Bir Yabancının Gölgesinde: Annemin Yerine Gelen Kadın

Kapı çaldığında, babamın sesi koridorda yankılandı: “Hazır olun çocuklar, misafirimiz var.” O an, içimde bir şeylerin sonsuza dek değişeceğini hissettim. Annemin ölümünden sonra evimizdeki sessizlik, şimdi yerini bir yabancının ayak seslerine bırakıyordu. Kardeşim Baran’la birlikte kanepenin ucunda oturuyorduk; o yedi, ben dokuz yaşındaydım. Ellerim terlemişti, Baran’ın ise dudakları titriyordu. Babam kapıyı açtı ve içeriye uzun boylu, zayıf, kıvırcık saçlı bir kadın girdi. Üzerinde annemin hiç giymediği türden bir kazak vardı. Ellerini birbirine kenetlemişti, parmakları annemin parmaklarından daha kısa ve kalındı. Ayakları ise anneminkinden çok daha büyüktü.

Babam kadını tanıttı: “Çocuklar, bu Sevda Hanım. Bir süre bizimle kalacak.” O an içimde bir öfke kabardı. Annemin yerine kimseyi koyamazdık. Baran’la göz göze geldik; ikimiz de aynı duyguyu paylaşıyorduk: Yabancıya karşı derin bir nefret.

Sevda Hanım ilk günlerde sessizdi. Bize yaklaşmaya çalışıyor, ama biz ona sırtımızı dönüyorduk. Akşam yemeklerinde masada garip bir sessizlik olurdu. Babam konuşmaya çalışırdı, ama biz cevap vermez, sadece tabağımızdaki yemeğe bakardık. Bir akşam babam dayanamayıp patladı: “Yeter artık! Sevda Hanım’a böyle davranamazsınız! O da insan!” Baran ağlamaya başladı. Ben ise dişlerimi sıkarak, “O bizim annemiz değil!” diye bağırdım. Babamın gözleri doldu, ama hiçbir şey söylemedi.

Geceleri odamda annemin fotoğrafına bakarak ağlardım. Baran ise bazen yanıma gelir, “Abla, annemiz geri gelecek mi?” diye sorardı. Ne cevap vereceğimi bilemezdim. Sevda Hanım’ın varlığı her geçen gün daha da dayanılmaz oluyordu. Bir sabah okula gitmek için hazırlanırken Sevda Hanım bana yeni bir kazak getirdi: “Bunu senin için ördüm.” Kazağı elime aldım, ama yüzüne bakmadan yatağın üstüne fırlattım. “Ben annemin ördüğü kazakları giyerim!” dedim. O an gözlerinde bir acı gördüm, ama umursamadım.

Bir gün okuldan eve döndüğümüzde Baran’ın oyuncak ayısı kaybolmuştu. Baran ağlamaya başladı: “Ayımı bulamıyorum!” Sevda Hanım odaya girdi ve yerde bulduğu ayıyı uzattı: “Buradaymış canım.” Baran ayıyı alıp ona sarıldı, ama ben hemen araya girdim: “Ona dokunma! O bizim eşyalarımıza dokunamaz!” Sevda Hanım bir şey söylemeden odadan çıktı. O an içimde bir zafer duygusu vardı, ama aynı zamanda derin bir boşluk hissediyordum.

Babam her geçen gün daha da içine kapanıyordu. Akşamları işten yorgun dönerdi ve çoğu zaman Sevda Hanım’la sessizce otururdu. Bir gece babamın odasından tartışma sesleri geldi:

Babam: “Çocuklar alışacaklar, biraz zaman ver.”
Sevda Hanım: “Beni istemiyorlar. Ne yapsam olmuyor. Belki de gitmeliyim…”
Babam: “Hayır, lütfen… Onlar da acı çekiyor, ben de…”

O konuşmayı duyunca ilk defa Sevda Hanım’a karşı biraz merhamet hissettim. Ama yine de ona yaklaşmak istemedim.

Bir sabah Baran ateşler içinde yatıyordu. Babam işteydi, ben panik içinde ne yapacağımı bilemedim. Sevda Hanım hemen yanıma geldi: “Hastaneye gitmemiz lazım.” Onun arabasına bindik ve hastaneye koştuk. Baran serum takılırken Sevda Hanım elimi tuttu: “Korkma, iyi olacak.” O an ilk defa ellerinin sıcaklığını hissettim. Annemin elleri gibi değildi belki ama yine de güven vericiydi.

Baran iyileştiğinde eve döndük. O günden sonra Sevda Hanım’a karşı tavrım biraz yumuşadı. Ama yine de aramızda görünmez bir duvar vardı.

Bir akşam babam eve geç geldi. Yorgun ve üzgündü. Masaya oturduğunda gözleri doldu: “Çocuklar… Biliyorum zor bir dönemden geçiyoruz. Ama Sevda Hanım’a haksızlık ediyoruz. O da ailesini kaybetti, yalnız kaldı… Sadece biraz sevgiye ihtiyacı var.” O an babamın ne kadar yalnız olduğunu fark ettim.

O gece rüyamda annemi gördüm. Bana gülümsüyordu ve arkasında Sevda Hanım vardı. Annem bana sarıldı ve kulağıma fısıldadı: “Hayat devam ediyor kızım… Sevgiye kapını kapatma.” Sabah uyandığımda gözlerim yaşlıydı.

O günden sonra Sevda Hanım’la konuşmaya başladım. Ona annemi sordum; o da bana kendi annesini anlattı. Birlikte mutfakta börek yaptık, Baran’la oyun oynadık. Aramızdaki duvar yavaş yavaş eridi.

Ama her şey bir anda düzelmedi tabii ki. Mahalledeki komşular fısıldaşıyordu: “Bak, babası hemen başka kadın getirmiş eve… Çocuklar ne hale gelmiş…” Okulda arkadaşlarım alay ediyordu: “Üvey annen sana kötü davranıyor mu?” Bazen çok yoruluyordum; bazen de Sevda Hanım’a haksızlık ettiğim için kendimden utanıyordum.

Bir gün okuldan eve dönerken Baran bana sordu: “Abla, sence annemiz bizi unutmuş mudur?” Ona sarıldım: “Hayır Baran, annemiz bizi hep seviyor… Ama artık Sevda Abla da bizim ailemizden biri oldu.” Baran başını omzuma koydu ve sessizce ağladı.

Şimdi yıllar geçti; ben büyüdüm, üniversiteye başladım. Sevda Abla hâlâ bizimle; ona anne diyemesem de artık onu seviyorum. Annemi asla unutmadım ama hayatıma giren bu yeni kadının da bana kattığı çok şey oldu.

Bazen düşünüyorum: Bir insanın kalbinde kaç kişiye yer vardır? Kaybettiğimiz sevdiklerimizin yerine yenilerini koyabilir miyiz? Yoksa her biri ayrı bir boşluk mu bırakır? Siz olsanız ne yapardınız?