Babaannemin Evi: Yardımın Yarası

“Elif, oğlunu doğru düzgün yetiştiremiyorsun!” Annemin sesi mutfağın duvarlarında yankılandı. O an, elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse yere düşecekti. Oğlum Ege, salondaki eski halının üstünde arabalarıyla oynarken, annemin bu sözleriyle bir anda zaman durdu sanki. İçimde yıllardır biriktirdiğim öfke, utanç ve çaresizlik birbirine karıştı.

Her pazar olduğu gibi, bu sabah da Ege’yle annemlere gitmiştik. Babam, her zamanki gibi televizyonun karşısında, haberleri izlerken uyukluyordu. Annem ise mutfakta börek yapıyor, arada bir bana laf çarpıyordu. “Çocuk aç mı kaldı? Bak, zayıflamış bu çocuk!” dediğinde, içimden bir şeyler koptu. Çünkü ben de biliyordum; Ege son zamanlarda iştahsızdı, ben ise işten eve yorgun dönüyor, ona yeterince vakit ayıramıyordum. Ama annemin her lafı, sanki bıçak gibi saplanıyordu kalbime.

“Anne, elimden geleni yapıyorum,” dedim kısık sesle. Ama o duymadı ya da duymak istemedi. “Senin zamanında böyle miydik? Her şeyimiz tamdı, çocuklar sokakta oynardı, komşular birbirine yardım ederdi. Şimdi herkes kendi derdinde!”

Babam birden araya girdi: “Fatma, kızın üstüne gitme artık. Zaman değişti.”

Ama annem susmadı. “Zaman değişti de, annelik değişmedi! Elif’in evi darmadağın, çocuk bakımsız. Her hafta buraya geliyorlar, ben bakıyorum torunuma. Bir teşekkür bile yok!”

O an gözlerim doldu. Ege’nin bana bakışını gördüm; küçük gözlerinde korku ve şaşkınlık vardı. Oğlumun yanında ağlamak istemedim ama kendimi tutamadım. “Anne, ben senden yardım istemek zorunda kaldığım için zaten yeterince kötü hissediyorum. Lütfen bana bunu daha fazla hissettirme!”

Annem bir an durdu, sonra yüzünü buruşturdu. “Senin iyiliğin için söylüyorum kızım. Herkesin başı sıkışır, aile dediğin birbirine destek olur.”

Ama ben biliyordum ki bu destek, bazen insanın en büyük yarası olabiliyor. Çünkü annem yardım ederken, her seferinde beni yetersiz hissettiriyordu. Ege’nin yanında annemin sözleriyle küçülüyor, kendi evimde bile yabancı gibi hissediyordum.

O günün akşamı eve dönerken Ege sessizdi. Arabada bana dönüp “Anneanne neden sana kızıyor?” diye sorduğunda ne cevap vereceğimi bilemedim. “Bazen büyükler de hata yapar oğlum,” dedim sadece.

O gece uyuyamadım. Kafamda annemin sözleri dönüp duruyordu. Ben gerçekten kötü bir anne miydim? Çalışmak zorundaydım; Ege’nin babasıyla yıllar önce ayrılmıştık ve tek başıma ayakta kalmaya çalışıyordum. Annemlere sığınmak zorunda kalmak gururumu incitiyordu ama başka çarem yoktu.

Ertesi gün iş yerinde de aklım hep evdeydi. Müdürüm Ayşe Hanım yanıma gelip “Biraz dalgınsın bugün Elif, iyi misin?” diye sorduğunda gözlerim doldu yine. “Evde biraz sorunlar var,” dedim kısaca.

Ayşe Hanım başını salladı: “Aileyle yaşanan sıkıntılar kolay değil. Ama unutma, sen elinden gelenin en iyisini yapıyorsun.”

O an içimde bir şeyler kırıldı; belki de ilk defa biri beni anladı diye düşündüm.

Akşam eve döndüğümde telefonum çaldı; annemdi. Açıp açmamak arasında tereddüt ettim ama sonunda açtım.

“Elif, bugün çok sert konuştum galiba,” dedi annem sessizce.

“Anne, ben zaten zorlanıyorum. Senin desteğine ihtiyacım var ama beni sürekli eleştirmen daha da kötü hissettiriyor,” dedim gözyaşlarımı tutamayarak.

Annem sustu bir süre. Sonra “Ben de yalnız hissediyorum bazen,” dedi. “Baban yaşlanıyor, ben de yoruluyorum. Belki de öfkemi sana yansıtıyorum.”

O an annemin de ne kadar kırılgan olduğunu fark ettim. Yıllardır güçlü görünmeye çalışırken aslında o da yalnız kalmıştı.

Bir hafta sonra tekrar annemlere gittik. Bu sefer annem kapıda gülümseyerek karşıladı bizi. Ege’ye sarıldı, bana da sıkıca sarıldı.

“Bak kızım,” dedi mutfakta yalnız kaldığımızda, “Ben de hata yapıyorum bazen. Ama aile olmak demek birbirimizin yarasını sarmak demekmiş.”

O gün ilk defa annemle uzun uzun konuştuk; geçmişteki kırgınlıklarımızı, korkularımızı paylaştık. Ege ise babaannesinin dizinde huzurla uyudu.

Ama içimde hâlâ bir soru var: Aileden yardım isterken neden bu kadar suçlu hissediyoruz? Birbirimize destek olmak için illa ki birbirimizi incitmek zorunda mıyız?

Siz hiç ailenizden yardım isterken kendinizi böyle çaresiz hissettiniz mi? Yoksa bu sadece bana mı özgü bir acı?