Bekle Beni, Bekle Beni: Bir Dönüşün Hikayesi

“Bekle beni, anne… Bekle beni, çocukluğum…” diye fısıldadım kendi kendime, trenin camından dışarı bakarken. Ankara Garı’ndan inip soğuk sabah havasını ciğerlerime çekerken, içimdeki sızı daha da büyüdü. Yıllar sonra ilk kez memleketime dönüyordum. Herkesin gözünde bir zamanlar umut dolu, çalışkan bir çocuk olan ben, şimdi kırık dökük bir adam olarak geri dönüyordum.

Telefonum çaldı. Ekranda annemin adı parlıyordu. Açmaya elim gitmedi. Yıllardır konuşmamıştık. Babam öldükten sonra aramızda bir duvar örülmüştü. O bana kızgındı; ben ona daha da çok…

Küçükken yaşadığımız o dört katlı eski apartmanın önüne geldiğimde, çocukluğumun yankılarını duydum: “Aliiii! Topu ver!” diye bağıran çocuk sesleri, annemin pencereden bana seslenişi… Şimdi ise apartmanın kapısı paslanmış, duvarlar kararmıştı. İçeri girdim. Merdivenleri çıkarken ayaklarım titriyordu. Her adımda geçmişimden bir gölgeyle karşılaşıyordum.

Kapının önünde durdum. İçeriden televizyon sesi geliyordu. Zili çaldım. Kapı açıldı; annem karşımdaydı. Saçları bembeyaz olmuştu. Gözleriyle beni süzdü, dudakları titredi ama hiçbir şey demedi. Ben de sustum. O an, yılların biriktirdiği bütün kelimeler boğazımda düğümlendi.

“Hoş geldin,” dedi sonunda, sesi neredeyse bir fısıltıydı.

“Hoş bulduk,” dedim ben de, gözlerimi kaçırarak.

İçeri girdim. Evde her şey aynıydı ama hiçbir şey aynı değildi. Babamın eski koltuğu hâlâ yerindeydi; üstünde onun kokusu kalmış mı diye içime çektim havayı. Annem mutfağa geçti, bana çay koydu. Sessizlik… Sanki her şey donmuştu.

“Ne zamandır yoksun?” diye sordu annem, gözlerini benden kaçırarak.

“Yedi yıl oldu,” dedim. “Biliyorum, uzun zaman…”

Birden içimdeki öfke kabardı. “Neden aramadın hiç? Neden sormadın nasılım diye?”

Annemin gözleri doldu. “Sen gittin Ali… Ben seni zorla mı tutacaktım? Herkes kendi yolunu seçer.”

O an anladım ki, annem de en az benim kadar kırılmıştı. Babam öldükten sonra evdeki sessizlik bizi birbirimizden koparmıştı. Kardeşim Zeynep ise çoktan evlenip başka bir şehre gitmişti; onunla da yıllardır konuşmuyordum.

O gece annemle aynı masada oturduk ama birbirimize yabancı gibiydik. Çaylarımızı karıştırırken ellerimiz titriyordu. Bir ara annem başını kaldırıp bana baktı:

“Ali… Sen hâlâ babana kızgın mısın?”

Cevap veremedim. Babamın bana attığı o son tokat, evden kaçıp gidişim… Hepsi gözümün önünden geçti.

“Bilmiyorum anne… Bazen affettim sanıyorum ama sonra yine öfkeleniyorum.”

Annem başını eğdi. “O da seni çok severdi aslında… Sadece gösteremezdi.”

Gece boyunca uyuyamadım. Eski odamda duvarlara bakarken çocukluğumun hayaletleriyle konuştum:

“Ali! Hadi dışarı çıkalım!”

Ama artık hiçbir şey eskisi gibi değildi.

Ertesi gün mahallede dolaştım. Eski arkadaşlarımı gördüm; kimisi evlenmiş, kimisi işsiz kalmıştı. Herkesin derdi başkaydı ama ortak bir hüzün vardı gözlerinde: Geçmişin yükü…

Kahvede otururken eski dostum Murat yanıma geldi:

“Duydum ki geri dönmüşsün Ali… Ne oldu, büyük şehirler yetmedi mi?”

Gülümsedim acı acı. “Yetmedi Murat… Hiçbir yer yetmiyor insana kendi evinden uzaksa.”

Murat başını salladı. “Buralar da değişti Ali… Eskisi gibi değil artık.”

O akşam eve dönerken annemi pencerede beklerken buldum. Gözlerinde bir umut vardı; belki de yıllardır beklediği oğlunu sonunda karşısında görmek ona iyi gelmişti.

Yemekte yine sessizlik vardı ama bu kez annem konuştu:

“Zeynep’i aradın mı hiç?”

Başımı salladım. “Hayır… O da bana küstü biliyorsun.”

Annem derin bir nefes aldı. “Aile dediğin şey küslük kaldırmaz oğlum… Hepimiz hata yaptık.”

O an içimde bir şey kırıldı sanki. Annemin ellerini tuttum ilk defa yıllar sonra.

“Anne… Ben çok yoruldum. Affetmek istiyorum ama nasıl yapacağımı bilmiyorum.”

Annem gözyaşlarını sildi ve bana sarıldı.

“Zamanla oğlum… Zamanla her şey geçer.”

O gece ilk defa huzurla uyudum.

Sabah uyandığımda güneş odamı aydınlatıyordu. Pencereyi açtım; çocukluğumun kokusu hâlâ oradaydı. Annem mutfakta kahvaltı hazırlıyordu; bana gülümsedi.

Kahvaltıda ona sordum:

“Anne… Sence insanlar gerçekten değişebilir mi? Geçmişin yükünden kurtulmak mümkün mü?”

Annem uzun uzun düşündü, sonra başını salladı:

“İnsan isterse her şeyi başarır oğlum… Yeter ki kalbinde sevgi olsun.”

Şimdi düşünüyorum da; belki de affetmek kendimizi özgür bırakmaktır. Sizce geçmişin yaralarını sarmak mümkün mü? Yoksa bazı acılar hep bizimle mi kalır?