Oğlumun Evlat Edindiği Çocuğu Geri Vermek İstemesi: Bir Anne Yüreğinin Feryadı

“Anne, ben yapamıyorum. Gerçekten olmuyor.”

Oğlum Emre’nin sesi, mutfağın soğuk fayanslarında yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse yere düşecekti. Gözlerim doldu, ama ağlamamaya çalıştım. Karşımda oturan Emre, başını ellerinin arasına almış, çaresizce yere bakıyordu. O an, içimde bir şeyler koptu. Yıllarca çocuk sahibi olamamanın acısını birlikte yaşadık. Nihayet, iki yıl önce, umutla beklediğimiz o telefon geldiğinde, hepimiz sevinçten ağlamıştık. Küçücük bir çocuk, Efe, hayatımıza girmişti. Şimdi ise oğlum, torunumu geri vermek istiyordu.

“Emre, ne diyorsun sen? Efe senin oğlun artık!” dedim, sesim titreyerek. O ise gözlerini kaçırdı.

“Anne, denedik… Çok denedik. Ama olmuyor. Sanki… sanki yabancı biriyle yaşıyormuşuz gibi. Zeynep de çok zorlanıyor. Efe bize alışamadı, biz ona alışamadık. Sürekli ağlıyor, geceleri uyanıyor, bağırıyor… Komşular bile şikayet etmeye başladı.”

O an içimde bir öfke kabardı. “Komşular mı? Onlar mı önemli şimdi? Senin kanından olmasa da o çocuk sana baba dedi! Onun dünyası sizsiniz!”

Emre’nin gözleri doldu. “Anne, ben kötü bir baba mıyım?”

Bu soru yüreğimi delip geçti. Oğlumun gözlerinde gördüğüm suçluluk ve çaresizlik beni mahvetti. Ama pes edemezdim. Efe’yi ilk kucağıma aldığım günü hatırladım; o minik elleriyle saçımı çekişini, bana ‘babaannem’ deyişini… O çocuğun hayatı bir kez daha altüst olamazdı.

O gece uyuyamadım. Zeynep’in sessizce ağladığını duydum odasından geçerken. Sabah kahvaltıda Efe masanın ucunda sessizce oturuyordu; gözlerinde korku ve güvensizlik vardı. Bir tabak menemen koydum önüne.

“Efe’ciğim, neden yemiyorsun kuzum?”

Başını eğdi, “Karnım acıkmadı.”

Zeynep’in gözleri doldu. “Anne, bilmiyoruz ne yapacağımızı… Efe bizi sevmiyor galiba.”

O an içimde bir karar verdim: Bu aileyi kurtaracaktım. Emre ve Zeynep’in yaşadığı baskıyı anlıyordum; toplumun beklentileri, komşuların dedikoduları, aile büyüklerinin ‘kan bağı’ takıntısı… Ama Efe’nin suçu neydi? O sadece sevilmek istiyordu.

Bir gün Emre işten eve dönerken kapıda karşılaştım onu.

“Emre, bak oğlum… Ben de anne oldum, senin büyümeni izledim. Her çocuk farklıdır. Sen de bebekken geceleri ağlardın; babanla sabahlara kadar başında beklerdik. Efe’nin tek ihtiyacı zaman ve sevgi.”

Emre başını salladı. “Anne, korkuyorum… Ya ona iyi bir baba olamazsam?”

Elini tuttum. “Korkmak kötü bir şey değil oğlum. Ama pes etmek… İşte o zaman gerçekten kaybedersin.”

O akşam ailece oturduk ve konuştuk. Zeynep gözyaşları içinde anlattı: “Efe bana anne demiyor… Bazen bana bakarken sanki başka birini arıyor gibi hissediyorum.”

Efe ise köşede oyuncak arabasıyla oynuyordu ama kulak kabarttığını biliyordum.

“Zeynep,” dedim yavaşça, “Sen de annesin artık. Belki Efe’nin kalbine giden yol biraz daha uzun ama oraya vardığında göreceksin; o sevgiyi sana verecek.”

Ertesi gün Efe’yi parka götürdüm. Salıncağa bindirirken bana sarıldı; ilk defa bu kadar sıkı sarılmıştı bana.

“Babaannem, beni bırakma olur mu?” dedi fısıltıyla.

Gözlerimden yaşlar süzüldü. “Hiçbir yere gitmiyorum kuzum.”

O akşam Emre ve Zeynep’e anlattım bu anı.

“Bakın,” dedim, “Efe de korkuyor. O da terk edilmekten korkuyor. Siz onun ailesisiniz artık.”

Ama sorunlar bitmedi. Komşuların lafları ağırdı: “Evlatlık çocuklar sorunlu olurmuş”, “Kan çekmezmiş”, “Kendi çocuğunuz gibi olmazmış”… Zeynep’in annesi bile arayıp “Kızım bu işten vazgeçin” dediğinde Zeynep yıkıldı.

Bir gece Emre ile mutfakta otururken içini döktü:

“Anne, bazen düşünüyorum da… Belki de toplumun dediği gibi; kan bağı olmadan aile olunmaz mı?”

Öfkeyle masaya vurdum.

“Bunu bir daha duymak istemiyorum! Aile olmak kanla değil, kalple olur! Ben seni doğurdum ama asıl anneliği seni büyütürken öğrendim! Efe’ye de bunu göstereceğiz!”

Ertesi gün aile danışmanına gittik. Danışman hanım bize sabırlı olmamızı söyledi; Efe’nin geçmişinde travmalar olduğunu, güven duygusunun zamanla gelişeceğini anlattı.

Aylar geçti… Zamanla Efe gülmeye başladı; Zeynep’e sarıldı ilk defa bir sabah uyandığında. Emre ile top oynarken kahkahalar attı. Ama hâlâ bazen geceleri ağlıyordu; eski ailesini özlediğini söylüyordu.

Bir akşam Emre yanıma geldi:

“Anne, galiba haklıydın… Aile olmak kolay değilmiş ama vazgeçmek daha zor.”

Gülümsedim ve oğluma sarıldım.

Şimdi hâlâ zorluklarımız var ama birlikteyiz. Komşular hâlâ konuşuyor ama artık umursamıyoruz. Efe bizim oğlumuz; kanımızdan olmasa da canımızdan.

Bazen düşünüyorum: Toplumun baskısı yüzünden kaç aile dağılıyor? Kaç çocuk sevgisiz büyüyor? Siz olsanız ne yapardınız? Bir çocuğun hayatını kurtarmak için mücadele eder miydiniz?