Duaların Sessizliği: Bir Kadının Kırık Evliliğinde Umut Arayışı

“Yeter artık, Zeynep! Bir gün de huzurla eve gelmek yok mu bana?” diye bağırdı Erhan, kapıyı öfkeyle çarparken. O an içimde bir şeylerin daha koptuğunu hissettim. Ellerim titrerken, mutfak masasının kenarına tutunup derin bir nefes aldım. Oysa ben sadece akşam yemeğini biraz geç hazırlamıştım; işten yeni gelmiştim, yorgundum. Ama Erhan’ın öfkesi için bahaneye gerek yoktu. Sonra sessizce odama çekildim, ellerimi dua için açtım: “Allah’ım, bana sabır ver. Çocuklarım için, ailem için dayanma gücü ver.”

Dört yıl önce, herkesin imrendiği bir düğünle evlenmiştik. Annemler, “Erhan iyi çocuktur, ailesi de düzgün,” demişti. O zamanlar gözümde her şey toz pembeydi. Ama balayı bitince gerçek hayat başladı. Erhan’ın işsizliği, sorumsuzluğu ve öfke patlamalarıyla baş başa kaldım. İlk zamanlar “Geçer,” dedim. “Her evlilikte olur böyle şeyler.” Ama zamanla yüküm ağırlaştı. Erhan iş bulamıyor, bulsa da iki hafta sonra bırakıyordu. Evdeki huzursuzluk çocuklara da yansıyordu. Kızım Elif, daha beş yaşında, geceleri altını ıslatmaya başladı. Oğlum Mert ise içine kapanık bir çocuk oldu.

Ailemle konuşmaya çekiniyordum. Annem “Her evlilikte sorun olur, sabret,” derdi hep. Ama ben sabrın ne kadar acı bir şey olduğunu o yıllarda öğrendim. Sabahları saat altıda kalkıp temizlik işine gidiyordum. Öğleden sonra ise bir markette kasiyerlik yapıyordum. Eve döndüğümde ayakta duracak halim kalmıyordu ama yine de yemek yapıyor, çocukların ödevleriyle ilgileniyor, Erhan’ın kaprislerine katlanıyordum.

Bir gece, Elif’in ağlamasıyla uyandım. Yanına koştum; ateşi vardı. Erhan ise salonda televizyonun karşısında uyuyakalmıştı. “Erhan, hastaneye götürmemiz lazım,” dedim telaşla. Gözlerini bile açmadan “Sen götür,” dedi. O an içimdeki öfkeyi yutmak zorunda kaldım. Elif’i kucağıma alıp taksiyle hastaneye gittim. O soğuk hastane koridorunda dua ettim yine: “Allah’ım, ne olur çocuğumu koru.”

O gece hastanede Elif’in başında sabahladım. Sabah eve döndüğümde Erhan hâlâ uyuyordu. Hiçbir şey olmamış gibi kahvaltı istedi benden. İçimden bağırmak geldi: “Ben de insanım! Ben de yoruluyorum!” Ama sustum. Çünkü korkuyordum; yalnız kalmaktan, çocuklarımı tek başıma büyütmekten korkuyordum.

Bir gün markette kasada çalışırken eski komşumuz Ayşe Abla geldi. Yüzümdeki yorgunluğu fark etti: “Kızım, iyi misin? Çok solgunsun.” Gözlerim doldu ama kendimi tuttum. “İyiyim abla,” dedim kısık sesle. O gün eve dönerken Ayşe Abla’nın sözleri aklımdan çıkmadı: “Zeynep, kendini bu kadar harcama. Kimse senin kadar fedakarlık etmiyor.”

O gece dua ederken gözyaşlarımı tutamadım: “Allah’ım, ben nereye kadar dayanacağım? Çocuklarım için mi yaşıyorum yoksa kendimi mi unuttum?”

Bir sabah Erhan iş bulduğunu söyledi. İçimde bir umut filizlendi ama kısa sürdü; iki hafta sonra yine işsizdi ve öfkesini benden çıkarmaya başladı. Bir akşam eve geç kaldığım için bana bağırdı: “Sen kadın mısın? Akşamları sokakta ne işin var?” Oysa ben o gün fazla mesai yapıp çocuklara süt almıştım.

Bir gece kavga büyüdü; Erhan masadaki bardağı yere fırlattı. Çocuklar korkudan ağlamaya başladı. O an karar verdim: Bu böyle gitmezdi. O gece çocuklar uyuduktan sonra annemi aradım. “Anne, ben çok yoruldum,” dedim ağlayarak. Annem telefonda sustu; ilk defa bu kadar açık konuşuyordum.

Ertesi gün annem ve babam çıkageldi. Evdeki dağınıklığı, çocukların halini görünce annemin gözleri doldu. Babam ise sessizce Erhan’la konuştu ama sonuç değişmedi; Erhan hiçbir şeyi kabul etmiyordu.

Bir hafta sonra Ayşe Abla beni camiye davet etti: “Gel Zeynep, biraz nefes alırsın.” Cami avlusunda otururken yaşlı bir kadın yanıma yaklaştı: “Kızım, Allah kulunu zora sokmaz ama bazen çıkış yolunu senin bulmanı ister.” O sözler içime işledi.

O günden sonra her gece dua etmeye devam ettim ama bu kez başka bir şey için: “Allah’ım, bana cesaret ver.” Bir sabah aynada kendime baktım; gözlerimin altı morarmıştı, saçlarım dökülüyordu. Çocuklarım için güçlü olmam gerektiğini anladım.

Bir akşam Erhan yine bağırmaya başladığında ilk defa karşılık verdim: “Yeter artık! Ben de insanım! Bu evde sadece senin değil, benim de hakkım var!” Erhan şaşırdı; ilk defa bu kadar net konuşuyordum.

O gece çocukları alıp annemlere gittim. Annem sarıldı bana: “Kızım, keşke daha önce söyleseydin.” Babam ise sessizce elimi tuttu: “Sen bizim evladımızsın.”

Boşanma süreci kolay olmadı; ailemde bile bazıları “Kadın evini terk etmez,” dedi. Ama ben artık korkmuyordum; çünkü yalnız olmadığımı biliyordum.

Şimdi yeni bir hayat kuruyorum çocuklarımla birlikte. Hâlâ zorluklar var ama en azından huzur var evimizde. Bazen geceleri yine dua ediyorum ama bu kez şükrederek: “Allah’ım, bana yeniden başlama gücü verdiğin için teşekkür ederim.”

Bazen düşünüyorum; acaba başka kadınlar da benim gibi susuyor mu? Siz olsaydınız ne yapardınız? Susmak mı doğruydu yoksa sesini yükseltmek mi?