Kayınvalidemin Gölgesinde – Boşanma Sonrası Özgürlük Mücadelem

“Yine mi geldin Sevim Hanım? Lütfen, bu kez gerçekten gitmeniz gerekiyor!” diye bağırdım, sesim titriyordu. Kapının önünde duran eski kayınvalidem, elindeki poşetleri yere bıraktı. Gözleriyle evin içini taradı, sanki hâlâ kendi eviymiş gibi. “Kızım, ben torunumu göreceğim. Senin keyfine göre hareket edecek değilim!” dedi, sesi her zamanki gibi buyurgandı.

O an, içimdeki öfkeyle karışık çaresizlik boğazıma düğümlendi. Boşanmanın üzerinden altı ay geçmişti ama Sevim Hanım’ın üzerimdeki gölgesi hâlâ kalkmamıştı. Kızım Elif’in odasından gelen hafif bir hıçkırık sesiyle kendime geldim. “Anne, yine mi geldi?” diye fısıldadı Elif. Ona güçlü görünmek zorundaydım ama içim paramparçaydı.

Boşanmadan önce de Sevim Hanım’ın evimize müdahaleleri bitmek bilmiyordu. Eşim Murat’la aramızdaki kavgaların çoğu onun yüzündendi. “Sen annemi anlamıyorsun,” derdi Murat, “O sadece iyiliğimizi istiyor.” Oysa ben her geçen gün biraz daha yalnızlaşıyor, kendi evimde bile nefes alamıyordum.

Boşanma kararı aldığımda ailem bana destek olmaya çalıştı ama annem bile “Kızım, herkesin kayınvalidesiyle sorunu olur, biraz sabretseydin,” dedi. Oysa sabrım tükenmişti. Kendi hayatımı, kızımın huzurunu korumak istiyordum. Ama Sevim Hanım pes etmiyordu.

Bir gün işten eve döndüğümde Elif’i ağlarken buldum. “Anneanne yine geldi, bana babamı kötüledi,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Kızımı koruyamıyor muydum? Hemen Sevim Hanım’ı aradım. “Lütfen artık evimize izinsiz gelmeyin,” dedim. Ama o, “Sen annelik nedir bilmezsin! Ben Elif’in iyiliği için buradayım,” diye bağırdı telefonda.

Geceleri uyuyamaz oldum. Kapı zili çaldığında kalbim yerinden fırlayacak gibi oluyordu. Komşular bile bu duruma alışmıştı. Bir gün apartman girişinde Ayşe Abla beni kenara çekti: “Kızım, bu kadın seni rahat bırakmayacak belli ki. Polise gitmeyi düşündün mü?” dedi. O an utandım. Türkiye’de bir kadının eski kayınvalidesini şikayet etmesi ne kadar kolaydı ki? Hem Elif’in babasıyla arası daha da bozulursa?

Bir akşam Elif’le birlikte yemek yerken kapı tekrar çaldı. Bu kez kararlıydım. Kapıyı açtığımda Sevim Hanım’ın yanında Murat da vardı. “Ne yapmaya çalışıyorsun?” dedim Murat’a. “Annem torununu görmek istiyor, sen de buna engel olamazsın!” dedi öfkeyle.

“Ben Elif’in huzurunu korumaya çalışıyorum! Sürekli gelen gidenle çocuk huzursuz oluyor,” dedim gözlerim dolarak. Sevim Hanım araya girdi: “Sen annelikten ne anlarsın? Ben olmasam bu çocuk aç kalır!”

O gece Elif’in yanında ağlamamaya çalıştım ama o da dayanamayıp sarıldı bana: “Anne, ben seni bırakmam. Lütfen üzülme.”

Bir süre sonra işyerinde de performansım düşmeye başladı. Müdürüm Derya Hanım beni odasına çağırdı: “Zeynep, son zamanlarda dalgınsın. Bir sorun mu var?” dedi endişeyle. Dayanamadım, her şeyi anlattım. Derya Hanım bana sarıldı: “Bak Zeynep, yalnız değilsin. Gerekirse hukuki destek alırsın, ama önce kendini düşünmelisin.”

O gece uzun uzun düşündüm. Türkiye’de kadın olmak zaten zorken, bir de aile içi sınırları korumak için savaşmak… Ertesi gün kararlı bir şekilde aile mahkemesine gittim ve uzaklaştırma talebinde bulundum. O an ellerim titriyordu ama başka çarem yoktu.

Sevim Hanım’ın haberi aldığında çıldırdığını duydum. Murat aradı: “Bunu nasıl yaparsın? Annem perişan oldu!” dedi. “Ben de perişan oldum Murat! Kızımız için huzur istiyorum,” dedim ve telefonu kapattım.

Bir süre sonra Sevim Hanım’ın baskısı azaldı ama ailemden de tepkiler geldi: “Kızım, büyükleri mahkemeye vermek ayıp değil mi?” dediler. Ama ben artık kendi hayatımı savunmak zorundaydım.

Elif’le birlikte yavaş yavaş toparlandık. Akşamları birlikte kitap okuduk, parka gittik, gülmeyi yeniden öğrendik. Bir gün Elif bana sarıldı: “Anne, artık korkmuyorum,” dedi.

Bazen geceleri hâlâ kapı zili çalacak diye tedirgin oluyorum ama biliyorum ki artık yalnız değilim. Kadın dayanışmasının gücünü hissettim; işyerinden komşularıma kadar birçok kadın bana destek oldu.

Şimdi düşünüyorum da; Türkiye’de bir kadının kendi sınırlarını çizmesi neden bu kadar zor? Aile olmak demek, birbirinin hayatına müdahale etmek mi? Yoksa herkesin huzurunu koruyacak mesafeyi bilmek mi?

Sizce ben yanlış mı yaptım? Ya siz olsaydınız ne yapardınız?