Maaşım Aşk Değil: Korku ve Özgürlük Arasında Bir Kadının Mücadelesi

“Zeynep, maaşını yine mi geç yatırdılar? Bak, evin masrafları birikti, çocukların okul taksiti de var.”

Kocam Murat’ın sesi, mutfakta çaydanlığın fokurtusuna karışırken içimde bir düğüm daha atıyordu. O an, cebimdeki zar zor biriktirdiğim parayı avucuma aldım ve ona uzattım. Yine. Her ay olduğu gibi. O parayı ona verirken ellerim titredi, gözlerim yere kaydı. İçimden geçenleri söylemeye cesaretim yoktu: “Bu benim emeğim, benim hayatım… Neden hep senden izin almak zorundayım?”

İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde büyüdüm. Babam da anneme böyle davranırdı. Annem, babamın eline bakardı; ne isterse ancak onun izniyle alabilirdi. Ben ise üniversiteyi bitirip öğretmen olunca her şeyin değişeceğine inanmıştım. Ama evlilik başka bir hapishaneymiş meğer.

Murat’la evlendiğimizde çok mutluydum. O zamanlar bana “Seninle gurur duyuyorum, çalışman çok güzel,” derdi. Ama ilk maaşımı aldığımda, “Biriktirelim, birlikte yönetelim,” dedi. O an güven duydum, çünkü aile olmak buydu benim için: Birlikte karar almak. Fakat zamanla her şey değişti. Maaş kartımı ona verdim, şifremi söyledim. Başta sorun etmedim; zaten evin ihtiyaçları vardı, çocuklar büyüyordu.

Ama yıllar geçtikçe, cebimde harçlık bile kalmadı. Arkadaşlarım kahveye çağırınca “Param yok,” diyordum. Anneme gizlice para gönderemez oldum. Kendi kazandığım paraya ulaşamamak, bana ait olanı isteyememek… İçimde bir boşluk büyüdü.

Bir gün okulda meslektaşım Elif’le kantinde otururken konu açıldı:

“Elif, hiç eşine maaşını veriyor musun?”

Elif şaşkınlıkla baktı: “Yok canım! Ben kendi hesabımı kendim yönetirim. Sen neden veriyorsun?”

O an utandım. Sanki yanlış bir şey yapıyormuşum gibi hissettim ama yıllardır bana öğretilen buydu: Kadın evin direği olur ama ipler erkeğin elindedir.

O akşam Murat’a usulca sordum:

“Murat, bu ay maaşımdan birazını kendime ayırabilir miyim? Anneme yardım etmek istiyorum.”

Kaşı çatıldı: “Zeynep, bu evin masrafları az mı sanıyorsun? Herkesin ihtiyacı var. Senin annen de bizim annemiz sayılır ama önce kendi evimizi düşünmeliyiz.”

Sustum. Yutkundum. O gece uyuyamadım. Yastığa başımı koyduğumda içimde bir isyan vardı ama sesimi çıkaramıyordum.

Bir sabah okula giderken otobüste yanımda oturan yaşlı bir kadınla sohbet ettik. Bana dedi ki:

“Kızım, kadın kendi parasını yönetemezse özgürlüğü olmaz. Gençken ben de aynı hatayı yaptım; şimdi pişmanım.”

O sözler beynime kazındı. O gün eve dönerken karar verdim: Artık kendi paramı kendim yönetecektim.

Ama bu kolay olmadı. Murat ilk başta anlamadı. Bir gün maaş kartımı geri istedim:

“Murat, kartımı bana verir misin? Bundan sonra maaşımı kendim yönetmek istiyorum.”

Yüzü asıldı: “Ne demek şimdi bu? Bana güvenmiyor musun?”

“Güven meselesi değil,” dedim titrek bir sesle, “Kendi ihtiyaçlarımı karşılamak istiyorum. Anneme yardım etmek istiyorum. Biraz da kendime harcamak istiyorum.”

O gece tartıştık. Sesler yükseldi, çocuklar korkuyla odalarına kaçtı. Murat bana kırgın bakıyordu:

“Sen değiştin Zeynep! Eskiden böyle değildin.”

Belki de değişmiştim; belki de sonunda kendimi buluyordum.

Bir süre aramızda soğuk rüzgarlar esti. Evde konuşmalar azaldı, çocuklar arada kalıyordu. Ama ben pes etmedim. Okulda kadın haklarıyla ilgili seminerlere katıldım, psikolojik destek aldım. Arkadaşlarım bana destek oldu.

Bir gün annemle telefonda konuşurken ağladım:

“Anne, ben ne zaman kendi hayatımı yaşayacağım?”

Annem sessizce ağladı: “Kızım, ben de yıllarca sustum ama sen susma. Kendi yolunu çiz.”

Bu sözler bana güç verdi.

Aylar sonra Murat da değişmeye başladı. Önce gönülsüzce kabul etti; sonra yavaş yavaş alıştı. Artık maaşımı kendim yönetiyorum. Anneme yardım edebiliyorum, çocuklarıma küçük sürprizler yapabiliyorum.

Ama en önemlisi, aynaya baktığımda kendimi görüyorum artık; başkasının gölgesini değil.

Şimdi düşünüyorum da; kaç kadın hâlâ kendi emeğinin karşılığını başkasına teslim ediyor? Kaçımız sırf huzur bozulmasın diye susuyoruz? Siz olsaydınız ne yapardınız? Kendi özgürlüğünüz için neleri göze alırdınız?