Oğlum Hastanedeyken Eşim Evimize Sevgilisini Getirdi: Bir Kadının Sessiz Çığlığı
“Senin yüzünden bu çocuk hasta oldu, Elif!” diye bağırdı Mehmet, hastane odasının kapısından içeri girerken. O an, oğlum Emir’in başucunda oturmuş, onun ateşini düşürmeye çalışıyordum. Gözlerimden yaşlar süzülürken, içimdeki korku ve çaresizlikle ona döndüm. “Mehmet, lütfen… Şimdi zamanı değil,” dedim titreyen bir sesle. Ama o, gözlerimin içine bakmadan, “Her şey senin hatan!” diyerek kapıyı çarpıp çıktı.
O an anladım ki, yalnızdım. Oğlumun hastalığıyla mücadele ederken, bir de eşimin suçlamalarıyla baş etmek zorundaydım. Emir’in hastalığı ani başlamıştı; yüksek ateş, halsizlik… Doktorlar viral enfeksiyon dedi ama ben her gece başında sabahlarken, Mehmet’in soğukluğunu da iliklerime kadar hissediyordum. Beş yıllık evliliğimizde ilk defa bu kadar uzak hissetmiştim onu.
Oysa her şey ne güzel başlamıştı… Üniversitede tanışmıştık Mehmet’le. O zamanlar bana öyle güzel bakardı ki, kendimi dünyanın en özel kadını sanırdım. İlk buluşmamızda bana getirdiği papatyaları hâlâ saklarım. Sonra evlendik; ailelerimiz başta biraz karşı çıksa da aşkımız galip geldi. Bir yıl sonra Emir doğdu. Oğlumuzun ilk gülüşüyle evimiz neşe dolmuştu. Ama zamanla Mehmet’in ilgisi azaldı, eve geç gelmeye başladı. Ben ise anneliğin yüküyle, iş ve ev arasında koştururken kendimi unutmuştum.
Emir hastalanınca her şey daha da zorlaştı. Hastanede geçen üçüncü geceydi. Annem yanıma gelmişti, bana biraz moral vermeye çalışıyordu. “Kızım, sabret… Allah büyüktür,” dedi usulca. O sırada Mehmet’ten bir mesaj geldi: “Bu gece eve uğrayamayacağım.” O an içimde bir şeyler koptu. Zaten haftalardır eve geç geliyordu ama oğlumuz hastayken bile yanında olmaması…
Ertesi gün taburcu olduk. Eve döndüğümüzde kapının önünde yabancı bir araba vardı. İçeri girdiğimde, salonun ortasında bir kadın oturuyordu; uzun boylu, sarışın… Mehmet ise mutfakta çay koyuyordu. Göz göze geldik. “Elif, bu Asuman,” dedi Mehmet soğukkanlılıkla. “Birlikteyiz.”
O an dünya başıma yıkıldı. Dizlerimin bağı çözüldü, yere çöktüm. Emir korkuyla bana sarıldı. Annem arkamdan yetişti, ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. “Mehmet, bu ne demek? Çocuğun hasta, karın perişan… Sen nasıl böyle bir şey yaparsın?” diye bağırdı annem.
Mehmet ise sanki hiçbir şey olmamış gibi Asuman’ın elini tuttu. “Elif’le aramızda bitti anne,” dedi anneme bakarak. “Ben artık Asuman’ı seviyorum.”
O geceyi hiç unutamıyorum. Annem beni ve Emir’i alıp kendi evine götürdü. Bütün gece ağladım. Emir ise uykusunda bile “Anne gitme…” diye sayıkladı.
Sonraki günlerde Mehmet’ten tek bir destek görmedim. Nafaka için mahkemeye başvurmam gerekti; o ise “Çocuğu bana bırak, sen kendi hayatına bak,” diyordu. Sanki ben Emir’in annesi değilmişim gibi…
Ailemin desteği olmasa ayakta kalamazdım. Babam sessizce omzuma dokundu bir akşam: “Kızım, hayat bazen insanı en zayıf yerinden sınar,” dedi. “Ama sen güçlüsün.”
Ama toplumun bakışı daha da ağırdı. Mahallede herkes konuşuyordu: “Elif’in suçu neymiş ki Mehmet başka kadına gitmiş?” Kimse Mehmet’i suçlamıyordu; hep kadın sorgulanıyordu.
Bir gün markette karşılaştığım komşum Ayşe Abla usulca yaklaştı: “Kızım, belki de çok ilgilendin çocukla, kocanı ihmal ettin…” dedi. O an içimdeki öfkeyi zor tuttum ama cevap veremedim.
Geceleri Emir’in başında otururken hep aynı soruyu sordum kendime: Nerede hata yaptım? Evliliğimizi kurtarmak için daha ne yapabilirdim? Mehmet’in sevgisizliği benim suçum muydu?
Boşanma davası aylar sürdü. Her duruşmada Mehmet’in avukatı beni suçladı: “Elif hanım ev işlerini ihmal etti, eşiyle ilgilenmedi…” Oysa ben hem çalışan bir anneydim hem de evimin her işini yapardım. Ama kimse bunu görmek istemedi.
Bir gün Emir bana sarılıp “Anneciğim, babam bizi neden istemiyor?” diye sorduğunda içim parçalandı. Ona ne cevap vereceğimi bilemedim.
Zamanla yaralar kabuk bağladı ama izleri kaldı. Annem ve babam sayesinde ayakta durdum; işime daha çok sarıldım, oğlum için güçlü olmaya çalıştım.
Ama geceleri hâlâ aynı soruyla baş başa kalıyorum: Bir kadının bütün emeği, sevgisi ve fedakârlığı neden bir anda yok sayılır? Bir hata varsa gerçekten sadece kadında mı aranmalı? Yoksa biz toplum olarak aileyi korumak yerine kadınları mı yargılıyoruz?
Siz olsaydınız ne yapardınız? Bir annenin sessiz çığlığını kim duyar?