Oğlumun Adı: Bir Annenin Sessiz Çığlığı

“Hayır, bu ismi istemiyorum!” diye bağırdı kayınvalidem, sesi mutfaktan yatak odama kadar yankılandı. O an, karnımdaki oğlumun tekmelediğini hissettim; sanki o da bu tartışmanın tam ortasındaydı. Eşim Murat’ın sesi daha alçak ama inatçıydı: “Anne, babamın adını vermek istiyorum. Bu bizim aile geleneğimiz.”

Ben ise yatakta, ellerim karnımda, gözlerim tavanda, sessizce ağlıyordum. Yıllardır bu evde hep birileri benim adıma kararlar verdi. Hangi yemeği pişireceğimden tut, hangi perdeyi asacağıma kadar… Ama şimdi konu oğlumdu. Benim canımdan bir parça. Ve onlar, benim fikrimi bile sormadan onun adını koymaya çalışıyorlardı.

Birden içimde bir öfke kabardı. Annem küçükken bana hep “Kızım, susmak bazen en büyük cevaptır,” derdi. Ama susmak artık bana ağır geliyordu. O sabah, mutfağa doğru yürüdüm. Gözlerim dolu dolu, ama sesim kararlıydı: “Ben de buradayım!”

Kayınvalidem Şerife Hanım bana küçümseyici bir bakış attı. “Sen daha yeni gelinsin, bizim ailede isimler büyüklerden gelir!” dedi. Murat ise gözlerini kaçırdı, belli ki arada kalmıştı.

“Benim de bir ismim var, bir hayatım var! Oğlumun adını ben koymak istiyorum,” dedim titreyen bir sesle. Şerife Hanım’ın dudakları büküldü: “Senin annen baban da böyle mi yaptı? Bizde adet böyledir.”

Bir an sustum. Annemi düşündüm; babamın gölgesinde ezilmiş, kendi kararlarını hep başkalarına bırakmıştı. Ben de mi öyle olacaktım? Oğlumun adını bile seçemeyecek miydim?

Murat araya girdi: “Ayşe, annem haklı. Babamın adı yaşasın istiyoruz.”

Gözlerimden yaşlar süzüldü. “Peki ya benim babam? O hiç mi yaşamayacak? Ya da ben? Ben hiç var olmadım mı?”

O an mutfakta bir sessizlik oldu. Sadece duvardaki eski saat tik tak ediyordu.

O gece uyuyamadım. Karnımdaki oğluma fısıldadım: “Sana kendi seçtiğim bir isim vereceğim, söz veriyorum.”

Ertesi gün Murat işe gittiğinde Şerife Hanım yine başladı: “Bak kızım, bu evde herkes yerini bilmeli. Senin görevin huzur sağlamak.”

Artık dayanamıyordum. “Ben huzur istiyorum ama kendi çocuğumun adında bile söz hakkım yoksa nasıl huzur bulabilirim?” dedim.

Şerife Hanım’ın yüzü asıldı: “Sen de çok değiştin Ayşe. Eskiden böyle değildin.”

Belki de değişmem gerekiyordu.

O gün annemi aradım. “Anne, ben oğlumun adını kendim koymak istiyorum ama kimse beni dinlemiyor,” dedim hıçkırarak.

Annem uzun bir sessizlikten sonra, “Kızım, ben de yıllarca sustum ama keşke konuşsaydım. Sen konuş, hakkını ara,” dedi.

O sözler bana güç verdi.

Doğum günü geldiğinde hastanede herkes heyecanlıydı. Şerife Hanım elinde mavi yelekle geldi: “Hazırladım, üstüne de ‘Mehmet’ yazdırdım.”

Murat yanıma geldi: “Ayşe, annemi üzmeyelim.”

Ama ben oğlumu kucağıma aldığımda içimdeki korku yerini kararlılığa bıraktı.

Hemşire geldi: “Bebeğin adı ne olacak?”

Gözlerim doldu ama bu sefer mutluluktan: “Deniz,” dedim. “Adı Deniz olacak.”

Şerife Hanım’ın yüzü bembeyaz oldu. Murat şaşkınlıkla bana baktı.

“Ben oğluma kendi seçtiğim ismi vermek istiyorum,” dedim tekrar. “Bu benim hakkım.”

O an herkes sustu. Sadece oğlumun nefes alışverişi duyuluyordu.

Günler geçti, evde soğuk rüzgarlar esti. Şerife Hanım benimle konuşmadı, Murat ise arada sıkışıp kaldı. Ama oğlumun ismi Deniz olarak nüfusa geçti.

Bir akşam Murat yanıma oturdu: “Ayşe, neden bu kadar ısrar ettin?”

Elini tuttum: “Çünkü yıllarca başkalarının istediği gibi yaşadım. Ama oğlumun kimliğini ben belirlemek istedim. Onun hayatında ilk defa kendi kararımı verdim.”

Murat başını eğdi: “Belki de haklısın.”

Şimdi Deniz büyüyor ve her ‘Anne’ dediğinde içimde bir gurur dalgası yükseliyor. Belki ailemizdeki dengeler değişti ama ben ilk defa kendim oldum.

Bazen düşünüyorum: Bir annenin kendi çocuğu için bile mücadele etmesi gerekiyorsa, biz kadınlar ne zaman gerçekten özgür olacağız? Sizce bir annenin hakkı nerede başlar, nerede biter?