Kendi Kendine Yetmek: Bir Kadının Sessiz Çığlığı
“Ne yapayım, parmaklarım mı kırılsın?” diye geçirdim içimden, Murat’ın telefonuna gömülmüş halini izlerken. O sabah mutfakta, kucağımda ağlamaya başlayan Zeynep’le, ocakta kaynayan suyun başında, bir yandan da Murat’ın kahvaltı isteklerini dinlerken, içimdeki öfke ve yorgunluk birbirine karışıyordu.
“Parmaklarım mı kırılsın da yardım edemeyeyim?” dedim sessizce. Ama sesimi duyan yoktu. Murat başını bile kaldırmadan, “Zeynep’i birazdan alırım, şimdi haberleri okuyorum,” dedi. O an, evin içinde yalnız olduğumu, yükün sadece bana ait olduğunu bir kez daha hissettim.
Zeynep’in minik elleri boynuma dolanırken, bir yandan tencereye sosisleri atmaya çalışıyordum. Bir gözüm Zeynep’te, bir gözüm ocakta… Murat ise hâlâ telefonda. “Murat, bak Zeynep ağlıyor, biraz tutar mısın?” dedim bu sefer daha yüksek sesle.
“Ya tamam, şimdi! Bir rahat bırakın da iki dakika nefes alayım!” diye tersledi beni. İçimde bir şeyler kırıldı o an. Sanki evdeki her iş, her sorumluluk benimmiş gibi… Sanki ben bu evin hem annesi hem de hizmetçisiydim.
Kahvaltıyı hazırladım, masaya koydum. Zeynep hâlâ huysuzdu. Murat sandalyesine oturdu, tabağına baktı: “Sosisleri fazla haşlamışsın. Bir de yumurta yapsaydın keşke.”
O an gözlerim doldu. “Ben de insanım Murat! Ben de yoruluyorum!” diye bağırmak istedim ama sesim çıkmadı. Sadece içimden geçirdim: “Ben ne zaman sadece anne ve eş olmaktan çıkıp kendi hayatımı yaşayacağım?”
O günün akşamı annem aradı. “Kızım nasılsın? Yorgun geliyorsun sesin kısık,” dedi. Dayanamadım, ağlamaya başladım telefonda. “Anne, ben bu evde tek başıma yaşıyorum sanki. Murat hiçbir şeye elini sürmüyor. Her şey bana bakıyor.”
Annem sustu bir süre. Sonra: “Kızım, erkek milleti böyledir. Sen yine de sabret. Yuvanı bozma,” dedi.
Ama ben sabretmek istemiyordum artık. İçimde büyüyen öfkeyi bastıramıyordum. O gece Zeynep’i uyuttuktan sonra Murat’a döndüm:
“Murat, bu böyle gitmez. Ben çalışıyorum, eve para getiriyorum, Zeynep’le ilgileniyorum, evi çekip çeviriyorum. Sen ise sadece işten gelip koltuğa oturuyorsun. Ben senin hizmetçin değilim!”
Murat şaşırdı önce. Sonra savunmaya geçti: “Ne var yani? Ben de çalışıyorum! Erkek adam yorulmaz mı? Hem sen kadınsın, ev işleri senin işin!”
O an içimdeki tüm umutlar söndü. “Kadın olmak demek köle olmak mı? Senin annen de böyle mi yaşadı?” dedim.
Murat sustu. İlk defa yüzüme baktı uzun uzun. Ama yine de değişen bir şey olmadı o gece.
Ertesi sabah işe giderken Zeynep’i kreşe bırakmak için aceleyle hazırlandım. Murat hâlâ uyuyordu. Kapıdan çıkarken aynada kendime baktım: Gözlerimin altı morarmıştı, saçlarım dağılmıştı. “Bu muydu hayalini kurduğum hayat?” diye sordum kendime.
İş yerinde de huzur bulamıyordum artık. Müdürüm Ayşe Hanım bir dosya uzattı: “Elif Hanım, bu raporu akşama kadar bitirmeniz lazım.”
“Tabii,” dedim ama içimden ağlamak geldi yine. Herkes benden bir şey bekliyordu; evde Murat ve Zeynep, işte patronum… Peki ya ben? Ben ne istiyordum?
Bir gün öğle arasında iş arkadaşım Derya ile çay içerken dayanamayıp anlattım:
“Derya, bazen kaçıp gitmek istiyorum. Kimseye hesap vermeden yaşamak…”
Derya başını salladı: “Elif, yalnız değilsin. Ben de aynıyım. Eşim eve gelince televizyonun karşısına geçiyor, çocuklarla ben ilgileniyorum. Sanki kadın olmak demek her şeyi üstlenmek demek.”
O an anladım ki yalnız değildim. Binlerce kadın aynı yükü taşıyordu bu ülkede.
Akşam eve dönerken markete uğradım; Zeynep’in sevdiği yoğurdu aldım, Murat’ın istediği cipsleri de… Eve girince yine aynı manzara: Murat koltukta telefonla oynuyor.
“Hoş geldin,” dedim yorgun bir sesle.
“Hoş bulduk,” dedi ama gözünü bile kaldırmadı.
Yemek hazırlarken Zeynep eteğime yapıştı: “Anne kucağını ister!”
Bir elimde tencere, bir elimde Zeynep… O an patladım:
“Murat! Lütfen biraz yardım et! Ben tek başıma yetişemiyorum!”
Murat sinirlendi: “Ne var yani? Herkesin evi var! Abartıyorsun!”
Gözyaşlarımı tutamadım artık. Zeynep’in yanında ağlamamaya çalıştım ama olmadı.
O gece yatağa uzandığımda içimde bir karar verdim: Ya bu düzen değişecek ya da ben değişeceğim.
Ertesi gün Murat’la oturup konuştum:
“Murat, ya bana yardım edersin ya da bu evlilik yürümeyecek! Ben senin annen ya da hizmetçin değilim!”
Murat önce kızdı, sonra sustu. Günler geçti; yavaş yavaş değişmeye başladı. Zeynep’le oyun oynamaya başladı, bazen sofrayı kurdu… Ama hâlâ her şey tam değildi.
Şimdi size soruyorum: Sizce kadınlar neden hâlâ evdeki yükü tek başına taşımak zorunda kalıyor? Birlikte yaşamak demek neden birlikte paylaşmak olmuyor? Siz de benim gibi hissediyor musunuz?