Bir Hayalin Peşinde: Deniz Uğruna

“Yeter artık anne! Benim de bir hayatım var!” diye bağırdım, sesim mutfakta yankılandı. Annem şaşkınlıkla bana baktı, elindeki çay bardağı titredi. O an, yıllardır içimde biriktirdiğim her şeyin patladığını hissettim. Yirmi sekiz yaşındaydım ve hâlâ kendi hayatımı yaşayamıyordum.

Küçükken, babamla annem beni bir kez Karadeniz’e götürmüştü. O zaman üç yaşındaydım, hatırladığım tek şey tuzlu rüzgâr ve annemin saçlarımı örerken söylediği ninniydi. Sonra her yaz beni dedemlerin köyüne, Sivas’ın o kurak, tozlu köyüne gönderirlerdi. Orada deniz yoktu; sadece küçük bir dere, kurbağa sesleri ve sonsuz buğday tarlaları vardı. Ama ben hep denizi düşledim.

Lise bittiğinde üniversiteye gitmek istedim. Annem, “Kız başına şehirde ne işin var?” dedi. Babam ise “Biz seni okutamayız, evde kal, çalış” dedi. Ben de kasabadaki markette kasiyer olarak işe başladım. Her ay maaşımdan biraz para ayırdım; hayalim bir gün Ege’de bir sahil kasabasına gidip denize dokunmaktı.

Ama hayat öyle kolay değildi. Kardeşim Melike hastalandı, babam işsiz kaldı. Evdeki yük bana bindi. Annem her gün, “Sen olmasan biz ne yapardık?” derdi. Ben de sustum, hayallerimi yastığımın altına sakladım.

Bir gün markette çalışırken, kasaya yaşlı bir teyze geldi. “Kızım, gözlerin çok hüzünlü,” dedi. “Hayalin mi var?” O an gözlerim doldu. “Denizi görmek istiyorum,” dedim fısıltıyla. Teyze elimi tuttu: “Hayallerini erteleme kızım, hayat geçiyor.”

O günden sonra daha çok çalıştım. Ek mesaiye kaldım, evde anneme yardım ettim, kardeşime baktım. Ama her gece uyumadan önce internetten deniz fotoğraflarına bakıyordum. Bazen gözlerimi kapatıp dalga seslerini hayal ediyordum.

Bir yıl boyunca para biriktirdim. Sonunda yeterli parayı topladım ve anneme söyledim: “Anne, bu yaz tatile gideceğim.” Annem önce sustu, sonra ağlamaya başladı: “Bizi bırakıp nereye gidiyorsun? Melike’ye kim bakacak? Babana yemek kim yapacak?”

O an içimde bir şeyler koptu. “Anne,” dedim titreyen sesle, “Ben de insanım! Benim de hayallerim var!” Babam odadan çıktı, “Kız kısmı tek başına tatile mi gidermiş?” diye bağırdı. Melike ise sessizce yanıma sokuldu: “Ablacığım, git… Sen mutlu olunca ben de mutlu oluyorum.”

O gece sabaha kadar ağladım. Vicdan azabı mıydı bu? Yoksa yıllardır üzerime yüklenen sorumlulukların ağırlığı mıydı? Sabah işe giderken aynada kendime baktım: Gözlerimin altı morarmıştı ama içimde bir kıvılcım vardı.

Bir hafta sonra cesaretimi topladım ve otobüs bileti aldım. Annemle babam konuşmuyordu benimle. Melike ise bana küçük bir not yazmıştı: “Denizin tuzunu bana da anlat.”

Otobüs yolculuğu boyunca içimde fırtınalar koptu. Yanımdaki kadın bana bakıp, “İlk kez mi gidiyorsun?” dedi. Başımı salladım. “Korkma,” dedi gülümseyerek, “Deniz herkese iyi gelir.”

Sabah güneş doğarken İzmir’e vardım. Otogardan dolmuşa bindim, Kuşadası’na doğru yola çıktım. Yol boyunca pencereden dışarı baktım; zeytin ağaçları, mavi gökyüzü… Ve sonunda o an geldi: Deniz! Gözlerim doldu, kalbim deli gibi çarptı.

Sahile indiğimde ayakkabılarımı çıkardım, kumun sıcaklığını hissettim. Dalgalar ayak bileklerime vurduğunda çocuk gibi ağladım. O an yıllardır içimde biriken tüm acılar, pişmanlıklar ve özlemler denize karıştı sanki.

Bir banka oturup uzun süre denizi izledim. Yanıma yaşlı bir adam geldi: “Kızım, neden ağlıyorsun?” dedi. “Çok bekledim,” dedim sessizce. Adam gülümsedi: “Hayat beklemeye gelmez kızım. Ne zaman kendin için yaşamaya başlarsan o zaman gerçekten yaşarsın.”

O gün saatlerce yürüdüm sahilde. Güneş batarken telefonumu açıp ailemi aradım. Annem açmadı ama Melike telefona koştu: “Ablacığım! Denizi gördün mü?” Gözyaşlarımı silip gülümsedim: “Gördüm Melike… Senin için de bir deniz kabuğu buldum.”

O tatil boyunca kendimi yeniden buldum sanki. Her sabah denize karşı kahvaltı yaptım, kitap okudum, insanlarla sohbet ettim. Bir akşam pansiyonda kalan başka bir kadınla tanıştım; adı Zeynep’ti. O da benim gibi ailesinin yükünü sırtlamıştı yıllarca. Birlikte uzun yürüyüşler yaptık, hayallerimizi konuştuk.

Dönüş günü geldiğinde içimde hem huzur hem de hüzün vardı. Otobüste camdan dışarı bakarken düşündüm: Hayatımızı başkaları için mi yaşıyoruz yoksa kendimiz için mi? Eve döndüğümde annem bana sarıldı; ilk kez gözlerinde anlayış gördüm.

Şimdi hâlâ aynı kasabada yaşıyorum ama artık biliyorum ki hayallerimi ertelemek zorunda değilim. Belki her yıl denize gidemem ama içimde o mavilik hep var artık.

Peki siz hiç kendi hayaliniz için herkese rağmen bir adım attınız mı? Yoksa hâlâ başkalarının hayatını mı yaşıyorsunuz?