Beş Gün Kaldı: Bir Kadının Sessiz Çığlığı
“Yeter artık, Zeynep! Bir gün de şu evde huzur olsun istiyorum!”
Murat’ın sesi mutfağın duvarlarında yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse yere düşecekti. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Sanki yıllardır biriktirdiğim sabır, o tek cümlede tuzla buz oldu. Oğlum Emir, masanın ucunda sessizce ödevini yapmaya çalışıyordu. Küçük kızım Elif ise, oyuncak bebeğini kucaklamış, gözleriyle bana bakıyordu. Onların yanında güçlü olmam gerekiyordu, ama içimdeki fırtına artık saklanamaz hale gelmişti.
Beş gün sonra yeni yıl… Herkes umutla, heyecanla yeni başlangıçlar hayal ederken, ben sadece bir gün daha huzurla geçsin diye dua ediyordum. Murat son haftalarda her şeye sinirlenir olmuştu. Ne yapsam yaranamıyordum. Yemeği beğenmez, çocukların sesinden şikayet eder, evin dağınıklığından yakınırdı. Sanki ben bu evin hizmetçisiymişim gibi davranıyordu. Oysa ben de yoruluyordum, ben de insanım.
Annem aradığında sesimi titrek bulmuş olacak ki, “Kızım iyi misin?” diye sordu. “İyiyim anneciğim, sadece biraz yorgunum,” dedim. Yalan söyledim. Çünkü anneme bile anlatmaya utanıyordum yaşadıklarımı. Bizim mahallede kadınlar kocalarından şikayet etmezdi. Hele ki çocukların yanında… Ama ben artık dayanamıyordum.
O gece Murat yine geç geldi. Kapıdan girer girmez suratını astı. “Yemek hazır mı?” dedi soğuk bir sesle. “Hazır,” dedim usulca. Sofraya oturduğumuzda Elif heyecanla okulda öğrendiği bir şarkıyı söylemek istedi. Murat kaşlarını çattı: “Şimdi sırası mı Elif? Babanın başı ağrıyor!” Kızımın gözleri doldu, sesi titredi: “Özür dilerim baba…”
İşte o an içimdeki isyan büyüdü. Çocuklarımın gözünde korku görmek istemiyordum artık. Onların mutlu olması için her şeyi yapmaya razıydım ama Murat’ın öfkesi evimizi karanlığa boğuyordu.
Gece herkes uyuduktan sonra mutfağa geçtim. Işığı açmadan pencerenin önüne oturdum. Dışarıda kar taneleri usulca düşüyordu. Sessizliğin içinde kendi iç sesimi duydum: “Zeynep, ne zamana kadar böyle sürecek? Çocukların için mi susuyorsun, yoksa korktuğun için mi?”
Ertesi sabah Emir’in öğretmeni aradı. “Zeynep Hanım, Emir bu aralar çok içine kapanık. Bir sorun mu var?” dedi endişeyle. Kalbim sıkıştı. Oğlumun da bu yükü taşıdığını anlamıştım ama yüzleşmekten korkuyordum.
O gün Murat işteyken çocuklarla konuşmaya karar verdim. Elif’e sarıldım: “Kızım, baban sana bağırınca ne hissediyorsun?” Elif başını eğdi: “Korkuyorum anne… Bazen de üzülüyorum.” Emir ise sessizce ağlamaya başladı: “Anne, babam bizi sevmiyor mu?”
O an yüreğim paramparça oldu. Onlara sarıldım, gözyaşlarımı tutamadım: “Babanız sizi çok seviyor ama bazen insanlar duygularını yanlış gösterirler.” Kendime bile inandıramadığım bir yalandı bu.
Akşam Murat eve geldiğinde çocuklar odalarına kaçtı. Ben ise sofrayı hazırlarken ellerim titriyordu. Murat tabağına bakıp homurdandı: “Yine mi mercimek çorbası? Başka bir şey yapmayı bilmiyor musun?”
İçimdeki sabır taşı çatladı: “Murat, çocukların önünde bana böyle konuşma artık! Yeter!” dedim yüksek sesle.
Bir anlık sessizlik oldu. Murat şaşkınlıkla bana baktı: “Sen bana karşı mı geliyorsun şimdi?”
“Hayır, sadece artık saygısızlığına tahammül edemiyorum,” dedim gözyaşlarımı saklamadan.
O gece Murat ilk kez sessiz kaldı. Ben ise çocuklarıma sarılıp ağladım. Ertesi sabah anneme gitmeye karar verdim. Çocukları okula bıraktıktan sonra annemin kapısını çaldım. Beni görünce hemen içeri aldı.
“Anne, ben çok yoruldum,” dedim hıçkırarak.
Annem saçımı okşadı: “Kızım, kimse için kendini harcama. Çocukların için güçlü ol ama kendini de unutma.”
O gün annemle uzun uzun konuştuk. Bana destek oldu, güç verdi. Eve dönerken içimde bir karar vardı artık: Ya Murat değişecek ya da ben bu evde daha fazla mutsuz olmayacaktım.
Yeni yıl gecesi geldiğinde sofrayı hazırladım ama içimde bir burukluk vardı. Çocuklar heyecanla geri sayım yaparken Murat yine somurtuyordu. Saat on ikide herkes birbirine sarılırken ben Murat’a baktım: “Murat, bu yıl değişmek zorundayız. Yoksa bu aile dağılacak.”
Murat ilk kez gözlerimin içine baktı ve sustu.
Şimdi size soruyorum: Bir kadın ne kadar susmalı? Çocuklarımızın mutluluğu için neleri feda etmeli? Yoksa bazen susmak en büyük kötülük mü?