Bir Anneden Kızına: Sessiz Çığlıklar Arasında

“Seninle konuşmak imkânsız! Yine kendi bildiğini okuyorsun!” diye bağırdım. Sesim evin duvarlarında yankılandı. Annem, mutfak tezgâhına yaslanmış, elleriyle kahve fincanını sımsıkı tutuyordu. Gözleri dolmuştu ama ağlamamaya kararlıydı. O an, içimdeki öfke ve kırgınlık birbirine karıştı; sanki yıllardır biriktirdiğim her şey, o sabah patlamıştı.

“Baban da senin yüzünden gitti, biliyorsun değil mi?” dedim. Sözlerim bıçak gibi havada asılı kaldı. Annem bir an nefesini tuttu, sonra gözlerini kaçırdı. “Bunu bana nasıl söylersin Elif?” dedi titrek bir sesle. “Ben de insanım, ben de hata yaparım.”

O an sustum. Odamın kapısını hızla çarpıp kendimi yatağa attım. Gözyaşlarım yastığa aktı. Babamın gidişinden beri evde bir eksiklik vardı; annemle aramızda ise görünmez bir duvar örülmüştü. Her gün aynı tartışmalar, aynı suçlamalar… Sanki birbirimize yabancılaşmıştık.

O günün akşamı, annem sofrayı hazırlarken sessizce izledim onu. Ellerinin titrediğini fark ettim. Bir tabak yere düştü, seramik sesiyle irkildik ikimiz de. “Her şey elimden kayıp gidiyor,” dedi fısıltıyla. O an annemin de ne kadar yalnız olduğunu hissettim.

Ertesi sabah, okula gitmek için hazırlanırken annem kapıda bekliyordu. “Elif, konuşmamız lazım,” dedi. İçimdeki öfke hâlâ dinmemişti ama başımı salladım. “Babanın neden gittiğini bilmiyorsun,” dedi gözlerimin içine bakarak. “Sadece beni suçlamak kolay geliyor sana.”

“Peki anlat o zaman! Neden gitti?” diye bağırdım.

Annem derin bir nefes aldı. “Baban başka birini sevdiğini söylediğinde dünyam başıma yıkıldı. Ama seni korumak için güçlü olmam gerekti. Senin yanında ağlamadım, çünkü senin üzülmeni istemedim.”

O an içimdeki buzlar çözülmeye başladı. Babamı hep annemin yüzünden gitti sandım; oysa gerçek bambaşkaydı. Annemin gözyaşları yanaklarından süzülürken, ilk kez onun da ne kadar kırıldığını gördüm.

Okulda gün boyu aklım annemdeydi. Arkadaşım Zeynep yanıma gelip “Neyin var Elif?” diye sorduğunda, içimi dökmek istedim ama kelimeler boğazımda düğümlendi. Herkesin ailesi mutluymuş gibi görünüyordu; oysa ben her akşam eve gitmekten korkuyordum.

O akşam eve döndüğümde annem salonda eski fotoğraflara bakıyordu. Yanına oturdum. Fotoğraflarda babamla birlikte gülümsediğimiz anlar vardı. “Her şey çok güzeldi,” dedi annem hüzünle. “Ama bazen insanlar değişir, sevgiler biter.”

“Beni neden hiç dinlemiyorsun anne? Hep kendi bildiğini okuyorsun,” dedim sessizce.

Annem başını eğdi. “Belki de korkuyorum Elif. Yalnız kalmaktan, seni de kaybetmekten korkuyorum.”

O gece uzun uzun düşündüm. Annemi anlamaya çalıştım; onun da bir insan olduğunu, hatalar yapabileceğini… Ama içimdeki öfke kolay kolay dinmiyordu. Ertesi gün okuldan dönerken mahalledeki markette eski komşumuz Ayşe Teyze’yle karşılaştım. “Annen çok güçlü bir kadın,” dedi bana. “Sen daha küçüktün, baban gidince annen seni hiç yalnız bırakmadı.”

Eve döndüğümde annemi mutfakta ağlarken buldum. Yanına gittim, sarıldım ona. “Anne, ben de korkuyorum,” dedim. “Babam gittiğinden beri her şeyden korkuyorum.”

Annem beni sımsıkı sardı. “Birbirimize sahip çıkmazsak kim sahip çıkacak Elif?” dedi.

O günden sonra aramızda yavaş yavaş bir köprü kuruldu. Her şey hemen düzelmedi; hâlâ tartışıyorduk, hâlâ kırılıyorduk ama artık birbirimizi daha iyi anlamaya çalışıyorduk.

Bir gün okuldan eve dönerken mahalledeki çocukların babalarıyla oynadığını gördüm. İçimde bir boşluk hissettim ama artık anneme kızmıyordum. Akşam yemeğinde ona sarıldım ve “Seni seviyorum anne,” dedim.

Hayat bazen çok acımasız olabiliyor; en sevdiklerimizi en çok biz incitiyoruz belki de… Ama affetmek ve anlamak, en büyük cesaret değil mi sizce de?

Peki siz hiç annenizle ya da babanızla böyle büyük bir kırgınlık yaşadınız mı? Affetmek mi daha zor, anlamak mı?