Sessizliğe Mahkûm Bir Aşk: Evli Bir Adamı Sevmek
“Bunu yapmamalıyız, Zeynep. Lütfen, artık buraya gelme.”
Bu cümle, Ali’nin dudaklarından döküldüğünde, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. O an, gözlerimden yaşlar süzülürken, ellerim titriyordu. Sanki bütün dünya üzerime yıkılmıştı. Oysa üç yıl önce, Ali’yi ilk gördüğümde, hayatımda böylesine karmaşık bir duygunun var olabileceğini hayal bile edemezdim.
O gün, annemin hastaneye kaldırıldığı haberini aldığımda, panikle koştum acile. Annemin başında duran doktorun gözlerinde bir sıcaklık vardı. “Merak etmeyin, anneniz iyi olacak,” dediğinde, içimde tarifsiz bir huzur hissetmiştim. O doktor Ali’ydi. O gün annemi kurtardı, ama farkında olmadan beni de bambaşka bir girdabın içine çekti.
Başlarda sadece minnettardım. Sonra hastane koridorlarında kısa sohbetlerimiz başladı. Bir gün bana, “Senin gibi güçlü bir kadını uzun zamandır görmemiştim,” dediğinde yüzüm kızarmıştı. O an kalbimde bir kıpırtı hissettim. Ama o zamanlar evli olduğunu bilmiyordum.
Bir akşam nöbet çıkışı, hastanenin bahçesinde otururken bana hayatından bahsetti. Eşiyle yıllardır aralarının iyi olmadığını, evliliklerinin sadece çocukları için sürdüğünü söyledi. “Bazen insan kendini bir kafeste hissediyor,” dediğinde gözlerinde bir hüzün vardı. O an ona sarılmak istedim ama kendimi tuttum.
Zamanla buluşmalarımız sıklaştı. Her defasında vicdanımla savaşıyordum. Annem bana, “Kızım, insanın başını yastığa huzurla koyması her şeyden önemli,” derdi hep. Ama ben geceleri uyuyamıyordum. Ali’yle geçirdiğim her anın ardından aynada kendime bakamıyordum.
Bir gün, en yakın arkadaşım Elif’e her şeyi anlatmaya karar verdim. “Zeynep, ne yapıyorsun sen? O adam evli! Hem de iki çocuk babası!” diye bağırdı bana. Gözlerindeki öfke ve hayal kırıklığı beni derinden yaraladı. “Biliyorum Elif, ama elimde değil… Onsuz nefes alamıyorum,” dedim ağlayarak.
Ali’yle ilişkimiz gizli saklı devam etti. Onunla buluştuğumda zaman duruyordu sanki. Ama ayrıldığımızda içimde bir boşluk oluşuyordu. Bir gün annem bana, “Kızım, son zamanlarda çok dalgınsın. Bir derdin mi var?” diye sorduğunda gözlerimi kaçırdım. Anneme yalan söylemek zorunda kalmak beni daha da suçlu hissettiriyordu.
Ali ise her geçen gün daha çok bocalıyordu. Bir akşam telefonda sesi titreyerek, “Zeynep, seni seviyorum ama ailemi de bırakamam,” dediğinde içimdeki umutlar bir kez daha yıkıldı. “Biliyorum Ali… Ben de senden vazgeçemiyorum,” dedim ama bu cümlenin ne kadar acımasız olduğunu biliyordum.
Bir gün Ali’nin eşiyle karşılaştım tesadüfen markette. Göz göze geldiğimizde içimde bir sızı hissettim. Kadıncağız bana gülümsedi ve “Sen Zeynep değil misin? Ali’nin hastanedeki arkadaşı,” dedi. O an yerin dibine girmek istedim. “Evet,” diyebildim sadece utançla.
O gece sabaha kadar ağladım. Kendime defalarca söz verdim: “Bir daha asla!” Ama ertesi gün Ali’den gelen bir mesajla yine her şeyi unuttum: “Seni görmek istiyorum.”
Bir gün Ali’nin küçük kızı hastalandı ve o geceyi evinde geçirmek zorunda kaldı. Bana mesaj atmadı, aramadı. O gece ilk kez onun yokluğuna alışmaya çalıştım. Kendi kendime sordum: “Ben neyin içindeyim? Bir ailenin mutluluğunu çalıyor muyum?”
Bir sabah Elif beni aradı: “Zeynep, artık kendine gel! Bu işin sonu yok! Hem kendini hem onu hem de ailesini mahvediyorsun!” dedi öfkeyle. Elif’in sözleri kulağımda yankılandı ama kalbim yine Ali’yi aradı.
Bir akşam Ali’yle buluştuğumuzda ona her şeyi bitirmek istediğimi söyledim. Gözleri doldu: “Bunu yapma Zeynep… Sen benim nefesimsin,” dedi ve ellerimi tuttu. O an gitmek istedim ama ayaklarım yerinden kıpırdamadı.
Aylar böyle geçti… Her gün biraz daha tükeniyordum. Annem hastalandı tekrar; bu kez daha ağırdı durumu. Hastane koridorlarında beklerken Ali yanıma geldi ve sessizce elimi tuttu. O an annemin gözlerini açıp bana bakmasını diledim: “Kızım, doğru olanı yap,” desin istedim.
Annem vefat ettiğinde Ali yanımdaydı ama cenazede uzaktan izledi beni; kimseye belli etmeden ağladı. O gün kararımı verdim: Bu ilişkiyi bitirmeliydim.
Ali’ye son kez mesaj attım: “Seni sevdim ama artık kendimi affedemiyorum. Lütfen beni arama.”
Aylar geçti… Hâlâ geceleri onun adını sayıklayarak uyanıyorum bazen. Vicdanımın sesi hiç susmuyor.
Şimdi size soruyorum: Sevgi gerçekten her şeyin önünde mi gelir? Yoksa bazen en büyük fedakârlık vazgeçmek midir?