Oğlumun Gözyaşları: Bir Ailenin Sarsıcı Gerçeğiyle Yüzleşmesi

“Anne, lütfen beni bırakma!” Emir’in sesi, babaannesinin apartmanının kapısında yankılandı. Küçücük elleri bacağıma sımsıkı sarılmıştı. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Emir her zaman neşeli, uyumlu bir çocuktu. Ama son zamanlarda, özellikle babaannesine bırakırken ağlamaları artmıştı. İlk başta, yeni bir ortama alışamadığını düşündüm. Ama o gün, gözlerindeki korku ve çaresizlik bambaşkaydı.

Babaannesi Şükran Hanım kapıyı açtı. Yüzünde her zamanki soğuk ifade vardı. “Ne var bu kadar ağlayacak? Çocuk dediğin biraz naz yapar,” dedi sertçe. İçimden bir huzursuzluk geçti ama belli etmedim. “Emirciğim, bak ben akşam seni almaya geleceğim. Babaannenle güzel vakit geçirin olur mu?” dedim. Ama Emir’in gözleri dolu dolu bana bakıyordu: “Anne, lütfen gitme!”

O gün işyerinde aklım hep Emir’deydi. Telefonum çaldığında saat daha öğleyi yeni geçmişti. Arayan Şükran Hanım’dı. “Gel al şu çocuğu, hiç susmuyor! Benim de başım ağrıyor!” dedi öfkeyle. Apar topar izin alıp eve koştum. Kapıyı açtığımda Emir köşede büzülmüş, sessizce ağlıyordu. Yanına koştum, kucağıma aldım. Titriyordu.

Eve dönerken arabada sessizlik vardı. Sonunda dayanamayıp sordum: “Emir, neden babaannende kalmak istemiyorsun?” Başını öne eğdi, dudaklarını ısırdı. “Babaannem bana kızıyor… Oyuncaklarımı kırdı… Bağırıyor…” dedi kısık sesle. Kalbim sıkıştı. Şükran Hanım’ın sert mizacını bilirdim ama oğluma böyle davrandığını hiç düşünmemiştim.

Akşam eşim Murat eve geldiğinde olanları anlattım. Önce inanmak istemedi. “Annem öyle şey yapmaz,” dedi. Ama Emir’in korkulu bakışları karşısında o da sessizleşti.

Ertesi gün annemle konuştum. “Kızım, Şükran Hanım’ın huyu hep böyleydi ama çocuklara karşı daha yumuşak olur sanmıştık,” dedi annem endişeyle. O gece sabaha kadar uyuyamadım. İçimde bir öfke ve suçluluk vardı. Oğlumu koruyamamış mıydım?

Bir hafta boyunca Emir’i babaannesine bırakmadım. Ama Murat’ın işleri yoğunlaşınca başka çaremiz kalmadı. O sabah Emir yine ağladı ama bu kez daha sessizdi, sanki kabullenmiş gibiydi.

İki gün sonra Emir’in kolunda morluklar fark ettim. “Bu ne Emir?” diye sordum panikle. “Babaannem tuttu… Çok canım acıdı…” dedi gözleri dolarak. O an beynimden vurulmuşa döndüm.

Murat’la büyük bir kavga ettik o gece. “Senin annen oğluma zarar veriyor!” dedim gözyaşları içinde. Murat önce savundu annesini ama sonra Emir’in morluklarını görünce sustu.

Ertesi gün Şükran Hanım’la yüzleşmeye karar verdim. Kapısını çaldığımda beni soğuk bir ifadeyle karşıladı. “Ne var yine?” dedi.

“Emir’in kolunda morluklar var. Neler oluyor burada?” dedim titreyen bir sesle.

“Çocuk yaramazlık yaptı, ben de tuttum biraz! Ne var bunda? Biz de çocuk büyüttük! Şimdiki anneler çok nazik!”

O an içimdeki tüm öfke patladı: “Oğluma bir daha elini sürersen seni polise şikayet ederim!” dedim bağırarak.

Şükran Hanım’ın yüzü kıpkırmızı oldu: “Sen kim oluyorsun da bana böyle konuşuyorsun? O çocuk benim torunum!”

“Hayır! Senin torunun ama benim evladım! Onu korumak benim görevim!”

O günden sonra Murat’la aramızda soğuk rüzgarlar esmeye başladı. Murat annesini kaybetmekten korkuyordu ama oğlunu da korumak istiyordu. Evde sürekli tartışmalar başladı. Bir gece Murat valizini topladı: “Bir süre annemde kalacağım,” dedi sessizce.

Evde yalnız kaldım, Emir’le baş başa… Geceleri onun korkulu rüyalarıyla uyanıyordum. Her seferinde bana sarılıp “Anne, gitme…” diyordu.

Bir gün Emir anaokulunda resim yaparken öğretmeni beni aradı: “Emir son zamanlarda çok içine kapanık oldu, resimlerinde hep üzgün suratlar çiziyor,” dedi kaygıyla.

Psikoloğa gitmeye karar verdim. Psikolog Sevil Hanım uzun uzun Emir’le konuştu, oyunlar oynadı. Sonra bana döndü: “Oğlunuz ciddi bir güvensizlik yaşıyor ve korkuyor,” dedi.

O an anladım ki bu sadece bir aile meselesi değil, oğlumun geleceği söz konusuydu.

Murat’la tekrar konuştuk. Gözleri doldu: “Annemin böyle olduğunu bilmiyordum… Ama ya annemi tamamen kaybedersek?”

“Ya oğlumuzu kaybedersek?” dedim sessizce.

Sonunda birlikte karar verdik: Şükran Hanım’la görüşmeleri kestik ve Emir’i ona bırakmamaya söz verdik.

Aylar geçti… Emir yavaş yavaş eski neşesine kavuştu ama o günlerin izleri hâlâ gözlerinde duruyor.

Şimdi bazen geceleri kendi kendime soruyorum: Bir anne olarak doğru olanı yaptım mı? Ailemi korurken başka bir aileyi mi yıktım? Siz olsanız ne yapardınız?