“Ya O, Ya Ben!”: On Yıllık Sadakat ve Bir Seçimin Eşiğinde

“Ya o gider, ya ben!” Elif’in sesi mutfakta yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, ince belli camdan bir damla yere düştü. Pamuk, on yıldır yanımda olan kedim, koltuğun köşesinde ürkek gözlerle bana bakıyordu. O an, hayatımın en zor kararını vermek üzere olduğumu hissettim.

Elif’le tanışalı iki yıl olmuştu. Üniversiteden mezun olduktan sonra İstanbul’da bir reklam ajansında çalışmaya başlamıştım. Hayatımın en güzel dönemiydi; işim yolunda, ailem sağlıklıydı ve Pamuk’la küçük ama huzurlu bir evde yaşıyordum. Sonra Elif girdi hayatıma. Gözleriyle gülümseyen, neşeli, akıllı bir kadındı. Birlikte geçirdiğimiz her an, bana yeniden genç olduğumu hissettiriyordu.

Sekiz ay önce Elif’e birlikte yaşama teklifinde bulundum. Annem önce biraz burun kıvırdı: “Oğlum, daha yeni tanıştınız, acele etme.” Ama ben kararlıydım. Elif de öyle görünüyordu. Eşyalarını topladı, annesinin evinden çıkıp bana taşındı. Evimizde yeni bir düzen kurmaya başladık. Sabahları birlikte kahvaltı ediyor, akşamları diziler izliyor, hafta sonları Beşiktaş’ta yürüyüşe çıkıyorduk. Pamuk da aramızda dolaşıyor, bazen Elif’in kucağına kıvrılıyordu.

Ama zamanla bir şeyler değişmeye başladı. Elif’in gözlerinde huzursuzluk vardı. Pamuk’un tüyleri koltuklara yapışıyor, bazen gece miyavlayarak Elif’i uyandırıyordu. Bir sabah Elif sinirle banyodan çıktı: “Yeter artık! Her yerde tüy var. Sabah sabah alerjim tuttu.”

O gün ilk defa Pamuk’u başka bir odaya kapattım. İçim acıdı ama Elif’in gönlünü hoş tutmak istedim. Annem aradığında sesim titriyordu: “Anne, Elif Pamuk’u istemiyor galiba.” Annem sustu, sonra yavaşça dedi ki: “Evlat, sadakat kolay bulunmaz. İnsan da hayvan da olsa…”

Bir akşam işten eve döndüğümde Elif’i ağlarken buldum. “Ben bu evde kendimi misafir gibi hissediyorum,” dedi. “Her şey Pamuk’a göre ayarlanmış. Ben neredeyim bu evde?”

O an anladım ki mesele sadece bir kedi değildi. Elif kendini dışlanmış hissediyordu; evin duvarlarında Pamuk’un patileri kadar benim geçmişim de vardı. Eski fotoğraflar, Pamuk’un oyuncakları, duvarda asılı annemin ördüğü battaniye… Elif’in eşyaları ise bir köşede sıkışıp kalmıştı.

Bir gece tartışmamız büyüdü. “Senin için önemli olan ben miyim, yoksa bu kedi mi?” diye bağırdı Elif. “Onunla on yıl geçirdim,” dedim sessizce. “Seninle ise iki yıl…”

Ertesi sabah Elif valizini hazırlamaya başladı. “Ya Pamuk gider, ya ben,” dedi tekrar. O an içimde bir şeyler koptu. Pamuk mutfağın kapısında oturmuş, olan biteni anlamaya çalışıyordu.

İş yerinde kafam karmakarışıktı. Arkadaşım Burak’a anlattım durumu. “Abi,” dedi Burak, “ben olsam kediyi verirdim. Sonuçta insan ilişkisi başka.” Ama içimde bir huzursuzluk vardı. Pamuk’u barınağa bırakmak fikri midemi bulandırıyordu.

Akşam eve döndüğümde Elif salonda oturuyordu. Gözleri şişmişti ağlamaktan. “Sana haksızlık ettiğimi biliyorum,” dedi kısık sesle. “Ama bu evde kendime yer bulamıyorum.”

Birlikte oturup konuştuk o gece. Geçmişimi silip atmamı istiyordu benden; oysa geçmişim Pamuk’la örülüydü. Ona dedim ki: “Pamuk benim ailem gibi oldu artık. Onu bırakmak bana ihanet gibi gelir.”

Elif sessizce başını salladı. “Belki de ikimiz de hazır değiliz,” dedi ve ertesi sabah valizini alıp çıktı evden.

Ev sessizliğe gömüldü; Pamuk yanıma sokuldu, başını dizime koydu. Gözlerim doldu; hem Elif’i kaybetmenin acısı hem de Pamuk’u bırakmamanın huzuru iç içe geçti.

Günler geçti; annem aradı yine: “Oğlum, doğru olanı yaptın mı?”

Bilmiyorum anne… Doğru olan neydi? Sevgilim için geçmişimi silmek mi, yoksa sadık dostumu bırakmamak mı? Siz olsanız ne yapardınız?