Kırk Yıl Sonra Aynı Gözlerde Başka Bir Yabancı
“Yasemin, hâlâ aynı mısın?” diye sordu bana, sesi titrek, gözleri ise bambaşka bir dünyadan gelmiş gibi uzak. Karşımdaki adamı tanıyamadım bir an. Oysa kırk yıl önce, lise sıralarında, onun gözlerinde kaybolurdum. Şimdi ise, karşımda oturan bu adamda, gençliğimin o deli dolu, gitar çalan, gömleğinin düğmesini asla tam iliklemeyen Murat’tan eser yoktu.
O gün, Kadıköy’de eski bir kafede buluşmamızı teklif ettiğinde, içimdeki heyecanı bastıramamıştım. Sanki yıllar önceki o utangaç lise kızı hâlâ içimde yaşıyordu. Annemle babamın baskısından kaçıp gizli gizli buluştuğumuz günler geldi aklıma. O zamanlar Murat benim için özgürlüğün, hayallerin ve aşkın ta kendisiydi. Babamın “O çocuk sana göre değil Yasemin!” deyişini hâlâ kulaklarımda duyar gibiyim. Ama ben dinlemezdim. Murat’la yazdığımız küçük kâğıtlar, okulun arka bahçesinde paylaştığımız hayaller… Hepsi birer masal gibiydi.
Ama hayat masal gibi devam etmedi. Üniversite sınavı yaklaştıkça ailemin baskısı arttı. “Doktor olacaksın!” dediler. Murat ise müzisyen olmak istiyordu. Babam onunla görüşmemi yasakladı. Bir gece gizlice buluştuğumuzda Murat bana, “Kaçalım mı Yasemin? İstanbul’dan uzak bir yere gidelim,” dedi. O an korktum. Cesaret edemedim. “Ailem beni affetmez,” dedim. O gece son kez sarıldık. Sonra Murat ortadan kayboldu. Ben de ailemin istediği gibi tıp fakültesine girdim, başka bir hayat kurdum.
Yıllar geçti. Evlenip çocuk sahibi oldum. Ama içimde hep bir boşluk vardı. Murat’ın gitarının sesi, gençliğimin heyecanı… Hepsi zamanla silikleşti ama hiç tamamen kaybolmadı. Eşimle aramızda hep bir mesafe oldu. O beni sevmeye çalıştı, ben ise geçmişin gölgesinde yaşadım.
Geçen ay, eski bir arkadaşım aradı: “Yasemin, Murat’ı gördüm. İstanbul’a dönmüş.” Kalbim deli gibi atmaya başladı. Geceleri uyuyamaz oldum. Sonunda cesaretimi topladım ve ona sosyal medyadan mesaj attım: “Merhaba Murat, nasılsın?”
O gün kafede buluştuğumuzda, ilk başta konuşamadık bile. Sanki aramızda görünmez bir duvar vardı. Murat’ın saçları ağarmıştı, yüzünde derin çizgiler vardı ama gözleri hâlâ aynıydı… ya da ben öyle sanmıştım.
“Yasemin,” dedi sessizce, “Bunca yıl sonra seni görmek garip.”
“Ben de öyle hissediyorum,” dedim. Ellerim titriyordu.
Bir süre sessizce oturduk. Sonra Murat anlatmaya başladı: “Ben hiç evlenmedim biliyor musun? Hep müzikle uğraştım ama hiçbir zaman büyük bir şey başaramadım. Annem öldükten sonra İstanbul’a dönmek istedim.”
İçimde bir sızı hissettim. “Ben de evlendim ama… bilmiyorum, hiçbir zaman tam mutlu olamadım galiba.”
Birbirimize uzun uzun baktık. O an anladım ki; yıllar önceki Murat gitmişti. Karşımda oturan adam bambaşka biriydi artık. Ben de öyleydim aslında.
Kafeden çıkarken yağmur başlamıştı. Birlikte yürüdük, eski günlerden konuşmaya çalıştık ama her cümle havada asılı kaldı. O eski heyecan yoktu artık.
Bir ara Murat durdu ve bana döndü: “Sence biz o zaman kaçsaydık mutlu olur muyduk?”
Bir an düşündüm. “Bilmiyorum Murat,” dedim, “Belki de hayat bizi böyle olmak zorunda bıraktı.”
O an gözlerim doldu. İçimde yıllardır taşıdığım pişmanlık ve özlem bir anda ortaya çıktı.
Eve döndüğümde eşim televizyon izliyordu. Beni fark etmedi bile. O gece sabaha kadar düşündüm: Hayatımız boyunca başkalarının istekleriyle mi yaşadık? Kendi mutluluğumuzu hiç önemsedik mi?
Ertesi gün Murat’tan bir mesaj geldi: “Görüşmek güzeldi Yasemin. Kendine iyi bak.”
O günden sonra bir daha konuşmadık.
Şimdi pencereden dışarı bakarken kendi kendime soruyorum: Eğer o gece cesaret edip gitseydim, hayatım bambaşka olur muydu? Yoksa yine de pişmanlıklar peşimi bırakmaz mıydı?
Sizce insan geçmişini gerçekten geride bırakabilir mi? Yoksa bazı duygular sonsuza kadar içimizde mi kalır?