Beklenmedik Bir Oyun: Kayınvalidemin Gizli Planı

— Zeynep, kalk kızım! Kapı çalıyor! — diye bağırdı annem, yatak odasının kapısından. Gözlerimi ovuşturarak saate baktım: sabahın yedisi. İstanbul’un Anadolu yakasında, apartmanımızın koridorunda yankılanan o tiz zil sesiyle irkildim. Eşim Emre, yanımda mırıldandı: — Sen bak, ben daha yeni yattım…

İçimden söylene söylene, terliklerimi sürüyerek kapıya gittim. Kapıyı araladığımda karşımda kayınvalidem, Nermin Hanım’ı görünce şaşkınlıktan donakaldım. Elinde büyük bir poşet, yüzünde alışılmadık bir gülümseme vardı. — Günaydın Zeynepciğim, erkenden geldim, sürpriz! — dedi. Sürpriz mi? Daha yeni evliydik, Emre’yle kendi düzenimizi kurmaya çalışıyorduk ve Nermin Hanım’ın bu ani ziyaretleri beni hep huzursuz ederdi.

— Buyurun anne, hoş geldiniz… — dedim, sesi titreyen bir nezaketle. İçeri girdi, mutfağa yöneldi. — Sana güzel bir kahvaltı hazırlayayım dedim. Hem konuşmamız lazım.

Emre hâlâ yatakta, ben ise mutfakta kayınvalidemin getirdiği poşetleri boşaltmasına yardım ediyordum. Bir yandan da içimde bir huzursuzluk vardı. Nermin Hanım’ın bakışları sanki bir şeyler saklıyordu. — Zeynep, kızım… Emre’nin işi ne oldu? Hâlâ iş bulamadı mı? — diye sordu aniden.

İçimde bir öfke kabardı ama belli etmemeye çalıştım. — Anne, Emre görüşmelere gidiyor, yakında güzel bir haber alırız inşallah, dedim. O ise başını iki yana salladı: — Bak kızım, ben senin iyiliğini isterim. Bu devirde işsiz adamla evlilik zor… Senin de hayatın var…

O an Emre kapıdan başını uzattı: — Anne, yine mi başladın? Ben halledeceğim dedim ya!

Nermin Hanım’ın gözleri parladı: — Oğlum, ben senin iyiliğini düşünüyorum. Ama Zeynep’in de gençliği var. Boşa harcamasın…

Kahvaltı boyunca içimdeki huzursuzluk büyüdü. Nermin Hanım’ın sözleri kulağımda çınlıyordu. O günün akşamında Emre’yle tartıştık. — Senin annen beni istemiyor mu? — dedim gözlerim dolarak. Emre ise ellerini başına götürdü: — Annem öyledir işte, aldırma…

Ama işler bununla kalmadı. Ertesi hafta Nermin Hanım yine geldi. Bu kez yanında tanımadığım bir kadın vardı. — Zeynepciğim, bu da komşumuz Ayten Hanım. Kızının bir tekstil atölyesi varmış, iş arıyormuşsun ya…

Şaşkınlıkla baktım: — Ben iş aramıyorum ki anne…

Nermin Hanım gözlerini devirdi: — Kızım bak, Emre işsiz, sen de evde oturuyorsun. Bari sen çalış da evin yükü hafiflesin.

O an içimdeki sabır taşı çatladı: — Anne, biz kendi hayatımızı kurmaya çalışıyoruz! Lütfen karışmayın!

Ayten Hanım mahcupça gülümsedi ve hemen kalktı: — Ben yanlış zamanda geldim galiba…

Nermin Hanım ise bana öfkeyle baktı: — Sen bana böyle mi konuşuyorsun? Ben oğlumun iyiliğini düşünüyorum! Senin annen olsam böyle mi yapardım?

O gece Emre’yle ilk kez ciddi şekilde kavga ettik. — Annen her şeye karışıyor! Ben bu evde kendimi yabancı gibi hissediyorum! dedim ağlayarak.

Emre ise çaresizce baktı: — Annem değişmez ki… Ama seni seviyorum Zeynep…

Günler geçtikçe Nermin Hanım’ın baskısı arttı. Sürekli arıyor, eve geliyordu. Bir gün annemle konuşurken telefonda ağladığımı fark etti: — Kızım, bu böyle gitmez. Evlilik iki kişiliktir ama bazen aileler gölge gibi peşinizden gelir.

Bir akşam eve döndüğümde Emre’yi salonda annesiyle hararetli bir şekilde tartışırken buldum:

— Anne yeter! Zeynep’i rahat bırak! Biz kendi hayatımızı kuracağız!
— Oğlum ben sizin kötülüğünüzü ister miyim? Zeynep seni dolduruyor bana karşı!

O an içeri girdim: — Nermin Hanım, lütfen artık evimize bu kadar müdahale etmeyin! Biz mutlu olmak istiyoruz!

Nermin Hanım gözyaşlarına boğuldu: — Ben oğlumu kaybediyorum! Sen geldin, oğlum değişti!

O gece Emre bana sarıldı: — Annemle aramda kalmanı istemiyorum ama bazen ne yapacağımı bilmiyorum…

Bir hafta sonra annem hastalandı ve ben birkaç gün onun yanında kaldım. Döndüğümde evde bir sessizlik vardı. Emre dalgın görünüyordu.

— Ne oldu? dedim.
— Annem dün gelmiş yine… Sana çok kırılmış…

İçimde bir suçluluk duygusu kabardı ama aynı zamanda öfkeliydim de. O gece uyuyamadım; kendi kendime sordum: “Ben mi yanlış yapıyorum? Yoksa kendi ailemi korumak için savaşmam mı gerekiyor?”

Bir sabah işe gitmek için hazırlanırken kapı yine çaldı. Bu kez Nermin Hanım elinde bavulla gelmişti.
— Bir süre sizde kalacağım kızım, evde tadilat var dedi.

Dünya başıma yıkıldı sanki. Evimizde üç kişi olduk; her hareketimiz izleniyor gibiydi. Akşamları Emre’yle fısıltıyla konuşuyoruz; annesi duymasın diye.

Bir gece mutfakta su içerken Nermin Hanım’ı ağlarken buldum:
— Ben oğlumu kaybetmekten korkuyorum Zeynep… Sen geldin, her şey değişti…

O an ona sarıldım; içimdeki öfke yerini acımaya bıraktı:
— Anne, ben de sizi ailem gibi görüyorum ama lütfen bize biraz alan bırakın…

Ertesi sabah Nermin Hanım bavulunu topladı ve gitti. Kapıda bana döndü:
— Belki de haklısınız kızım… Ama annelik böyle bir şey işte…

Emre’yle birbirimize sarıldık; ilk defa gerçekten bir aile olduğumuzu hissettim.

Şimdi bazen düşünüyorum: Aile olmak ne demek? Kendi sınırlarımızı nasıl çizeriz? Siz olsaydınız ne yapardınız?