Babamın Sessizliği: Bir Affın Hikayesi

— Teyze, lütfen biraz kenara çekilin! — Ambulans görevlisinin sesiyle irkildim. Babamın elini sımsıkı tutuyordum, sanki bırakınca sonsuza dek kaybolacakmış gibi. Gözlerimden yaşlar süzülürken, dudaklarım titreyerek dua ediyordu: “Allah’ım, ne olur babamı benden alma. Ona söyleyemediklerimi söyleyeyim, ona sarılayım, ne olur…”

Babam gözlerini kapamıştı. Yüzünde tuhaf bir huzur vardı, sanki yıllardır taşıdığı yüklerden kurtulmuş gibiydi. O an, çocukluğumdan beri ilk defa bu kadar çaresiz hissettim. Annem yıllar önce bizi terk ettiğinde, babamla aramızda görünmez bir duvar örülmüştü. O duvarı hiç yıkamadık. Ben büyüdükçe, babam daha da içine kapandı; ben ise ona öfkelendim, suçladım, bağırdım…

— Zeynep, bak bana! — Ambulans görevlisi tekrar seslendi. — Babana seslen, bazen hastalar yakınlarının sesini duyunca tepki verebiliyorlar.

Titreyen ellerimle babamın yanağına dokundum. — Baba… Ben buradayım. Lütfen uyan… Sana kızdığım için özür dilerim. Annemi suçladığın için sana kızdım ama şimdi anlıyorum… Herkesin bir hikayesi varmış.

Ambulans sarsılarak hastanenin acil girişine yanaştı. Kapılar açıldı, sedyeyi hızla içeri aldılar. Ben de peşlerinden koştum. Koridorda beklerken, yıllardır içimde biriktirdiğim öfke ve pişmanlıklar boğazıma düğümlendi. Babamla son konuşmamızda yine tartışmıştık. Ben üniversiteyi bırakıp çalışmak istemiştim; o ise “Senin yerin mutfak değil, masa başı!” diye bağırmıştı. O an ona ne kadar kırıldığımı hatırladım.

Hastane koridorunda otururken, halam Ayşe yanımda belirdi. Gözleri şişmişti. — Zeynep, baban güçlüdür. Sen de güçlü olmalısın.

Başımı salladım ama içimde fırtınalar kopuyordu. Halam devam etti: — Baban annene çok aşıktı biliyor musun? Annem gidince yıkıldı. Sana hiç anlatmadı ama geceleri gizli gizli ağlardı.

Gözlerim doldu. Babamı hep sert, otoriter biri olarak görmüştüm. Onun da acıları olduğunu hiç düşünmemiştim.

Doktor kapıdan çıktı: — Yakınları kim?

— Benim, kızı Zeynep.

— Durumu kritik. Kalp krizi geçirmiş. Şu an yoğun bakımda. Dua edin.

Dizlerimin bağı çözüldü. Halam beni tuttu. — Hadi gel, biraz su içelim.

Su içmek… Ne kadar basit bir şeydi ama boğazımdan geçmedi. Halama döndüm: — Halam, ben babama çok haksızlık ettim galiba.

O başını salladı: — Hepimiz hata yaparız kızım. Önemli olan zamanında fark etmek.

Gece boyunca hastane koridorunda bekledim. Her geçen dakika geçmişe dair anılar zihnimde canlandı: Babamın bana bisiklet sürmeyi öğrettiği gün… Annemin gidişiyle evdeki sessizlik… Babamın bana ilk defa “Aferin kızım” dediği o gururlu bakış… Ve son tartışmamızda söylediğim ağır sözler: “Senin yüzünden annem gitti!”

O cümle hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu. Oysa annem gitmişti ve babam da gitmek üzereydi…

Sabah ezanı okunurken doktor tekrar çıktı: — Kızım, baban seni görmek istiyor.

Yatağının başına koştum. Babam zayıf bir sesle konuştu: — Zeynep… Kızım…

Gözyaşlarımı tutamadım: — Baba, ne olur affet beni… Sana çok haksızlık ettim.

Babam elimi tuttu: — Ben seni hep affettim kızım… Sen kendini affet.

O an içimde bir şeyler kırıldı ve yeniden inşa oldu sanki. Babamın gözlerinde ilk defa gerçek bir sevgi gördüm.

Bir hafta boyunca hastanede kaldık. Her gün babamla konuştum; geçmişi, annemi, hayallerimizi… Birbirimizi yeniden tanıdık. Babam bana gençliğinde yazdığı ama hiç kimseye göstermediği şiirleri okudu. Ben ona üniversiteye geri dönmek istediğimi söyledim; o da gözleri dolarak “Senin mutlu olman yeter” dedi.

Babam taburcu olduğunda evimize döndük ama her şey değişmişti artık. Evdeki sessizlik yerini huzura bırakmıştı. Akşamları birlikte çay içip sohbet ediyorduk. Bir gün babam bana döndü: — Zeynep, insan en çok sevdiklerine kırılırmış… Ama en çok da onları affetmek istermiş.

O günden sonra hayatıma başka bir gözle bakmaya başladım. Geçmişteki hatalarımı kabullenmeyi ve affetmeyi öğrendim. Babamla aramızdaki duvar yıkılmıştı; şimdi onun yanında kendimi güvende hissediyordum.

Ama bazen geceleri hâlâ kendi kendime soruyorum: Acaba annem gitmeseydi her şey farklı olur muydu? Ya da ben babama daha önce sarılsaydım, hayatımız daha az acılı olur muydu?

Sizce insan en çok kimi affetmeli? Kendini mi, yoksa başkalarını mı?