıyla. Ben de sessizce: “Toplanalım,” dedim.
Arabaya binerken kayınvalidem kapının önünde durdu, bize bakmadan “Yolunuz açık olsun,” dedi. O an içimde bir şeyler kırıldı. Yıllardır kurmaya çalıştığım o incecik köprü tamamen yıkılmıştı.
Yolda Murat sessizdi. Çocuklar ise neden erken döndüğümüzü sordular. Onlara cevap veremedim. İçimde hem öfke hem de büyük bir hüzün vardı. Bir anne olarak çocuklarımı korumak isterken, ailemin başka bir parçası tarafından dışlanmıştım.
O günden sonra kayınvalidemle ilişkimiz daha da soğudu. Murat arada sırada annesini aradı ama ben artık konuşmak istemedim. Çocuklar ise o günü hâlâ soruyor: “Anne, neden babaanne bizi istemedi?”
Şimdi düşünüyorum da… Bir ailede sevgi ve sabır olmadan huzur olur mu? Siz olsaydınız ne yapardınız? Çocuklarınızı mı korurdunuz yoksa aile büyüklerine boyun mu eğerdiniz?