Bana Babamı Unutturan Adam: Kayınpederimle Yeniden Başlayan Hayatım
“Sen hâlâ babanın yokluğunu bahane mi ediyorsun, Oğuz?” Kemal Bey’in sesi mutfakta yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse yere düşecekti. Annemle babamın kavgasını ilk kez izlediğimde on yaşındaydım; o gün bugündür yüksek ses beni hep ürkütür. Ama Kemal Bey’in sesi öyle öfke dolu değildi, daha çok içten bir sitem, bir uyarı gibiydi. Yine de içimdeki çocuk, babasızlığın verdiği o boşlukla irkildi.
Babamı kaybettiğimde on altı yaşındaydım. O gün, annemin gözyaşlarıyla karışık feryadı hâlâ kulaklarımda: “Oğuz, baban gitti!” O günden sonra çocukluğum bitti. Anneme destek olmak için okulu bırakıp bir nalburda çalışmaya başladım. Her sabah işe giderken, babamın eski ceketini giyer, onun kokusunu içime çekerdim. Ama hiçbir şey o eksikliği dolduramadı.
Yıllar geçti, hayat beni İstanbul’a savurdu. Üniversiteyi dışarıdan bitirdim, bir muhasebe ofisinde iş buldum. Sonra Elif’le tanıştım. Elif’in gözleri bana huzur verdi; onun yanında kendimi ilk kez güvende hissettim. Ailesiyle tanışmaya gittiğimde ise bambaşka bir sınav bekliyordu beni.
Kemal Bey, Elif’in babası… İlk karşılaşmamızda bana uzun uzun baktı. Gözlerinde hem merak hem de bir baba ciddiyeti vardı. “Oğlum, aileni anlat bakalım,” dedi. Boğazım düğümlendi. Babamdan bahsederken sesim titredi. O an Kemal Bey’in gözlerinde bir yumuşama hissettim ama hemen toparlandı.
Evlendik. Elif’le yeni bir hayata başladık ama içimdeki boşluk hâlâ oradaydı. Kayınpederimle aramızda mesafe vardı; ben ona yaklaşmaya korkuyordum, o ise bana nasıl yaklaşacağını bilmiyordu sanki.
Bir akşam, Elif hastalandı. Gece yarısı ateşi yükseldi, panikledim. Ne yapacağımı bilemedim; annemi aramak istedim ama Elif’in “Babamı ara,” demesiyle elim telefona gitti. Kemal Bey on dakika sonra kapımızdaydı. Elif’i hastaneye götürdük, ben arabada sessizce ağladım. Kemal Bey omzuma dokundu: “Korkma oğlum, buradayım.” O an, yıllardır duymadığım bir güven duygusu içimi sardı.
O günden sonra aramızda görünmez bir bağ oluştu. Bazen işten geç çıkınca bana yemek bırakırdı; bazen hafta sonları birlikte balık tutmaya giderdik. Bir gün oltalarımızı denize sallarken bana dedi ki: “Oğuz, insan bazen kaybettiklerinin yasını tutarken önündekileri göremiyor.”
Ama her şey bu kadar kolay değildi. Annemle aramda soğukluk başlamıştı; evlenip İstanbul’a taşındığım için bana kırgındı. Bir gün telefonda bana, “Sen artık bizim oğlumuz değilsin,” dediğinde içimdeki yara yeniden kanadı. O gece Kemal Bey’e gittim, anlatmak istedim ama kelimeler boğazımda düğümlendi.
Kemal Bey çay koydu, karşıma oturdu: “Oğuz, anneler bazen sevgilerini yanlış gösterirler. Senin annen de seni kaybetmekten korkuyor.”
“Peki ya ben? Ben hep kaybettim… Babamı, çocukluğumu, şimdi de annemi…”
Kemal Bey gözlerimin içine baktı: “Kaybetmek bazen kazanmaktır oğlum. Sen şimdi yeni bir aile kurdun. Eski yaralarınla barışmadan yenilerini büyütemezsin.”
O gece sabaha kadar düşündüm. Annemi aradım, özür diledim. O da ağladı, ben de ağladım. Kemal Bey’in sözleri kulağımda çınlıyordu: “Aile olmak affetmektir.”
Bir gün Elif’le tartıştık; işten yorgun gelmiştim, o da evdeki sorunlardan şikayetçiydi. Sesler yükseldi, kapıyı çarpıp çıktım. Yine Kemal Bey’in evine gittim. Kapıyı açınca şaşırmadı bile: “Gel oğlum, anlat bakalım.”
Ona her şeyi anlattım; kendimi yetersiz hissettiğimi, Elif’i mutlu edemediğimi… Kemal Bey gülümsedi: “Bak Oğuz, ben de gençken çok hata yaptım. Ama önemli olan hatadan dönmek ve sevdiklerine sahip çıkmak.”
Birlikte sabaha kadar tavla oynadık; bana çocukluğumda babamla oynadığım günleri hatırlattı. O an anladım ki Kemal Bey sadece kayınpederim değil, bana yeniden baba olmuştu.
Yıllar geçti; Elif’le iki çocuğumuz oldu. Kemal Bey torunlarına masallar anlattı, bana ise hayatın masal olmadığını ama yine de güzel olduğunu öğretti.
Geçen yıl Kemal Bey hastalandı; hastanede başında beklerken elini tuttum: “Bana babamı unutturdun,” dedim gözlerim dolu dolu.
Gülümsedi: “Sen de bana oğul olmayı hatırlattın.”
Şimdi her şey geride kaldı ama içimde hâlâ şu soru var: Bir insan kaybettiklerinin ardından ne kadar süre yas tutmalı? Yoksa hayat bize yeni aileler sunarken geçmişi affetmeyi öğrenmeli miyiz? Siz olsanız ne yapardınız?