Dopdolu Bir Hayat: Ben Olduğum Sürece

“Senin gibi birini yetiştirmek için mi bu kadar emek verdim, Elif?” Annemin sesi, mutfakta yankılandı. O an, elimdeki ruj yere düştü. O rujun markasını annem asla bilmezdi ama fiyatını tahmin edebilirdi. Gözleriyle bana bakarken, içindeki hayal kırıklığını hissettim. “Bunu nereden buldun?” diye sordu. Yutkundum. “Bir arkadaşım hediye etti,” dedim. Annem kaşlarını çattı. “Kimmiş o cömert arkadaş?”

İşte o an, hayatımın dönüm noktasıydı. Ben Elif, her zaman uslu, çalışkan, ailesinin gururu bir kızdım. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, annem ve babaannemle büyüdüm. Babamı hiç tanımadım; annem onun adını bile anmazdı. Evimizde sessizlik ve kurallar hâkimdi. Akşam ezanından sonra dışarı çıkmak yasaktı, telefonum hep annemin kontrolündeydi. Ama ben, içimdeki fırtınaları kimseye göstermezdim.

Lise son sınıfa geldiğimde, her şey değişti. Üniversite sınavı yaklaşıyordu ve üzerimdeki baskı dayanılmazdı. Annem sürekli “Sen bizim umudumuzsun,” derdi. Babaannem ise “Kız kısmı okumakla bir yere varamaz, evlenip yuva kursan daha iyi,” diye söylenirdi. Ben ise başka bir hayatın hayalini kuruyordum.

Bir gün okul çıkışı, kantinde otururken Onur’la tanıştım. Sınıfımızdan değildi ama bakışlarıyla dikkatimi çekmişti. Yanıma gelip “Çok dalgınsın, sınavlar mı sıkıyor seni?” dediğinde, ilk defa biri gerçekten beni anlamış gibi hissettim. Onur’la konuşmak bana nefes aldırıyordu. Birkaç hafta sonra, birlikte ders çalışmaya başladık. Sonra buluşmalarımız ders dışına taştı.

Onur’un bana aldığı ilk hediye o pahalı rujdu. Anneme yalan söylemek zorunda kaldım çünkü gerçeği bilseydi kıyamet kopardı. Zaten kısa süre sonra işler çığırından çıktı. Okulu asmaya başladım, eve geç geliyordum. Annem her seferinde “Elif, neredesin? Kimlerle geziyorsun?” diye sorguya çekiyordu. Ben ise “Arkadaşlarımla ders çalışıyordum,” diyerek geçiştiriyordum.

Bir akşam eve döndüğümde babaannem kapıda bekliyordu. “Kızım, annen hasta oldu senin yüzünden,” dedi gözleri dolu dolu. İçeri girdiğimde annem ağlıyordu. “Benim kızım bana yalan söylemezdi,” dedi titrek bir sesle. O an içimde bir şeyler kırıldı ama geri dönemedim.

Onur’la ilişkimiz ilerledikçe, ailemle aramda uçurum oluştu. Annemle tartışmalarımız arttı. Bir gece yine eve geç kalınca annem kapıyı yüzüme kapattı. Sokakta sabaha kadar oturdum. O an Onur’u aradım ama telefonu açmadı. Sabah olduğunda annem kapıyı açtı ama gözlerinde sevgi değil, öfke vardı.

Sınav zamanı geldiğinde kafam karmakarışıktı. Onur’la sürekli kavga ediyorduk; o benden daha fazlasını istiyordu ama ben korkuyordum. Annem ise bana güvenini tamamen kaybetmişti. Babaannem “Kız kısmı böyle başına buyruk olursa sonu hayır olmaz,” deyip duruyordu.

Bir gün Onur’la buluşmaya gittiğimde onu başka bir kızla gördüm. O an dünyam başıma yıkıldı. Eve döndüğümde annem yine ağlıyordu ama bu sefer ben de onun yanına oturup ağladım. “Anne, ben hata yaptım,” dedim hıçkırarak.

Annem beni kucakladı ama gözyaşları dinmedi. “Ben seni korumaya çalıştım Elif,” dedi sessizce. O gece sabaha kadar konuştuk; geçmişimizi, korkularımızı, hayallerimizi… İlk defa anneme içimi açtım.

Sınavdan düşük aldım ama annem bana kızmadı bu sefer. “Hayat sınavı daha zor Elif,” dedi sadece.

Şimdi üniversiteye gidemedim ama bir kafede çalışıyorum. Annemle aramız düzeldi sayılır ama babaannem hâlâ eski kafasında. Bazen geceleri pencereden yıldızlara bakıp düşünüyorum: Benim suçum neydi? Sevilmek mi? Özgür olmak mı? Yoksa sadece kendim olmak mı istedim?

Sizce ailemizle aramızdaki uçurumları nasıl aşabiliriz? Sevgiyle baskı arasındaki çizgiyi kim çizecek?