Gecenin Sessizliğinde Patlayan Fırtına: Bir Komşuluk Kavgasının Gölgesinde

“Yeter artık! Şu kedinizi susturun!” diye bağırdı kapının arkasından Ayten Hanım, sesi apartmanın loş koridorunda yankılandı. O an, elimdeki çay bardağı titredi, birkaç damla halıya döküldü. Annemle babam salonda sessizce oturuyordu; babam gazetesini indirdi, annem ise göz ucuyla bana baktı. Şeker, kedim, korkuyla koltuğun altına kaçtı. Saat gece yarısını geçmişti ve dışarıda yazın o bunaltıcı sıcaklığı hâlâ camdan içeri sızıyordu.

Babam, “Kızım, kaç kere dedim şu kediyi gece oynatma diye,” diye homurdandı. Annem ise bana arka çıkmaya çalıştı: “O daha yavru, ne yapsın? Sıcakta uyuyamıyor ki.” Ama babamın sabrı taşmıştı. “Yarın sabah Ayten Hanım’a gidip özür dileyeceksin. Bıktım artık bu şikayetlerden!”

İçimde bir öfke kabardı. Neden hep ben suçlanıyordum? Şeker’in patileri halıya değdiğinde bile apartmanın en yaşlısı Ayten Hanım’ın kulakları sanki radar gibi algılıyordu. Oysa üst kattaki çocukların gece yarısı top oynadığını, yan dairedeki gençlerin yüksek sesle müzik dinlediğini herkes biliyordu. Ama konu bize gelince, herkesin gözü üzerimizdeydi.

O gece uyuyamadım. Şeker yanıma sokuldu, başını yastığıma koydu. Onun sıcak nefesiyle biraz olsun rahatladım ama içimdeki huzursuzluk geçmedi. Sabah olduğunda, babam kapının önünde bekliyordu. “Hadi,” dedi sertçe. “Ayten Hanım’a gidiyoruz.”

Koridorda yürürken kalbim deli gibi atıyordu. Babam zile bastı. Kapı hemen açıldı; Ayten Hanım’ın yüzü asıktı, gözleriyle beni delip geçti. “Buyurun?” dedi soğuk bir sesle.

Babam, “Kusura bakmayın Ayten Hanım, kızımın kedisi biraz yaramazlık yapmış,” dedi. Ben başımı eğdim, utancımdan konuşamadım.

Ayten Hanım bir adım öne çıktı: “Sizin evden başka herkes huzur içinde yaşıyor bu apartmanda! Her gece tıkırtı tıkırtı… İnsanlar sabah işe gidecek! Ben yaşlı başlı kadınım, uykusuz kalınca tansiyonum çıkıyor!”

Babam mahcup bir şekilde başını salladı. “Haklısınız,” dedi. “Bir daha olmayacak.”

Eve dönerken babam bana döndü: “Bak kızım, burada yaşıyorsak kurallara uymak zorundayız. Herkesin huzuru önemli.”

Ama ben içimde bir isyan hissettim. Neden hep büyükler haklıydı? Neden kimse benim ya da Şeker’in duygularını önemsemiyordu? O gün okuldan döndüğümde annem mutfakta ağlıyordu. Yanına oturdum, elini tuttum.

“Anne, neden ağlıyorsun?”

“Babanla tartıştık yine,” dedi kısık bir sesle. “O da çok yoruldu bu şikayetlerden. Ama ben de senin üzülmeni istemiyorum.”

O akşam evde sessizlik hâkimdi. Şeker bile koltuğun köşesinde sessizce yatıyordu. Babam televizyonun sesini kısık tuttu, annem ise yemek yaparken kaşıkları birbirine çarpmamaya özen gösterdi.

Bir hafta boyunca apartmanda herkes bana farklı gözlerle bakmaya başladı. Asansörde karşılaştığımda kimse selam vermiyordu. Okuldan eve dönerken apartmanın önünde oturan çocuklar arkamdan fısıldaşıyordu: “Bak o kız, kedisi yüzünden herkesin uykusunu kaçırıyor.”

Bir akşam üstü, apartmanın girişinde yeni taşınan Zeynep Abla ile karşılaştım. Elinde poşetler vardı, yardım etmek istedim.

“İsterseniz taşıyabilirim,” dedim çekinerek.

Gülümsedi: “Ne kadar düşüncelisin! Senin adın neydi?”

“Derya,” dedim utangaçça.

“Senin kedin var değil mi? Şeker mi adı?”

Başımı salladım.

“Ben de hayvanları çok severim,” dedi Zeynep Abla. “Biliyor musun, bazen insanlar anlamaz hayvanların da birer can olduğunu.”

O an içimde bir umut ışığı yandı. Belki de herkes aynı düşünmüyordu.

O gece anneme Zeynep Abla’dan bahsettim. Annem hafifçe gülümsedi: “İyi insanlar hâlâ var demek ki.”

Ama ertesi gün apartman toplantısı vardı ve babam gergindi. Akşam salonda toplandık; herkes yerini aldı. Ayten Hanım ilk sözü aldı:

“Bu apartmanda huzur kalmadı! Herkes birbirine saygılı olmalı! Özellikle de hayvan besleyenler!”

Babam başını eğdi, ben ise gözlerimi yere diktim.

Zeynep Abla söz aldı: “Ben yeni taşındım ama Derya’nın kedisiyle ilgili şikayetleri duydum. Fakat bence asıl sorun birbirimizi anlamamakta yatıyor. Hepimiz farklı hayatlar yaşıyoruz ama biraz empatiyle her şey çözülebilir.”

Salonda bir uğultu yükseldi; bazıları başını salladı, bazıları homurdandı.

Ayten Hanım sinirliydi: “Benim sağlığım önemli değil mi? Hayvan sevmek güzel ama başkasının huzurunu bozmadan!”

O an dayanamayıp ayağa kalktım:

“Ben de insanım! Benim de duygularım var! Şeker benim ailemden biri! Onu bırakmamı istiyorsanız, bunu asla yapamam!”

Babam beni kolumdan çekti: “Derya otur yerine!”

Ama artık susmak istemiyordum:

“Hepinizin çocukları var! Onlar gürültü yapınca kimse bir şey demiyor ama benim kedim olunca herkes düşman kesiliyor! Bu adil mi?”

Bir anlık sessizlik oldu. Sonra Zeynep Abla tekrar konuştu:

“Belki de apartmanımızda ortak kurallar belirleyip birbirimize destek olabiliriz. Hayvan sahipleri için belirli saatlerde dikkat edilecek kurallar koyabiliriz.”

Ayten Hanım homurdandı ama başka kimse itiraz etmedi.

Toplantıdan sonra babam bana sarıldı:

“Kızım, bazen haklı olmak yetmez; kendini doğru anlatmak da önemliymiş.”

O gece ilk defa huzurla uyudum. Şeker yanıma kıvrıldı ve birlikte sabaha kadar uyuduk.

Şimdi düşünüyorum da; acaba toplum olarak birbirimizi anlamaya ne zaman başlayacağız? Sadece kendi huzurumuzu değil, başkalarının mutluluğunu da önemseyebilecek miyiz?