Kızım Beni Kötü Bir Büyükanne Olarak Görüyor: Torunlarıma Bakmayı Reddettim
“Anne, sen nasıl bir büyükanne oldun? Herkes torununa bakıyor, sen neden bakmıyorsun?”
Kızım Elif’in sesi, mutfağın duvarlarında yankılandı. O an, ellerimden çay bardağı kayıp yere düştü. Cam kırıklarının çıkardığı ses, içimdeki huzursuzluğu daha da büyüttü. Yıllardır bu evde, bu mutfakta nice fırtına atlattım ama hiçbirinde kendimi bu kadar çaresiz hissetmemiştim.
Ben, Ayşe. Altmış beş yaşındayım. Hayatım boyunca çalıştım; önce tarlada, sonra fabrikada, en sonunda da bir devlet dairesinde temizlikçi olarak emekli oldum. Eşim Mehmet’le kırk yılı devirdik. O şimdi emekli, evde oturuyor. Ben ise hâlâ haftada üç gün komşunun dükkanında temizlik yapıyorum. Biraz para kazanmak, biraz da evdeki sessizliği dağıtmak için.
Kızım Elif ise iki çocuk annesi. Eşi Serkan’la İstanbul’da yaşıyorlar. Elif’in işi yoğun; sabah erkenden çıkıyor, akşam geç dönüyor. Torunlarım Zeynep ve Kerem daha çok küçükler. Elif benden torunlara bakmamı istediğinde, içimde bir fırtına koptu. Çünkü ben artık yoruldum. Yıllarca herkes için yaşadım; şimdi biraz da kendim için yaşamak istiyorum.
Ama bunu Elif’e anlatmak ne mümkün! “Anne, herkesin annesi torununa bakıyor. Sen neden istemiyorsun? Benim çocuklarım sana yük mü?” dediğinde gözleri doldu. O an içim parçalandı ama yine de kararımı değiştiremedim.
“Bak kızım,” dedim titreyen sesimle, “Ben seni büyütürken de tek başıma mücadele ettim. Şimdi de kendi ayaklarının üzerinde duruyorsun. Ben artık çok yoruldum. Biraz da kendime vakit ayırmak istiyorum.”
Elif’in yüzü asıldı. “Senin annen bana hiç yardım etmedi diye mi böyle yapıyorsun? Ben sana ne yaptım?”
O an sustum. Çünkü ne söylesem eksik kalacaktı. Annem bana hiç yardım etmedi, doğru. Ama ben Elif’e elimden gelen her desteği verdim yıllarca. Üniversiteye gitmesi için gece gündüz çalıştım, düğününü yaptık, evine eşya aldık… Şimdi ise tek istediğim biraz huzur.
Mehmet araya girdi: “Elif kızım, annen haklı. Biz de yaşlandık artık. Senin çocukların bizim çocuklarımız değil mi? Seviyoruz ama bakmak başka bir şey.”
Elif’in gözlerinden yaşlar süzüldü: “Siz de mi? Ben ne yapacağım şimdi? Kreşler çok pahalı, bakıcıya güvenemiyorum… Herkesin annesi torununa bakıyor, benimkiler istemiyor.”
O gece Elif kapıyı çarpıp gittiğinde, Mehmet’le baş başa kaldık. Sessizce oturduk bir süre. Sonra Mehmet elimi tuttu: “Ayşe, doğru olanı yaptın. Bizim de hakkımız var biraz dinlenmeye.”
Ama içimde bir sızı vardı. Anneliğimden utanır gibi hissettim kendimi. Ertesi gün komşu Hatice’ye anlattım durumu.
“Sen de haklısın Ayşe abla,” dedi Hatice, “Ama bizim toplumda kadınların sırtına yük biniyor hep. Toruna bakmak sanki mecburmuş gibi…”
Eve döndüğümde Elif’ten bir mesaj geldi: “Anne, seni anlamaya çalışıyorum ama çok kırıldım.”
Günler geçti, Elif aramadı. Torunlarımı göremedim. Her akşam onların fotoğraflarına bakıp ağladım. Mehmet de sessizleşti; evde bir ağırlık vardı sanki.
Bir gün kapı çaldı. Elif ve çocuklar kapıda duruyordu. Zeynep koşup boynuma sarıldı: “Babaanneee!”
Elif gözlerini kaçırdı: “Çocuklar seni çok özledi.”
Onları içeri aldım, çay koydum. Zeynep ve Kerem oyuncaklarla oynarken Elif’le baş başa kaldık.
“Anne,” dedi sessizce, “Belki de seni çok zorladım. Ama ben de çok yalnız hissediyorum kendimi.”
O an Elif’in elini tuttum: “Kızım, ben seni hiç yalnız bırakmadım ki… Sadece artık gücüm kalmadı.”
Bir süre sessizce oturduk. Sonra Elif başını kaldırdı: “Ben de annelikten yoruldum bazen… Ama kimseye söyleyemiyorum.”
İşte o an anladım ki; biz kadınlar hep güçlü olmak zorundaymışız gibi davranıyoruz ama aslında hepimiz yorgunuz.
O günden sonra Elif’le daha çok konuştuk; duygularımızı paylaştık. Torunlarımı daha az görebiliyorum belki ama her görüşmemiz daha kıymetli oldu.
Şimdi bazen kendi kendime soruyorum: Bir kadının kendi hayatını istemesi bencillik mi? Yoksa yıllarca başkaları için yaşadıktan sonra biraz huzur istemek hakkımız mı? Siz olsanız ne yapardınız?