Kendi Evimde Yabancı: Bir Gelinin Sessiz Çığlığı
“Yeter artık, lütfen!” diye içimden haykırırken, ellerim sabunlu suyun içinde titriyordu. O an, mutfağın kapısında beliren kayınvalidemi gördüğümde, kalbim sanki yerinden fırlayacak sandım.
— Merhaba Elifciğim, dedi kayınvalidem Nermin Hanım, sanki haftalardır haberleşmiyormuşuz gibi. — Sürpriz yapmak istedim, dedim ki bir çayınızı içeyim!
Gülümsemeye çalıştım. “Hoş geldiniz,” dedim, ama sesim boğuk çıktı. Oysa daha dün eşim Emre’ye, “Bir gün de şu evde baş başa kalalım,” demiştim. O da gülüp geçiştirmişti: “Annem arada gelir, ne var bunda?”
Nermin Hanım ayakkabılarını çıkarırken bile etrafa bakıyor, gözleriyle evi süzüyordu. Salona geçmeden önce mutfağa uğradı. “Ne güzel kokuyor burası, Elifciğim. Yine mi mercimek çorbası yaptın? Emre çocukluğundan beri bayılır.”
İçimden ‘Evet, çünkü başka bir şey yapmaya fırsat bırakmıyorsun’ diye geçirdim. Ama tabii ki susmayı tercih ettim. Çaydanlığı ocağa koyarken, “Emre! Annen geldi!” diye seslendim.
Emre odasından çıktı, annesini görünce yüzü aydınlandı. “Hoş geldin anne!” dedi ve hemen yanına gidip sarıldı. O an kendimi iyice yabancı hissettim. Sanki bu ev bana ait değildi; ben sadece misafirdim.
Nermin Hanım koltuğa oturdu, çantasını yanına koydu ve başladı anlatmaya: “Bugün pazarda ne fiyatlar vardı bir bilseniz! Domatesin kilosu on beş lira olmuş. Elifciğim, sen hâlâ o marketten mi alıyorsun sebzeleri? Bak kızım, ben sana güzel bir pazar listesi yapayım.”
Emre gülümsedi: “Annemin pazarlık yeteneği meşhurdur.”
Ben ise içimde büyüyen öfkeyi bastırmaya çalışıyordum. Her gelişinde aynı şey: Evin düzenine karışmalar, yemeklere laf etmeler, alışverişe müdahale… Ama en çok da Emre’nin bu durumu hiç umursamaması canımı yakıyordu.
Çayları doldururken Nermin Hanım mutfağa geldi. “Bak kızım,” dedi fısıltıyla, “Emre’nin gömlekleri iyi ütülenmemiş. Ben sana yeni bir ütü alayım.”
Yutkundum. “Gerek yok anneciğim, ben hallederim.”
O ise ısrarcıydı: “Sen gençsin tabii, ama erkek adam gömleği kırışıksız sever.”
O an gözlerim doldu ama kendimi tuttum. Annemden uzakta, bu şehirde tek başıma ayakta durmaya çalışırken, kendi evimde bile kendime ait bir köşe bulamıyordum.
Akşam yemeğinde Nermin Hanım sofraya oturduğunda, “Elifciğim, pilav biraz lapa olmuş,” dedi. Emre ise annesine hak verdi: “Evet ya, biraz daha tane tane olsa iyi olurdu.”
O an içimde bir şeyler koptu. Kaşığımı bıraktım ve sessizce mutfağa geçtim. Arkadan Nermin Hanım’ın sesi geldi: “Kızcağız alınmasın şimdi…”
O gece Emre’ye her şeyi anlatmak istedim. Yatağa uzandığımızda ona döndüm: “Emre, annenin bu kadar sık gelmesi beni yoruyor. Sürekli her şeye karışıyor.”
Emre ise umursamazca cevap verdi: “Abartıyorsun Elif. Annem seni düşünüyor işte.”
Gözlerimden yaşlar süzüldü. “Beni düşündüğü yok Emre. Sadece kendi istediği gibi bir gelin olmamı istiyor.”
Emre sırtını döndü: “İyi geceler Elif.”
Sabaha kadar uyuyamadım. Sabah kahvaltısında Nermin Hanım yine erkenden kalkmıştı. Mutfağa girdiğimde bana dönüp gülümsedi: “Kalk kızım, Emre işe geç kalmasın.”
Kendi evimde misafir gibi hissetmek ne acıymış… Annemle telefonda konuşurken sesimi titrek buldu: “Kızım iyi misin?” dedi.
“İyiyim anne,” dedim ama içimde fırtınalar kopuyordu.
Bir hafta boyunca Nermin Hanım evde kaldı. Her gün yeni bir eleştiri, yeni bir müdahale… Bir akşam Emre işten geldiğinde annesiyle mutfakta fısıldaştıklarını duydum:
— Elif biraz hassas bu aralar anne.
— Sen de üstüne gitme oğlum. Kadıncağız alışır zamanla.
O an dayanamadım ve mutfağa girdim:
— Ben alışmak zorunda mıyım? dedim titreyen sesle.
İkisi de bana şaşkınlıkla baktı.
— Elif ne oldu? dedi Emre.
— Anneciğim, ben bu evde kendi düzenimi kurmak istiyorum. Sürekli müdahale edilince kendimi kötü hissediyorum.
Nermin Hanım dudak büktü: “Ben sadece yardımcı olmaya çalışıyorum kızım.”
— Yardıma ihtiyacım yok! dedim gözyaşlarımı tutamayarak.
O gece Nermin Hanım bavulunu topladı ve sessizce gitti. Evde bir sessizlik hâkimdi ama içimdeki fırtına dinmemişti.
Emre bana günlerce küstü. Aramızda görünmez bir duvar örüldü.
Şimdi mutfakta yine bulaşık yıkıyorum. Kapı çalındığında irkiliyorum hâlâ… Kendi evimde huzur bulmak bu kadar zor mu olmalıydı? Yoksa biz kadınlar hep susmak zorunda mı kalacağız?