Bir Kadınlar Günü Sabahı: Marziye’nin Sessiz Çığlığı
“Marziye, iyi misin? Lütfen aç kapıyı!” Ellerim titreyerek banyoya vurdum. İçeriden tek bir ses gelmiyordu. Annem mutfakta telaşla çay demlerken, babam her zamanki gibi gazeteye gömülmüş, olan bitenden bihaberdi. O sabah, 8 Mart Kadınlar Günü’ydü ama evimizde kutlama havası yoktu; aksine, ağır bir sessizlik vardı.
Bir gece önce, sofrada yine tartışma çıkmıştı. Babam, Marziye’nin üniversiteye gitmek istemesine karşı çıkmış, “Kız kısmı okuyup da ne olacak? Evlenip gidecek zaten!” demişti. Annem ise her zamanki gibi arada kalmış, “Kızım, babanı üzme,” demekle yetinmişti. Marziye ise gözyaşlarını tutamamıştı. O an içimde bir şeyler kırılmıştı; çünkü ben de yıllar önce aynı cümleleri duymuştum.
Sabah olduğunda, Marziye’nin odası bomboştu. Banyodan su sesi gelmiyordu, sadece derin bir sessizlik vardı. Kapının önünde dizlerimin üzerine çöktüm. “Marziye, bak korkutuyorsun beni. Ne olur aç şu kapıyı!” dedim. Annem sesimi duyup geldi, gözleri endişeyle doluydu. “Ne oldu kızım?” dedi fısıltıyla. “Bilmiyorum anne, açmıyor kapıyı.”
Babam ise hâlâ gazeteye gömülmüş, “Sabah sabah ne bu gürültü?” diye bağırdı. Annem ona ters ters baktı ama bir şey diyemedi. O an içimdeki öfke kabardı. “Baba, Marziye kendini iyi hissetmiyor!” dedim yüksek sesle. Babam başını kaldırıp bana baktı, yüzünde bir anlık endişe belirdi ama hemen toparlandı: “Kız kısmı naz yapar, bırak açar şimdi.”
Ama ben biliyordum; bu sadece naz değildi. Marziye’nin gözlerinde aylardır bir hüzün vardı. Okuldan döndüğünde odasına kapanıyor, kimseyle konuşmuyordu. Arkadaşlarıyla buluşmak istediğinde babam izin vermiyor, annem ise sessizce gözyaşı döküyordu.
Kapının önünde beklerken aklıma kendi gençliğim geldi. Ben de üniversiteyi kazanmıştım ama babam izin vermemişti. “Kız kısmı uzaklara gidemez,” demişti. O gün hayallerimi gömmüştüm. Şimdi Marziye aynı yolda yürüyordu ve ben ona yardım edememenin acısıyla yanıyordum.
Birden içeriden hafif bir hıçkırık sesi duydum. “Marziye, lütfen… Bak korkutuyorsun bizi,” dedim tekrar. Kapının altından bir gölge geçti; Marziye yere oturmuştu belli ki. Annem kapıya yaslandı, “Kızım, ne olur aç kapıyı,” dedi ağlamaklı bir sesle.
Bir süre sonra kapı yavaşça aralandı. Marziye’nin gözleri kıpkırmızıydı, yüzü bembeyazdı. Annem hemen sarıldı ona. “Korkuttun bizi yavrum,” dedi titrek bir sesle.
Marziye başını annemin omzuna koydu ve sessizce ağladı. Ben de yanlarına çömeldim, saçlarını okşadım. O an içimdeki öfke yerini çaresizliğe bıraktı.
Babam kapının önüne geldiğinde üçümüzü yerde otururken buldu. Bir an duraksadı, sonra yüzünü buruşturdu: “Ne bu haliniz? Sabah sabah ağlamak da neymiş?”
Marziye başını kaldırıp babama baktı; ilk defa bu kadar cesur gördüm onu: “Baba, ben okumak istiyorum! Hayallerim var! Sadece evlenip gitmek istemiyorum!”
Babam bir an afalladı. Annem ise kızının elini tuttu daha sıkı. Ben de destek verdim: “Baba, lütfen… Ben de zamanında okumak istedim ama izin vermedin. Şimdi Marziye’nin önünü kesme.”
Babam derin bir nefes aldı, gözleri doldu ama belli etmemeye çalıştı: “Ben sizin kötülüğünüzü ister miyim? Kız kısmı kolay kandırılır… Sizi korumak istiyorum.”
Marziye gözyaşlarını sildi: “Baba, beni korumak istiyorsan bana güven! Beni eve hapsetmek değil, hayallerimi desteklemek korumaktır.”
O an evde bir sessizlik oldu. Annem başını eğdi, ben ise babama baktım; ilk defa onun da çaresiz olduğunu gördüm.
O gün Kadınlar Günü’ydü ama evimizde çiçekler yerine gözyaşı vardı. Akşam olduğunda annem sofrayı kurarken bana fısıldadı: “Kızım, baban düşündü bugün çok… Belki de haklısınız.”
Gece Marziye’yle odasında konuştuk. “Ablacığım,” dedi bana, “Sen olmasaydın dayanamazdım.” Elini tuttum: “Biz kadınlar birbirimize destek olmazsak kim olacak?”
Ertesi sabah babam erkenden kalkıp Marziye’nin odasına gitti. Kapıyı tıklattı ve içeri girdi. Biz annemle mutfakta endişeyle bekledik. Birkaç dakika sonra Marziye’nin sesi geldi: “Teşekkür ederim baba…”
Babam mutfağa geldiğinde gözleri hafifçe kızarmıştı: “Kızınız üniversiteye gidecekmiş… Hakkını helal etsin bana.” Annem ağlamaya başladı; ben ise içimde tarifsiz bir sevinç hissettim.
O gün anladım ki; bazen en büyük savaşlarımız ailemizle oluyor ve en çok da sevdiklerimizi ikna etmek için mücadele ediyoruz.
Şimdi size soruyorum: Siz hiç ailenizle hayalleriniz için savaştınız mı? Bir kadının hayalleri için verdiği mücadeleyi anlamak neden bu kadar zor?