Kayınvalidemin Hediyesi: İlk Sevincimizi Gölgeleyen O An
“Bunu açmadan önce iki kere düşünün,” dedi kayınvalidem, elindeki gösterişli paketi bana uzatırken. Salonda herkesin gözü üzerimizdeydi; annem, babam, eşim Emre ve altmış davetli. Düğünümüzün en coşkulu anıydı; gülüşmeler, alkışlar, gözyaşları birbirine karışıyordu. Ama o an, zaman sanki ağırlaştı. İçimde bir huzursuzluk kıpırdadı. Emre’nin elini sıktım, o ise bana güven dolu bir bakış attı. Paketi açarken ellerim titriyordu.
Kutunun içinden eski, yıpranmış bir defter çıktı. Üzerinde Emre’nin çocukluk fotoğrafı vardı. Herkes şaşkınlıkla bakarken kayınvalidem yüksek sesle konuşmaya başladı: “Bu defterde Emre’nin çocukluğundan beri tuttuğum tüm notlar var. Hangi kızlarla görüştü, hangi hataları yaptı, hangi başarıları oldu… Şimdi bu defteri sana devrediyorum, çünkü artık onun hayatında sen varsın.”
Salonda bir uğultu yükseldi. Annem utançtan başını öne eğdi, babam ise dişlerini sıktı. Emre’nin yüzü bembeyaz kesilmişti. Ben ise ne hissedeceğimi bilemedim; öfke, şaşkınlık ve utanç birbirine karıştı. “Teşekkür ederim,” diyebildim sadece, sesim titreyerek.
O gece eve döndüğümüzde Emre suskunluğunu bozdu: “Annemin böyle bir şey yapacağını tahmin etmeliydim. Hep hayatıma müdahale etti, ama bu kadarı fazlaydı.”
Defteri açtım. Sayfalar arasında Emre’nin eski sevgilileriyle ilgili notlar, okulda yaşadığı sıkıntılar, hatta bana evlenme teklif ettiği gün bile yazılmıştı: “Bugün Emre bana evlenmek istediğini söyledi. Kızdan pek hoşlanmadım ama bakalım…”
Gözlerim doldu. “Beni hiç istememişsin,” dedim Emre’ye. O ise çaresizce başını salladı: “Sana inanmıyor değilim ama annem… O hep böyleydi.”
Ertesi gün kahvaltıda annemle babam da geldi. Annem gözyaşlarını tutamıyordu: “Kızım, bu nasıl bir hediye? İnsan evladının özelini böyle ortaya döker mi?” Babam ise öfkeyle masaya vurdu: “Bu aileyle nasıl geçineceksiniz?”
Emre araya girdi: “Baba, lütfen! Ben Elif’i seviyorum. Annemin yaptığı yanlış ama biz birlikteyiz.”
Ama annem haklıydı; o günden sonra kayınvalidemle aramızda görünmez bir duvar örüldü. Her bayramda, her aile yemeğinde o defterin gölgesi üzerimizdeydi. Kayınvalidem her fırsatta laf sokar, eski defterden alıntılar yapardı: “Emre küçükken de böyle inatçıydı, bak defterde yazıyor.”
Bir gün dayanamadım, kayınvalidemi aradım: “Lütfen artık özelimizi karıştırmayın. Biz kendi hayatımızı kurmak istiyoruz.”
O ise alaycı bir kahkaha attı: “Sen daha çok gençsin Elif. Aile olmak kolay mı sanıyorsun? Ben oğlumu korumak zorundayım.”
O gece Emre’yle uzun uzun konuştuk. “Belki de ayrı eve çıkmalıyız,” dedi Emre. Ama İstanbul’da kiralar ateş pahasıydı; maaşlarımız yetmiyordu. Mecburen aynı apartmanda yaşamaya devam ettik.
Her gün yeni bir tartışma çıkıyordu. Kayınvalidem kapımızı çalar, “Bugün ne pişirdin? Emre sebze sevmez, unutma!” derdi. Bazen de komşulara laf taşırdı: “Elif’in yemekleri pek güzel olmuyor galiba…”
Bir akşam Emre işten geç geldi. Yorgun ve moralsizdi. “Annem yine mi bir şey dedi?” diye sordum. Başını öne eğdi: “Sana haksızlık ediyoruz Elif. Sen bunları hak etmiyorsun.”
Gözyaşlarımı tutamadım: “Ben seninle evlenirken mutlu olacağımızı sanmıştım. Ama her gün biraz daha yalnız hissediyorum.”
O gece defteri yaktık. Balkonun köşesinde sayfalar alev aldı, anılar kül oldu. Ama içimizdeki yara hâlâ kanıyordu.
Bir sabah kapımız çalındı; kayınvalidem elinde yeni bir defterle gelmişti: “Bunu da mı yakacaksınız?” dedi soğuk bir sesle.
O an anladım ki bazı insanlar asla değişmiyor. Aile olmak sadece kan bağıyla olmuyormuş; bazen en yakınınız bile sizi en çok yaralayan kişi olabiliyormuş.
Şimdi düşünüyorum da… Siz olsaydınız ne yapardınız? Sevdiğiniz insan için nereye kadar mücadele ederdiniz?