Gece Yarısı Eve Dönüş: Bir Kadının Sessiz Çığlığı

“Neden bu kadar geç kaldın Elif?!” Annemin sesi, apartman boşluğunda yankılandı. Anahtarı titreyen ellerimle kapıya zor soktum. Saat neredeyse on biri gösteriyordu ve ben, yorgunluktan ayakta zor duruyordum. Bugün, kuafördeki nöbetim uzamıştı; müşteri bitmek bilmedi, patronum Ayşe Hanım son anda bir saç boyası daha aldı. Herkes evine çoktan gitmişti, ben ise salonu temizleyip alarmı kurduktan sonra çıkabildim. Eve giden yolum, mahallemizin eski çay bahçesinin yanından geçiyordu. Gündüzleri yaşlı teyzeler oturur, dedikodu yapardı ama gece olunca orası bambaşka bir yere dönüşüyordu.

Kendimi hızla yürürken buldum. Kafamda binbir düşünce: “Acaba annem yine kızacak mı? Babam uyanık mı? Kardeşim Zeynep dersini yaptı mı?” Birden arkamdan ayak sesleri duydum. Kalbim deli gibi atmaya başladı. Elimdeki anahtarı avucumda sıkıca tuttum. “Elif, sakin ol,” dedim kendi kendime, “bu mahallede büyüdün, korkacak bir şey yok.” Ama içimdeki huzursuzluk geçmedi. Eve vardığımda annemin öfkeli bakışlarıyla karşılaştım.

“Kaç kere söyledim, bu saatte dışarıda dolaşılmaz! Mahallede laf olur!” dedi annem. Babam ise salondan başını kaldırıp, “Kızım, işin gücün yok mu senin? Bu kadar çalışmak neyin nesi?” diye homurdandı. O an içimde bir şeyler koptu. Sanki bütün günün yorgunluğu, korkusu ve çaresizliği bir anda gözlerimden yaş olarak aktı.

“Anne, baba… Ben de yoruluyorum. Sadece sizin için çalışmıyorum, kendim için de bir şeyler yapmak istiyorum,” dedim titrek bir sesle. Annem bana inanmaz gözlerle baktı. “Senin yerin evin, işin gücün ne olacak? Zaten baban çalışıyor.”

O an içimdeki öfkeyi bastıramadım. “Baba çalışıyor ama yetmiyor! Zeynep’in okul masrafları, evin kirası… Her şeyi ben mi anlatayım size?” dedim. Babam bir an sustu, sonra başını önüne eğdi. Annem ise gözyaşlarımı görünce yumuşadı. “Kızım, biz senin iyiliğini istiyoruz. Bu şehirde gece geç saatlerde genç kızlar tek başına dolaşamaz.”

Bir an için sustum. Haklıydılar belki ama ben de haklıydım. Hayatım boyunca hep başkalarının ne düşündüğünü önemsedim; komşular ne der, akrabalar ne der… Ama bugün yaşadığım korku bana başka bir şey öğretti: Kendi hayatımı yaşamak istiyorum.

O gece odama çekildim. Zeynep yanıma geldi, sessizce yatağıma oturdu. “Ablacığım, korktun mu?” diye sordu. Gözlerim doldu yine. “Evet Zeynep, çok korktum. Ama asıl korkum dışarısı değil; kendi evimde anlaşılmamaktan korkuyorum.”

Zeynep başımı okşadı. “Ben büyüyünce senin gibi çalışkan olacağım,” dedi gülümseyerek. O an içimde bir umut yeşerdi. Belki de bu döngüyü kıracak olan biziz.

Sabah olduğunda annem kahvaltı sofrasında sessizdi. Babam ise gazeteye gömülmüş, hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. Ben ise kararlıydım; bugün işten sonra patronum Ayşe Hanım’la konuşacaktım. Belki daha iyi bir iş bulabilirim ya da kendi küçük işimi kurabilirim diye düşündüm.

Kuaföre gittiğimde Ayşe Hanım beni çağırdı. “Elif, dün gece geç çıktın diye annen aradı beni,” dedi hafifçe gülümseyerek. “Biliyorum zor ama senin gibi çalışkan birine ihtiyacımız var.” İçimden bir taş kalktı. En azından burada değer gördüğümü hissettim.

O gün işten çıkınca eve dönerken yine aynı yoldan geçtim. Ama bu sefer korkmadım; çünkü artık yalnız olmadığımı biliyordum. Evde beni bekleyen bir ailem vardı ve ben de onların desteğiyle kendi yolumu çizecektim.

Gece yatağımda uzanırken düşündüm: Biz kadınlar neden hep korkmak zorundayız? Neden kendi hayatımızı yaşamak bu kadar zor? Sizce de artık değişmenin zamanı gelmedi mi?