Her Şey Yolunda Giderken: Kendimi Seçmek
— Anne, bugün geç döneceğim, Zeynep’in doğum günü var. Arkadaşlarla sinemaya gideceğiz.
Oğlum Emir’in sesi koridorda yankılandı. Yanıma gelip yanağıma bir öpücük kondurdu ve banyoya koştu. Kapının ardından gelen neşeli şarkısı, evin içinde yankılandı. O an, mutfak penceresinden dışarı bakarken, hayatımın tam da olması gerektiği gibi olduğunu düşündüm. Her şey yolundaydı. Emir mutlu, eşim Serkan işinde başarılı, evimiz düzenliydi. Ama içimde bir yerde, tarifsiz bir boşluk vardı. Sanki herkesin hayatı akıp giderken, ben camın arkasında kalmıştım.
Telefonum titredi. Annem arıyordu. “Kızım, bugün pazara gidecek misin? Benim için de biraz domates alır mısın?” dedi. “Tabii anneciğim,” dedim ama sesimdeki yorgunluğu fark etti. “İyi misin kızım?” diye sordu. “İyiyim anne, sadece biraz uykusuzum,” dedim. Yalan söyledim. Aslında geceleri uyuyamıyordum. Gözlerimi kapattığımda, yıllardır ertelediğim hayallerim aklıma geliyordu: Üniversitede yarıda bıraktığım resim bölümü, gençliğimde yazdığım ama kimseyle paylaşmadığım şiirler, seyahat etmek istediğim şehirler… Hepsi birer hayal kırıklığına dönüşmüştü.
Serkan salona girdi. “Kahvaltı hazır mı? Bugün erken çıkmam lazım,” dedi. Her zamanki gibi aceleciydi. Masaya otururken bana bakmadan telefonunu karıştırdı. “Bugün toplantım var, akşam geç gelirim.” Sanki evde bir gölgeydim; varlığım sadece ihtiyaçlar karşılandığında hissediliyordu.
Kahvaltıdan sonra Emir okuluna gitti, Serkan işe. Evde tek başıma kaldım. Sessizlik üzerime çöktü. Pencerenin önünde oturup uzun süre dışarıyı izledim. Karşı apartmanın balkonunda yaşlı bir kadın çiçeklerini suluyordu. Birden ağlamaya başladım; nedenini bilmiyordum ya da biliyordum ama adını koyamıyordum.
O gün pazara gitmedim. Annemi arayıp hasta olduğumu söyledim. Gerçekten hastaydım; ruhum hastaydı. O öğleden sonra eski defterlerimi karıştırdım. Üniversiteden kalma bir eskiz defteri buldum. Sayfalarını çevirdikçe gözlerim doldu; her çizgide kaybolan kendimi gördüm.
Akşam Serkan eve geldiğinde yorgundu ve sinirliydi. “Yemek hazır mı?” diye sordu kapıdan girer girmez. “Hazır,” dedim sessizce. Sofrada herkes suskundu. Emir heyecanla gününü anlatırken Serkan telefonuna gömülmüş, ben ise boş gözlerle tabağıma bakıyordum.
O gece Serkan’la ilk kez ciddi bir tartışma yaşadık. “Seninle konuşamıyorum artık,” dedim titreyen bir sesle. “Ne oldu yine? Her şey yolunda değil mi? Evimiz var, oğlumuz iyi, daha ne istiyorsun?” diye bağırdı Serkan. Gözlerimden yaşlar süzüldü. “Kendimi kaybettim Serkan! Sadece anne ve eş olmaktan ibaret değilim! Ben de varım! Hayallerim var!”
Serkan şaşkınlıkla bana baktı. “Ne saçmalıyorsun? Herkesin hayatı böyle! Kimsenin hayali gerçek olmuyor! Büyü artık!” dedi ve odadan çıktı.
O gece sabaha kadar ağladım. Sabah olduğunda aynada gözlerimin altındaki morluklara baktım ve ilk defa kendime söz verdim: Artık değişecektim.
Ertesi gün annemi aradım ve ona her şeyi anlattım. Annem uzun süre sustu, sonra “Kızım, ben de gençken çok şey istedim ama hayat böyle işte… Ama sen farklısın, cesaretin varsa dene,” dedi.
Bir hafta sonra belediyenin açtığı resim kursuna yazıldım. İlk gün kursa giderken ellerim titriyordu; sanki suç işliyormuşum gibi hissediyordum. Kursta benden yaşça küçük kadınlar vardı; hepsi hayallerinin peşindeydi. İlk fırça darbesini attığımda içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim; yıllardır bastırdığım duygular su yüzüne çıktı.
Serkan bu değişikliğe öfkelendi. “Evde işin gücün yok mu senin? Resim de nereden çıktı şimdi?” dedi küçümseyerek. “Bu benim hayatım Serkan,” dedim kararlı bir sesle. O an ilk defa kendimi savundum.
Emir başta şaşırdı ama zamanla annesinin mutlu olmasının ona da iyi geldiğini fark etti. Bir gün yanıma gelip “Anne, sen resim yapınca daha güzel gülüyorsun,” dedi ve boynuma sarıldı.
Aylar geçti, kurs bittiğinde küçük bir sergi açtık. Annem gururla yanımda durdu; Serkan ise sergiye gelmedi bile. Ama ben ilk defa kendimi özgür hissettim.
Bir akşam Emir’le balkonda otururken bana döndü ve “Anne, sen mutluysan ben de mutluyum,” dedi.
Şimdi bazen hâlâ yalnız hissediyorum ama artık biliyorum ki kendi hayatımı seçmekten korkmuyorum.
Siz hiç kendiniz için bir şey yaptığınızda suçluluk hissettiniz mi? Yoksa hep başkalarının mutluluğu için mi yaşadınız?