Bir Evlat Olarak Yıkıldığım Gün: Annemi Yalnız Bırakmak Üzereyim

“Yeter artık! Ben de insanım, ben de yoruldum!” diye bağırdım, sesim mutfakta yankılandı. Annem, titrek elleriyle çay bardağını masaya bırakırken gözleri doldu. O an, içimdeki suçluluk duygusu ile öfkem birbirine karıştı. “Kızım, ben sana yük mü oldum?” dedi kısık bir sesle. Cevap veremedim. Sadece başımı eğdim, gözlerimden yaşlar süzüldü.

Her şey üç yıl önce başladı. Babamı kaybettikten sonra annem hızla çöktü. Önce hafif unutkanlıklar, sonra gece yarısı evde dolaşmalar… Bir sabah onu mutfakta, ocağı açık unutmuş halde buldum. O gün anladım ki, artık annem bana muhtaçtı. Kendi hayatımı bir kenara bırakıp ona bakmaya başladım. İşimi yarı zamanlıya çevirdim, arkadaşlarımla görüşmeyi azalttım. “Evlatlık görevi” dediler, “Annenin duası yeter” dediler. Ama kimse geceleri uykusuz kaldığımda, annemin altını değiştirdiğimde ya da banyoda ağladığımda yanımda değildi.

Kardeşim Serkan’a defalarca anlattım: “Bir hafta da sen al, biraz dinleneyim.” Hep aynı cevap: “Benim çocuklar küçük, işim yoğun abla. Sen daha rahatsın.” Rahat mı? Geceleri annemin çığlıklarıyla uyanmak mı rahat? Kendi hayatımı askıya almak mı rahat? Annem bazen beni tanımıyor bile. “Sen kimsin?” diye soruyor, gözlerinde korku ve şaşkınlıkla. O anlarda içim parçalanıyor ama sabrım da tükeniyor.

Geçen hafta komşumuz Ayşe Teyze uğradı. “Bak kızım,” dedi, “benim yeğenim annesini huzurevine verdi. Çok iyi bakıyorlarmış.” O an içimde bir şeyler koptu. Huzurevi… Annemi oraya bırakmak… Sanki onu ölüme terk etmek gibi geliyor bana. Ama başka çarem var mı? Geceleri artık gözlerim kan çanağına dönüyor, işte performansım düştü, patronum uyardı: “Ya kendine gel ya da başka birini bulalım.”

Bir akşam Serkan’la telefonda tartıştık:
– Serkan, ben dayanamıyorum artık! Annemle ilgilenmekten kendi hayatımı unuttum.
– Abla, ne yapayım? Benim de yüküm ağır.
– Bari haftada bir gel de ben biraz nefes alayım!
– Tamam abla, bakarız…

Bakarız… Hep bakarız… Ama kimse gerçekten bakmaz. Annem ise her geçen gün daha da içine kapanıyor. Bazen çocuk gibi ağlıyor, bazen eski günlerden bahsediyor: “Sen küçükken sana nasıl bakardım bilsen…” O anlarda içimdeki suçluluk büyüyor. Ben ona bakmak istemiyor muyum? Elbette istiyorum! Ama insanın sabrı da gücü de bir yere kadar.

Geçen ay doktorumuzla konuştum:
– Hocam, ben artık tükendim. Ne yapacağımı bilmiyorum.
– Sizin gibi birçok hasta yakını aynı durumda. Destek almanız lazım. Belediyenin evde bakım hizmetleri var, araştırın.

Araştırdım. Belediyenin hizmeti haftada bir saatlik temizlik ve pansuman… O kadar. Annemin ihtiyacı ise 24 saatlik ilgi ve şefkat. Paralı özel bakıcılar ise asgari ücretin iki katı maaş istiyorlar. Benim maaşım zaten zar zor yetiyor.

Bir gece annem banyoda düştü. Kapıyı kırarak içeri girdim. Dizleri kanamıştı, ağlıyordu: “Kızım beni bırakma…” O an karar verdim: Ya ben de annemle birlikte çökeceğim ya da bir çözüm bulacağım.

Ertesi gün Serkan’ı aradım:
– Serkan, annemi huzurevine yazdıracağım.
– Abla ne diyorsun sen! Komşular ne der? Millet arkamızdan konuşur!
– Konuşsunlar! Ben bittim artık.

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annemin odasına girdim, uyuyordu. Yüzünde huzurlu bir ifade vardı. Saçlarını okşadım, çocukluğumdaki gibi… İçimden dua ettim: “Allah’ım bana güç ver.”

Huzurevine başvuru yaptım. Evraklar, sağlık raporları… Her adımda vicdanımla savaştım. Anneme nasıl anlatacağımı bilmiyordum. Bir sabah kahvaltıda konu açıldı:
– Anneciğim, sana daha iyi bakabilecekleri bir yere gideceğiz.
– Sen gelmeyecek misin?
– Sık sık geleceğim anneciğim…

O an gözlerinden yaşlar süzüldü: “Ben sana ne yaptım kızım?”

İşte o cümle beni yıktı. O günden beri her gece kendime soruyorum: Ben kötü bir evlat mıyım? Annemi yalnız bırakmak zorunda kaldığım için mi suçluyum? Yoksa bu ülkede yaşlılara bakmak sadece kadınların sırtına mı yükleniyor? Siz olsanız ne yapardınız? Lütfen bana söyleyin…