Bir Babaya Dair: Üçüncü Katın Sessizliği

“Emir! Emir, neredesin oğlum?” diye bağırdım, apartmanın boşluğunda yankılandı sesim. Elimdeki pazar çantası neredeyse yere düşecekti. Üçüncü kata kadar nefes nefese çıkarken, her basamağı sayıyordum: bir, iki, üç… Emir küçükken hep birlikte sayardık. Şimdi ise, her sayı içime bir hançer gibi saplanıyor.

Kapının önünde durdum. Anahtar elimde titriyordu. Annem içeriden seslendi: “Aysel, ne oldu? Yine mi geç kaldın?” Sesi yorgun ve biraz da sitemkârdı. “Anne, Emir’i gördün mü? Okuldan döndü mü?” dedim. Annem başını iki yana salladı, gözleri endişeyle doluydu. “Daha gelmedi kızım. Belki arkadaşına uğramıştır.”

Ama içimde bir huzursuzluk vardı. Son zamanlarda Emir çok değişmişti. On üç yaşında bir çocuk için fazla sessizdi. Babasıyla arası iyice açılmıştı. Eşim Murat, işten eve yorgun argın döner, sofrada tek kelime etmeden yemeğini yerdi. Emir bir şey sorsa terslerdi: “Bırak şimdi saçma soruları! Adam akıllı ders çalış.”

Bir akşam, Emir odasına kapanmıştı. Kapıyı çaldım. “Oğlum, iyi misin?” dedim. Cevap vermedi. Kapının altından ışık sızıyordu. İçeri girdiğimde onu yatağında büzülmüş buldum. “Anne, babam beni sevmiyor mu?” diye fısıldadı. O an kalbim paramparça oldu. “Olur mu öyle şey oğlum? Baban seni çok seviyor ama bazen… bazen insanlar sevgilerini göstermekte zorlanır.”

Ama Murat’ın sevgisi hep sertti. Kendi babasından böyle görmüştü; duygularını belli etmekten korkardı sanki. Bir gün işten erken geldiğinde, Emir’i bilgisayar başında buldu. “Ne yapıyorsun burada? Dersin yok mu senin?” diye bağırdı. Emir korkuyla sandalyesinden kalktı, gözleri doldu. O an araya girdim: “Murat, yeter! Çocuk daha yeni geldi okuldan.” Murat bana döndü: “Sen de şımartıyorsun bu çocuğu! Erkek adam böyle mi yetişir?”

O gece Emir’in odasından ağlama sesi duydum. Yanına gittim, saçlarını okşadım. “Anne,” dedi titrek bir sesle, “ben neden hep yanlış yapıyorum?”

Ertesi sabah Emir okula gitmek istemedi. “Karnım ağrıyor,” dedi ama gözlerinden başka bir acı aktığını gördüm. Yine de zorla gönderdim; çünkü Murat’ın öfkesiyle baş edemezdim.

O gün akşam saatlerinde telefonum çaldı. Arayan okul müdürüydü: “Aysel Hanım, Emir bugün okula gelmemiş.”

Dünya başıma yıkıldı o an. Hemen Murat’ı aradım: “Emir kayıp!” dedim titreyen bir sesle. Murat önce inanmadı, sonra öfkeyle bağırdı: “Senin yüzünden! Hep senin yüzünden bu çocuk böyle oldu!”

Polise gittik, kayıp ilanı verdik. Komşulara sorduk, arkadaşlarını aradık. Kimse Emir’i görmemişti. O gece sabaha kadar uyumadım. Annem dua etti, ben ise pencereden dışarı bakıp her geçen çocuğun Emir olup olmadığını anlamaya çalıştım.

Ertesi gün kapı çaldı. Açtığımda karşımdaki polis memurunun yüzü ciddiydi: “Hanımefendi, oğlunuzun izine bir parkta rastladık.” Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi.

Parkta bulduk Emir’i; bankta oturmuş, başını dizlerinin arasına almıştı. Gözleri kıpkırmızıydı. Yanına koştum, sarıldım ona sımsıkı.

“Anne… Beni bırakmayacaksın değil mi?”

“Hayır oğlum! Asla bırakmam!”

Murat da yanımıza geldi; ilk defa gözlerinde pişmanlık gördüm. Dizlerinin üstüne çöktü ve Emir’in omzuna dokundu: “Oğlum… Ben… Ben sadece senin iyi olmanı istiyorum.”

Emir başını kaldırdı: “Baba, ben iyi olamıyorum ki… Ne yapsam yanlış.”

O an Murat’ın gözlerinden yaşlar süzüldü; ilk defa oğluna sarıldı.

Eve döndüğümüzde annem sofrayı hazırlamıştı ama kimsenin iştahı yoktu. O gece uzun uzun konuştuk; Murat geçmişini anlattı, kendi babasından gördüğü sevgisizliği… Ben ise yıllardır içimde tuttuğum korkuları döktüm ortaya.

Ama hayat kolayca düzelmedi tabii ki. Ertesi günlerde Murat değişmeye çalıştı; ama bazen yine öfkeleniyor, sonra pişman oluyordu. Ben ise her gün oğlumun gözlerine bakıp ona yetebiliyor muyum diye kendimi sorguluyordum.

Bir gün Emir yanıma geldi: “Anne, ben başka bir şehirde okumak istiyorum büyüyünce… Burada boğuluyorum.”

İçim acıdı ama onu anladım; çünkü ben de gençken kaçmak istemiştim bu kasvetli apartmandan, bu dar sokaklardan… Ama annem hasta olduğu için kalmıştım.

Şimdi ise oğlumun gitmesine izin vermek zorundaydım belki de…

Hayatımızdaki en büyük sorun sevgiyi gösterebilmekti belki de; erkeklerin duygularını saklaması gerektiği öğretilmişti bize yıllarca… Ama bu suskunluk, bu sertlik çocuklarımızı bizden uzaklaştırıyordu.

Şimdi size soruyorum: Siz hiç sevginizi göstermekte zorlandınız mı? Ya da ailenizden biriyle aranızda böyle görünmez duvarlar oldu mu? Ben hâlâ her gece kendime soruyorum: Bir anne olarak daha fazlasını yapabilir miydim?