Her Gün Yemek Yaptım, Ama Ne Zaman Yeter?
“Nerede taze yumurta, Zeynep? Her sabah aynı şey! Senin işin ne?” Engin’in sesi mutfağın duvarlarında yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse düşürüyordum. O an, içimde bir şey koptu. Yıllardır aynı döngü: sabahları kahvaltı hazırlamak, çocukları okula yetiştirmek, evin her köşesini temizlemek, akşam yemeğini düşünmek… Ve her defasında bir eksik bulmak, bir memnuniyetsizlikle karşılaşmak.
O sabah, gözlerim doldu ama ağlamadım. Sadece içimden “Ne zaman bitecek bu?” diye sordum. Annem hep derdi ki, “Kadın olmak fedakârlık demektir, kızım. Ailen için yaşarsın.” Ben de öyle yaptım. Üniversiteden mezun olduktan sonra Engin’le evlendim. O zamanlar hayallerim vardı: öğretmen olup çocuklara dokunmak, kendi ayaklarım üzerinde durmak… Ama Engin’in ailesi “Kadın evde olmalı,” dedi. Ben de sustum. “Belki böylesi daha huzurludur,” dedim kendime.
İlk çocuğumuz Ece doğduğunda, hayatım tamamen değişti. Geceleri uykusuz kalırken Engin horul horul uyurdu. Sabahları gözüm kan çanağı gibi kalkar, yine de kahvaltıyı hazırlardım. Annem arardı bazen, “Kızım, Engin’in gönlünü hoş tut, erkekler böyledir,” derdi. Ben de sustum.
Yıllar geçti. Ece büyüdü, ardından Kerem doğdu. Evde iki çocukla hayat daha da zorlaştı. Engin ise işten gelince televizyonun karşısına geçer, bana “Çay koy,” derdi. Bir gün ona “Çayı kendin koyamaz mısın?” dedim. Yüzüme öyle bir baktı ki, sanki en büyük suçu işlemişim gibi hissettim. O günden sonra bir daha sesimi çıkarmadım.
Ama bu sabah… Bu sabah farklıydı. Yumurtalar bitmişti çünkü dün markete gitmeye fırsat bulamamıştım; Kerem ateşlenmişti, bütün gece başında bekledim. Sabah Engin’in öfkesiyle karşılaşınca içimdeki sabır taşı çatladı. “Yeter!” dedim kendi kendime.
Engin’in sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyordu: “Senin işin ne?!” O an ilk defa ona döndüm ve gözlerinin içine bakarak “Benim işim sadece sana hizmet etmek değil!” dedim. Şaşırdı, hatta biraz geri çekildi. Ece ve Kerem kapının arkasından korkuyla bakıyorlardı bana. Onlara dönüp gülümsedim; “Anne iyi,” dedim sessizce.
O gün kahvaltı hazırlamadım. Çocuklara birer simit verdim, kendime de bir çay koyup balkona çıktım. İlk defa güneşin yüzüme vurduğunu hissettim; ilk defa nefes aldığımı fark ettim.
Gün boyu Engin suratı asık dolaştı evde. Akşam olduğunda sofraya oturduk; yemek yoktu. “Yemek nerede?” diye sordu öfkeyle. “Bugün yemek yok,” dedim sakin bir sesle. “Ben de insanım Engin, ben de yoruluyorum.”
Bir an sessizlik oldu; çocuklar bana baktı, Engin bana baktı… Sonra sandalyesini itti ve odasına çekildi. O gece ilk defa yatağa aç girdik ama içimde garip bir huzur vardı.
Ertesi gün annem aradı; sesimden bir şeyler olduğunu anlamıştı. “Kızım, ne oldu?” dedi endişeyle. Anlatamadım; çünkü annem de yıllarca babama hizmet etmişti, onun da hayalleri yarım kalmıştı. Ama ben artık susmak istemiyordum.
O gün çocukları okula bırakırken Ece bana sarıldı: “Anne, sen üzülme olur mu?” dedi. Gözlerim doldu; ona sarılırken “Anne güçlü,” dedim ama içimde fırtınalar kopuyordu.
Akşam Engin işten geldiğinde yine sessizdi. Sofraya oturduk; bu sefer basit bir yemek vardı ama ben masada oturuyordum, hizmet etmiyordum. Çocuklarla sohbet ettik, güldük… Engin ise sessizce yemeğini yedi.
Geceleri yatağımda dönüp duruyorum artık; “Ne zaman kendim olacağım?” diye soruyorum kendime. Kendi isteklerimi, hayallerimi hatırlamaya çalışıyorum ama sanki hepsi tozlu bir sandığın içinde kalmış gibi…
Bir gün Ece okuldan geldiğinde elinde bir resim vardı: “Bu annem,” dedi gururla öğretmenine göstermiş. Resimde ben gülümsüyordum; arkamda güneş vardı. O resmi görünce ağladım; çünkü Ece’nin gözünde hâlâ güçlüydüm.
Ama toplumun gözünde? Komşular fısıldaşıyor: “Zeynep değişti,” diyorlar. Annem arıyor: “Kızım yuvanı yıkma,” diyor. Ama ben artık biliyorum ki, kadın olmak sadece başkalarına hizmet etmek değil; kendi hayatını da yaşamak demek.
Bir akşam Engin’le oturduk ve konuştuk: “Ben artık sadece anne ve eş olmak istemiyorum,” dedim ona. “Ben Zeynep’im; hayallerim var.” Önce anlamadı, sonra kızdı… Ama ben ilk defa korkmadım.
Şimdi her sabah güne başlarken aynada kendime bakıyorum ve soruyorum: “Bugün ne istiyorsun Zeynep?” Belki hâlâ tam olarak bilmiyorum ama artık aramaktan vazgeçmeyeceğim.
Siz hiç kendinizi kaybettiniz mi? Kaç kadın daha susuyor bu ülkede? Ben artık susmuyorum.