Aşkın Yüzdesiyle Ölçüldüğü Ev: Yüzde Otuzun Hikayesi
“Elif, bu ay faturalar biraz fazla geldi. Sen de artık ev masraflarının yüzde otuzunu üstlenir misin?” Murat’ın sesi mutfakta yankılandı. Elimdeki bulaşık süngerini sıktım, köpükler avucumdan taştı. O an, içimde bir şeyler kırıldı. Yıllardır evin yükünü sırtlanmış, çocukların ödevinden annemin ilaç saatine kadar her şeyi ben üstlenmişken, şimdi bana bir oranla geliyordu.
“Yüzde otuz mu?” dedim, sesim titreyerek. “Peki Murat, o zaman ben de ev işlerinin yüzde otuzunu yapmayı bırakıyorum.”
O an Murat’ın yüzünde gördüğüm şaşkınlık, yıllardır görmezden geldiği emeğimin ilk kez görünür olduğu andı. O günden sonra her şey değişti. Sabahları çocukların kahvaltısını hazırlamadım; sadece kendi tabağımı koydum masaya. Çamaşır makinesine sadece kendi kıyafetlerimi attım. Evin salonu toz içinde kalınca, Murat’ın gözleriyle bana sorduğu soruya omuz silktim: “Benim payım bu kadar.”
İlk hafta sessizlik hakimdi. Murat, işten yorgun döndüğünde çocukların ödevleri yapılmamış, mutfakta bulaşıklar birikmiş oluyordu. Bir akşam, annem aradı: “Kızım, Murat niye bana ilaçlarımı getirmedi?”
“Anneciğim,” dedim, “artık herkes kendi payını üstleniyor.”
Murat ilk kez o gün sesini yükseltti: “Elif, bu yaptığın çocukça! Evin düzeni bozuldu.”
Gözlerim doldu ama geri adım atmadım. “Sen bana bir oranla geldin Murat. Ben de sana oranla cevap veriyorum. Emeğin yüzdesi olur mu?”
O gece yatakta sırt sırta yattık. Uyuyamadım. İçimde yılların yorgunluğu vardı. Annem hep derdi: “Kadının yükü görünmez olur kızım, ama taş gibi ağırdır.” Şimdi o yükü paylaşmak istedim.
İkinci hafta işler iyice sarpa sardı. Çocuklar okula geç kaldı, öğretmenleri aradı: “Elif Hanım, Zeynep’in ödevi eksik.”
“Babasına sorun,” dedim. “Bu hafta onun sırası.”
Murat işten eve geldiğinde surat asıktı. “Elif, bu böyle gitmez. Çocuklar perişan oldu.”
“Ben yıllardır perişandım Murat,” dedim sessizce. “Sen hiç fark ettin mi?”
Bir akşam sofrada tartışma büyüdü. Murat’ın annesi aradı: “Oğlum, Elif’e ne oldu? Evin hali perişan.”
Murat telefonu kapattıktan sonra bana döndü: “Annem bile fark etti Elif! Herkes sana kızıyor.”
Gözlerimi kaçırdım. “Herkes bana kızıyor ama kimse bana yardım etmiyor.”
O gece Zeynep yanıma sokuldu: “Anne, neden eskisi gibi değilsin?”
Kızımın gözlerinde korku vardı. Ona sarıldım, ağladım. “Bazen insanlar değişmek zorunda kalır Zeynep’im. Çünkü bazen anneler de yorulur.”
Üçüncü hafta Murat ilk kez mutfağa girdi. Yumurtayı yakarak pişirdi, çocuklara ekmek arası peynir verdi. Akşam çamaşırları makineden çıkardı ama hepsi birbirine karışmıştı.
Bir gece Murat yanıma geldi, sesi yumuşaktı: “Elif, galiba seni hiç anlamamışım.”
Gözlerim doldu. “Ben de kendimi anlatamamışım Murat.”
O gece uzun uzun konuştuk. Yıllardır biriktirdiğim kırgınlıkları anlattım: “Sen işten gelince dinleniyorsun ama ben hiç dinlenemiyorum. Evdeki işler hiç bitmiyor Murat. Benim emeğim neden görünmez?”
Murat başını eğdi: “Haklısın Elif. Ben sadece para kazanmayı sorumluluk sandım. Ama evin düzeni senin emeğinle kuruluyormuş.”
Ertesi sabah ilk kez birlikte kahvaltı hazırladık. Çocuklar şaşkındı ama mutluydu. Murat bulaşıkları yıkadı, ben Zeynep’in saçını ördüm.
Ay sonunda faturalar geldiğinde Murat bana döndü: “Bu ay masrafları birlikte karşılayalım mı?”
Gülümsedim: “Evi de birlikte toparlayalım mı?”
O günden sonra hayatımızda oranlar değil, paylaşmak vardı. Bazen hâlâ tartışıyoruz ama artık birbirimizi daha iyi anlıyoruz.
Şimdi düşünüyorum da; acaba kaç kadın benim gibi görünmez yüklerin altında eziliyor? Kaç erkek evdeki emeği fark etmiyor? Sizce evlilikte adalet nasıl sağlanır?