Bir Bavul, Bir Hayal ve Bir Veda: Elif’in Gidişi
“Bunu bana nasıl yaparsın, Emre?” Elif’in sesi, mutfağın soğuk fayanslarında yankılandı. Elimde tuttuğum çay bardağı titredi. O an, hayatımın en büyük kırılma anına şahit olduğumu hissettim. Annem salondan başını uzattı, babam ise televizyonun sesini biraz daha açtı; evdeki gerginliği duymak istemiyordu belki de.
Elif’le beş yıl önce, üniversitede tanışmıştık. O zamanlar hayallerimiz büyüktü; ben gazeteci olacaktım, o ise çocuklara umut olacak bir öğretmen. Ama mezun olduktan sonra İstanbul’un gerçekleriyle yüzleşmek zorunda kaldık. İş bulmak zordu, bulduğumuz işler ise geçinmeye yetmiyordu. Evleneli iki yıl olmuştu ve hâlâ ailemin evinde, tek odada yaşıyorduk. Annem her fırsatta Elif’in yemeklerini eleştirir, babam ise “Oğlum, bu kız seni sürüklüyor” derdi. Elif ise her geçen gün biraz daha içine kapanıyordu.
Son zamanlarda Elif’in gözlerinde bir yorgunluk vardı. Sabahları işe giderken yüzünde eski neşesinden eser kalmazdı. Akşamları ise sessizce kitap okur, bazen de pencereden dışarı bakardı. Birkaç kez ona “Neyin var?” diye sordum ama hep “Bir şeyim yok” dedi. Oysa biliyordum; bu şehirde, bu evde sıkışıp kalmıştı.
Bir gece, Elif bana dönüp “Emre, Ankara’ya gidelim mi? Orada öğretmenlik kadrosu açılmış. Belki kendi evimizi tutarız” dedi. O an içimde bir korku belirdi. Ailemi bırakmak istemiyordum; annem hastaydı, babam yaşlıydı. Ama Elif’in gözlerindeki umudu da kıramadım. “Biraz daha sabret,” dedim, “Belki burada da bir fırsat çıkar.”
Ama fırsatlar çıkmadı. Tam aksine, işler daha da kötüye gitti. Babam işten çıkarıldı, annem hastaneye yatırıldı. Evdeki huzursuzluk arttı. Elif’in ailesi de uzaktaydı; onlardan da destek alamıyorduk. Bir gün Elif işten ağlayarak geldi. Müdürü onu haksız yere azarlamıştı. O gece ilk kez kavga ettik. “Senin ailene mahkûm muyum ben?” diye bağırdı. Ben de ona “Burası benim evim!” diye karşılık verdim.
Ertesi sabah Elif valizini topladı. “Bir süre annemde kalacağım,” dedi. Gözleri doluydu ama ağlamadı. Kapıdan çıkarken arkasından bakakaldım. Annem sessizce mutfağa geçti, babam ise hiçbir şey olmamış gibi gazetesini okumaya devam etti.
Elif gidince ev daha da sessizleşti. Annem bana sürekli “Bak oğlum, kadınlar böyledir; biraz naz yapar, döner gelir,” dedi. Ama içimde bir korku vardı; ya dönmezse? Onu aramak istedim ama gururum engel oldu.
Geceleri uyuyamaz oldum. Elif’in yastığına başımı koyup kokusunu içime çektim. Onun yokluğunda evdeki her şey anlamsız geliyordu. İşe gitmek istemiyor, arkadaşlarımla görüşmüyordum. Bir gün Elif’ten bir mesaj geldi: “Emre, ben Ankara’da bir okula başvurdum. Kabul ederlerse oraya yerleşeceğim.”
O an içimde bir şeyler koptu. Onu kaybetmekten korkuyordum ama ailemi de bırakmak istemiyordum. Anneme danıştım; “Oğlum, kadın giderse gitsin, sen aileni bırakma,” dedi. Babam ise “Sen bilirsin,” deyip sustu.
Bir hafta sonra Elif aradı: “Emre, kararımı verdim. Ankara’ya gidiyorum.” Sesi titriyordu ama kararlıydı. “Sen de gelmek ister misin?” diye sordu. O an sustum; ne diyeceğimi bilemedim.
O gece sabaha kadar düşündüm. Hayatım boyunca hep başkalarının isteklerine göre yaşamıştım; annemin beklentileri, babamın kuralları… Peki ya benim isteklerim? Elif’i seviyor muydum? Evet! Onsuz bir hayat düşünemiyordum ama ailemi de yüzüstü bırakmak istemiyordum.
Ertesi sabah valizimi hazırladım ama kapının önünde durup kaldım. Annem ağladı, “Oğlum gitme!” dedi. Babam ise ilk kez bana sarıldı ve “Kendi yolunu çiz,” dedi.
Otogara vardığımda Elif’i aradım: “Ben de geliyorum,” dedim. Telefonda uzun bir sessizlik oldu; sonra ağlamaya başladı.
Ankara’ya vardığımızda yeni bir hayata başladık ama zorluklar bitmedi. Küçük bir ev tuttuk; eşyalarımız ikinci eldi ama mutluyduk. Elif öğretmenliğe başladı, ben ise gazetede iş buldum ama maaşımız kıttı. Bazen akşamları ekmek arası domatesle karnımızı doyurduk ama birbirimize sarılıp umut ettik.
Ailelerimizle aramız açıldı; annem uzun süre benimle konuşmadı, babam ise sadece bayramlarda aradı. Elif’in ailesi ise bize destek oldu ama onların da maddi durumu iyi değildi.
Bir gün Elif hamile olduğunu söylediğinde sevinçten ağladık ama korktuk da; bu şehirde tek başımıza çocuk büyütmek kolay olmayacaktı.
Doğumdan sonra işler daha da zorlaştı; Elif doğum iznine ayrıldı ve tek maaşla geçinmeye çalıştık. Bazen faturaları ödeyemedik, bazen komşulardan borç aldık ama asla pes etmedik.
Şimdi kızımız Defne üç yaşında ve biz hâlâ ayakta kalmaya çalışıyoruz. Bazen geceleri Elif’le birbirimize bakıp “Doğru mu yaptık?” diye soruyoruz.
Hayat kolay değil; ailem hâlâ bizi tam olarak kabul etmiş değil ama ben mutluyum çünkü kendi yolumu seçtim.
Siz olsaydınız ne yapardınız? Sevdiğiniz insan için her şeyi geride bırakabilir miydiniz? Yoksa ailenizin yanında kalmayı mı tercih ederdiniz?