Ev Yapımı Reçellerim ve Gelinimle Sessiz Savaşım: Nerede Hata Yapıyorum?
“Anneciğim, ellerine sağlık, reçellerin yine harika olmuş!” Elif’in gülümseyen yüzüne bakarken içimde bir burukluk hissettim. Masanın üzerinde kavanozlarca vişne, kayısı ve çilek reçelim diziliydi. Oğlum Emre’nin eşi Elif, her zamanki gibi övgüler yağdırıyordu ama gözlerindeki o aceleci bakışı fark etmemek elde değildi. Birkaç dakika sonra, reçelleri poşetlere doldurup arabasına yerleştirirken, “Komşulara da götüreceğim, onlar da çok seviyorlar,” dedi. Sanki bu cümlede gizli bir sitem vardı ya da ben öyle hissetmek istedim.
Boşanmanın ardından, üç oğlumun da kendi ailelerini kurup evden ayrılmasıyla kocaman evde yalnız kalmıştım. Bahçemdeki meyve ağaçları ve reçel yapmak, bana hem vakit geçirmenin hem de kendimi faydalı hissetmenin bir yolunu sunmuştu. Her yaz sabahı erkenden kalkıp ağaçlardan meyve toplar, ellerimle ayıklar, saatlerce kaynatırdım. Reçel kavanozlarını dizdiğimde içimde bir huzur olurdu. O kavanozlar, sanki geçmişteki sıcak aile sofralarımızın küçük birer hatırasıydı.
Ama son zamanlarda Elif’in davranışları içimi kemiriyordu. Her gelişinde övgüler yağdırıyor, sonra kavanozları alıp gidiyordu. Oğlum Emre ise çoğu zaman sessizdi; işten yorgun geliyor, sofrada iki laf edip hemen televizyonun karşısına geçiyordu. Bir keresinde cesaretimi toplayıp sordum: “Elifciğim, bu kadar reçeli ne yapıyorsun? Evde tüketebiliyor musunuz?” Yüzünde kısa bir tereddüt belirdi, sonra gülümsedi: “Anneciğim, komşular çok seviyor, bazen arkadaşlarıma da götürüyorum. Senin elinin lezzeti başka.”
O an içimde bir kırıklık oluştu. Benim emeğim, sevgimle hazırladığım reçeller başkalarına dağıtılıyordu. Oysa ben, oğlumun ve torunumun kahvaltı sofralarında o tatları görmeyi hayal ediyordum. Belki de asıl derdim buydu: Yaptığım şeylerin değerinin ailem tarafından bilinmesini istiyordum.
Bir gün, alışverişten dönerken apartmanın girişinde komşu Ayşe Hanım’la karşılaştım. Elinde benim kavanozlarımdan biri vardı. “Ellerine sağlık, Elif Hanım getirdi. Böyle güzel reçel yemedim,” dedi. Gülümsedim ama içimde bir şeyler koptu. Eve çıktığımda gözlerim doldu; mutfağa girip kavanozlara baktım. O an kendime sordum: Ben nerede hata yapıyorum? Neden emeğim oğlumun evinde değil de başkalarının sofrasında değer buluyor?
O akşam Emre ve Elif yemeğe geldiler. Sofrada sessizce otururken dayanamadım: “Elifciğim, sana bir şey sormak istiyorum. Ben bu reçelleri sizin için yapıyorum ama çoğu başkalarına gidiyor gibi hissediyorum. Yanlış mı yapıyorum?”
Elif’in yüzü kızardı, Emre ise başını önüne eğdi. Elif biraz duraksadıktan sonra konuştu: “Anneciğim, aslında… Biz pek reçel yemiyoruz. Emre diyette, ben de şeker yememeye çalışıyorum. Ama senin emeğini kırmak istemedim.”
Bir an nefesim kesildi sanki. Oğlumun bana bakışında suçluluk vardı. “Anne, senin yaptıkların çok güzel ama biz artık eskisi gibi kahvaltı etmiyoruz,” dedi kısık sesle.
O an içimdeki boşluk büyüdü. Yıllardır kendimi faydalı hissetmek için yaptığım şeyin aslında kimseye lazım olmadığını anlamak çok acıydı. Gözlerim doldu; masadan kalkıp mutfağa geçtim. Elif arkamdan geldi: “Anneciğim, lütfen üzülme… Senin elinin değdiği her şey bizim için çok değerli.”
Ama o an duymak istediğim şey bu değildi. Ben sadece bir teşekkür değil, emeğimin gerçekten ihtiyaç duyulduğunu hissetmek istiyordum.
O gece uyuyamadım. Annemin bana çocukken söylediği bir sözü hatırladım: “İnsan bazen en yakınındakilere ulaşamaz kızım.” Belki de ben de oğullarıma ulaşamıyordum artık.
Ertesi sabah bahçeye çıktım; ağaçların altında oturup uzun uzun düşündüm. Hayatım boyunca hep başkaları için bir şeyler yapmaya çalışmıştım: Eşim için, çocuklarım için… Şimdi ise kimseye lazım olmayan kavanozlarca reçelim vardı elimde.
Bir hafta boyunca kimseye reçel yapmadım. Oğullarım aramadı bile; belki de fark etmediler bile… Sonra komşu Ayşe Hanım kapımı çaldı: “Biraz daha reçel yaparsan torunum çok seviyor,” dedi utana sıkıla.
İlk defa ona hayır dedim: “Ayşe Hanımcığım, bu sene biraz ara verdim.” Kapıyı kapattığımda içimde garip bir huzur vardı.
Bir akşam Emre aradı: “Anne, iyi misin? Uzun zamandır reçel getirmedin.” Sesi endişeliydi. “İyiyim oğlum,” dedim kısaca.
Bir süre sonra Elif aradı: “Anneciğim, seninle konuşmak istiyorum.” Geldiğinde gözleri doluydu: “Biliyorum kırıldın bana… Ama seninle daha fazla vakit geçirmek istiyorum. Reçel yapmak yerine birlikte yürüyüşe çıkalım mı?”
O an anladım ki; bazen insanlar sevgimizi farklı şekilde göstermek isterler ve biz de alışkanlıklarımızdan vazgeçmekte zorlanırız. Belki de önemli olan birlikte geçirilen zamandı, kavanozlarca reçel değil.
Şimdi düşünüyorum da; acaba biz anneler olarak çocuklarımızın hayatındaki yerimizi korumak için mi sürekli bir şeyler üretmeye çalışıyoruz? Yoksa asıl ihtiyaç duyulan şey sadece yanlarında olmak mı? Sizce nerede hata yaptım ya da gerçekten hata bende mi?