Bir Kova Salatalık ve Annemin Gölgesinde Bir Yaz

“Al kızım, bunları da sen değerlendirirsin.” Kayınvalidemin sesi, mutfağın kapısında yankılandı. Elinde tuttuğu devasa kova, içi kartlaşmış, sararmış salatalıklarla doluydu. O an, terli alnımdan bir damla süzüldü; hem sıcaktan, hem de içimde birden kabaran öfkeden. Aynı anda, eltim Zeynep’in yanına döndü ve ona özenle seçilmiş, incecik, çıtır çıtır salatalıkları uzattı: “Bunlar tam turşuluk, senin çocuklar çok sever.”

O an içimde bir şeyler koptu. Yıllardır süren bu sessiz kıyaslama, bu görünmez sınırlar… Hep ikinci plana atılan gelin ben miydim? Yoksa sadece fazla mı hassastım? Kendi kendime kızarken, kayınvalidemin gözlerinde bir anlık bir bakış yakaladım; sanki ne hissettiğimi biliyor ama umursamıyordu.

“Teşekkür ederim,” dedim zoraki bir gülümsemeyle. Kovanın ağırlığı ellerimi acıttı ama asıl acı, içimdeydi. Zeynep bana göz ucuyla baktı, bir şey söylemek ister gibi ama sustu. O an, mutfakta sadece salatalık değil, yılların birikmiş kırgınlıkları da taşındı.

Akşam yemeği hazırlıkları sırasında annem aradı. “Nasılsın kızım?” dediğinde sesim titredi. “İyiyim anne,” dedim ama iyi değildim. Annem hemen anladı: “Yine mi kaynanan bir şey yaptı?”

“Yok anne, önemli bir şey değil,” dedim ama annem susmadı: “Bak kızım, insan bazen en yakınlarından en büyük yarayı alır. Ama sen kendini ezdirme.”

Telefonu kapattığımda gözlerim dolmuştu. Eşim Mehmet ise salonda televizyonun sesini açmış, dünyadan bihaberdi. Yanına gittim: “Mehmet, annen bana yine kart salatalıkları verdi. Zeynep’e ise en güzellerini…”

Mehmet başını kaldırmadan cevap verdi: “Abartıyorsun Esra. Salatalık işte, ne var bunda?”

O an yalnızlığım daha da derinleşti. Eşim bile anlamıyordu beni. Sanki bu evde fazlalık gibiydim.

Ertesi gün komşum Ayşe uğradı. Mutfağın köşesinde duran koca kova dikkatini çekti: “Bunlarla ne yapacaksın?” dedi şaşkınlıkla.

“Bilmiyorum,” dedim omuz silkip. “Kayınvalidem getirdi.”

Ayşe gülümsedi: “Bak ben sana güzel bir tarif vereyim; kart salatalıktan kavurma olur. Hem de nefis olur.”

Birlikte mutfağa girdik, soğanları doğradık, salatalıkları doğradık. Ayşe’nin neşesi bana da bulaştı. O an fark ettim ki; bazen hayat sana limon vermez, kartlaşmış salatalık verir ama yine de ortaya güzel bir şey çıkabilir.

Akşam yemeğinde kavurmayı sofraya koydum. Mehmet ilk lokmada şaşırdı: “Bu çok güzel olmuş!” dedi. İçimden bir zafer duygusu geçti ama yine de kalbimdeki sızı dinmemişti.

Bir hafta sonra ailece pikniğe gittik. Kayınvalidem yine Zeynep’in çocuklarına özel ilgi gösteriyor, bana ise mesafeli davranıyordu. Dayanamadım, köşeye çekip ona sordum:

“Anne, ben size bir şey sormak istiyorum. Neden hep Zeynep’e daha çok ilgi gösteriyorsunuz? Ben de sizin gelininizim.”

Kayınvalidem önce sustu, sonra gözlerini kaçırarak konuştu: “Kızım, Zeynep’in durumu zor. Eşi işsiz kaldı ya… Ona biraz moral vermek istiyorum.”

O an utandım; belki de her şey benim gözümde büyüttüğüm kadar değildi. Ama yine de yılların birikimi kolay silinmiyordu.

Piknik dönüşü arabada Mehmet’e döndüm: “Bazen kendimi bu ailenin dışında hissediyorum.”

Mehmet derin bir nefes aldı: “Esra, annem seni seviyor ama bazen bunu göstermeyi bilmiyor olabilir. Sen de biraz anlayışlı ol.”

Gece yatağımda dönüp dururken düşündüm; acaba ben mi fazla alınganım? Yoksa gerçekten ailede bir hiyerarşi mi var? Herkesin kendi derdi var ama neden hep kadınlar arasında bu kadar kıyaslama oluyor?

Bir sabah Zeynep kapımı çaldı. Gözleri şişmişti; ağlamıştı belli ki. İçeri aldım, çay koydum.

“Esra,” dedi titrek bir sesle, “Annem bana da bazen fazla yükleniyor biliyor musun? Hep güçlü olmamı bekliyor. O yüzden bazen sana daha iyi davranıyor gibi görünüyor ama aslında ben de çok yoruldum.”

O an aramızdaki duvarlar yıkıldı sanki. Birbirimize sarıldık ve ağladık. Sonra birlikte mutfağa girdik; kalan son kart salatalıkları doğrayıp kavurma yaptık.

O gün anladım ki; bazen en yakınlarımızla bile gerçek duygularımızı paylaşmıyoruz. Herkes kendi acısını saklıyor, herkes kendi savaşını veriyor.

Yaz bittiğinde kayınvalidem hastalandı. Hastane odasında başucunda ben vardım; Zeynep ise çocuklarla ilgileniyordu. Kayınvalidem elimi tuttu: “Kızım, bazen yanlış yapıyorum biliyorum. Ama siz benim her şeyimsiniz.”

O an içimdeki buzlar eridi. Belki hiçbir zaman tam anlamıyla eşit olamayacaktık ama birbirimizi anlamaya çalışabilirdik.

Şimdi mutfağımda kavrulmuş salatalık kokusu yükselirken düşünüyorum: Acaba aile olmak gerçekten birbirine benzeyebilmek mi? Yoksa tüm farklılıklarımıza rağmen yan yana durabilmek mi?

Sizce ailede adalet mümkün mü? Yoksa hepimiz biraz eksik mi kalıyoruz?