Bir Evim Olmadan, Bir Yuvam Olur mu?
“Nerede kaldın yine, Zeynep? Telefonun neden kapalıydı?” Annemin sesi, mutfağın kapısından taşan öfkeyle yankılandı. Kapının önünde, elimde eski sırt çantam, ayakkabılarım çamur içinde, başımı eğmiş bekliyordum. İçimde biriken kelimeler boğazıma düğümlendi. Babam gazeteyi masaya bıraktı, gözlüğünü çıkardı. “Kızım, bu saatte eve gelinir mi? Üniversiteye başladığından beri iyice değiştin.”
O an, içimdeki fırtına patladı. “Anne, baba… Benim yurttan atıldığımı bilmiyorsunuz bile! Üç haftadır arkadaşlarımda kalıyorum. Her gece başka bir yerde uyuyorum. Sadece bir anahtarım yok, bir odam yok; sanki evsizim!”
Annemin yüzü bembeyaz oldu. Babam ise önce anlamadı, sonra gözleri doldu. “Nasıl yani? Yurt dedikleri yerden mi attılar seni?”
Gözyaşlarımı tutamadım. “Evet! Yedek listeden girmiştim zaten. Sonra yeni gelenler için yer açacaklarmış. Bana da ‘Bir hafta içinde çık’ dediler. O günden beri Elif’te, bazen Melis’te kalıyorum. Kimseye yük olmak istemiyorum ama başka çarem yok.”
Babam başını ellerinin arasına aldı. Annem ise hemen telefona sarıldı, “Ben şimdi müdürü ararım!” diye bağırdı. “Anne, lütfen! Daha da kötü olur. Arkadaşlarımın yanında kalmak bile zor; herkesin ailesi arıyor, ‘Kızım neredesin?’ diye soruyor. Ben ise onlara yalan söylüyorum.”
O an annem sustu. Babam ise derin bir nefes aldı. “Kızım, neden bize söylemedin?”
“Çünkü utanıyorum! Herkesin bir odası var, bir anahtarı var. Ben ise her sabah çantamı sırtlanıp nereye gideceğimi düşünüyorum. Kendimi serseri gibi hissediyorum.”
Annem yanıma geldi, sarıldı. “Sen bizim kızımızsın, asla serseri değilsin!”
Ama içimdeki boşluk büyüyordu. Üniversiteye büyük hayallerle başlamıştım: Kendi odamda ders çalışacak, yeni arkadaşlar edinecek, özgür olacaktım. Ama barınma kriziyle yüzleşince her şey altüst oldu. Devlet yurdunda yer bulmak imkânsızdı; özel yurtlar ise ateş pahasıydı. Ev tutmak desen, üç öğrenci bir araya gelse bile kira yetmiyordu.
Bir gün Elif’in evinde kalırken, annesi bana şöyle dedi: “Kızım, annen baban merak etmiyor mu seni?” O an içimden geçenleri anlatamadım. Herkesin ailesiyle ilişkisi farklıydı; benimkiler de bana güveniyordu ama ben onları üzmek istemiyordum.
Bir gece Melis’in evinde uyandığımda, tavanı izlerken düşündüm: “Benim de bir yuvam olmalıydı.” Sabahları başka evlerin mutfağında kahvaltı hazırlarken kendimi misafir gibi hissediyordum. Kendi evimdeki gibi rahat olamıyordum; bazen banyoya bile çekinerek giriyordum.
Bir gün üniversitede kantinde otururken, arkadaşlar arasında konuşulan konular hep aynıydı: “Sen nerede kalıyorsun?” “Ev bulabildin mi?” “Yurt çıkmadı bana da.” Herkesin ortak derdi barınmaydı ama kimse yüksek sesle konuşmaya cesaret edemiyordu.
Bir akşam babamla yürüyüşe çıktık. Sessizlik içinde yürüdük uzun süre. Sonra babam durdu, bana döndü: “Kızım, biz sana güveniyoruz ama bu şehirde tek başına kalman bizi korkutuyor.”
“Baba, ben de korkuyorum aslında… Ama başka çarem yoktu.”
Babam gözlerini kaçırdı. “Bizim zamanımızda böyle değildi. Öğrenci evi bulmak kolaydı; şimdi herkes kira derdinde.”
O an babamın da çaresizliğini gördüm. Sadece ben değil, ailem de bu yükü taşıyordu.
Bir gün üniversitede bir afiş gördüm: “Barınma Hakkı Hepimizin!” Bir grup öğrenci parkta çadır kurmuştu; seslerini duyurmak istiyorlardı. Yanlarına gittim, hikâyemi anlattım. Onlar da benim gibi hissediyordu: Bir anahtara sahip olmanın ne kadar değerli olduğunu ancak kaybedince anlıyorduk.
O gece eve döndüğümde annemle uzun uzun konuştuk.
“Anne,” dedim, “Ben sadece bir oda istiyorum; kendime ait bir alan… Sadece başımı koyacak bir yastık.”
Annem gözyaşlarını sildi. “Kızım, biz elimizden geleni yaparız ama bu ülkede genç olmak çok zor.”
Ertesi gün babam bankadan kredi çekmeye çalıştı; ama maaşı yetmediği için onaylanmadı. Annem komşulara danıştı; kimse uygun fiyatlı bir ev bilmiyordu.
Bir akşam ailecek otururken babam şöyle dedi: “Belki köydeki evi satıp sana burada bir oda açabiliriz.” Annem hemen karşı çıktı: “O ev dedenin yadigârı! Satılır mı hiç?”
Aile içinde tartışmalar büyüdü; herkes kendi çözümünü önerdi ama hiçbir yol kolay değildi.
Bir gün üniversitede hocamla konuştum. Ona durumumu anlattım.
“Zeynep,” dedi hoca, “Senin gibi kaç öğrenci var biliyor musun? Barınma hakkı temel bir insan hakkıdır ama kimse bunun için mücadele etmiyor.”
O an karar verdim: Sesimi duyuracaktım.
Sosyal medyada hikâyemi paylaştım; binlerce kişi mesaj attı: “Ben de aynı durumdayım.” Bazıları çözüm önerdi; bazıları ise sadece destek oldu.
Bir gün belediyeden biri aradı: “Geçici misafirhane açıyoruz; istersen başvurabilirsin.” Gittim, başvurdum; ama sıra çok uzundu.
Her gece başka bir yerde uyurken şunu düşündüm: Bir anahtara sahip olmak lüks olmamalıydı.
Ailemle ilişkimiz bu süreçte çok değişti; artık daha açık konuşuyorduk ama hâlâ çözüm bulamamıştık.
Bir sabah annem kahvaltıda bana şöyle dedi: “Kızım, senin yerinde olsam ben de aynı mücadeleyi verirdim.” Babam ise elimi tuttu: “Biz senin yanındayız.”
Ama biliyorum ki bu sadece benim değil, binlerce gencin hikâyesi…
Şimdi size soruyorum: Siz hiç kendinizi evsiz hissettiniz mi? Bir anahtarınız olmadığı için utandığınız oldu mu? Benim gibi hisseden var mı?