Mirasla Gelen Yalnızlık: Bir Anadolu Köyünde Yeni Bir Hayat
“Anne, lütfen bir daha düşün. Orada tek başına ne yapacaksın?”
Zeynep’in sesi telefonda titriyordu. Gözlerimi pencerenin dışındaki gri İstanbul sabahına diktim. Elimde babamdan kalan köy evinin anahtarları vardı. “Kızım,” dedim, “ben yalnız kalmaktan korkmuyorum. Asıl burada, kalabalığın içinde yalnızım.”
Zeynep’in iç çekişini duydum. “Ama orası çok uzak, komşular kim bilir kaç yaşında. Hastalansan kim bakacak sana?”
Bir an sustum. Babamın ölümünden sonra bu şehirde hiçbir şey bana ait gibi gelmemişti. Eşim Halil’i yıllar önce kaybetmiştim, Zeynep ise kendi hayatının peşindeydi. Ben ise her sabah aynı duvarlara bakıp, aynı sessizlikte kayboluyordum.
“Anne, bak… Ben seni burada istiyorum. Torunların var, ben varım. O köyde ne bulacaksın?”
Gözlerim doldu. “Belki de kendimi bulacağım, Zeynep.”
Telefonu kapattıktan sonra bavulumu hazırladım. Annemin eski yazmasını, babamın tespihini ve birkaç fotoğrafı yanıma aldım. Taksiyle otogara giderken İstanbul’un gürültüsüne son bir kez baktım. İçimde bir korku vardı ama aynı zamanda bir huzur da…
Köye vardığımda hava kararmıştı. Evin önünde durup anahtarı çevirdim. Kapı gıcırdayarak açıldı. İçeride yılların tozu, eski halıların kokusu ve çocukluğumun yankısı vardı.
Ertesi sabah köy meydanına indim. Herkes bana yabancıydı; ama yaşlı kadınlar beni hemen tanıdı.
“Sen Şükran’ın kızı mısın?” dedi Ayşe teyze.
“Evet,” dedim, gülümsemeye çalışarak.
“Annen çok iyi kadındı, baban da öyle… Allah rahmet eylesin.”
Bir süre sessizce oturduk. Sonra Ayşe teyze bana köyde neler değiştiğini anlattı: Gençler şehre göçmüş, kalanlar yaşlanmıştı. Köy okulu kapanmış, caminin imamı bile başka köye gitmişti.
Günler geçtikçe evin duvarları arasında geçmişin sesleri yankılanmaya başladı. Annemle babamın tartışmaları, çocukken saklambaç oynadığım odalar… Bir gece eski sandığı açarken annemin bana yazdığı ama hiç göndermediği mektupları buldum.
“Sevgili kızım,” yazmış annem, “Bazen insan en çok sevdiklerinden uzaklaşmak ister. Çünkü kalbindeki acıyı ancak yalnızken iyileştirebilir.”
O gece sabaha kadar ağladım. Annemin yalnızlığını, babamın suskunluğunu ilk defa anladım.
Bir gün kapım çaldı. Karşımda köyün muhtarı Mehmet Bey vardı.
“Hoş geldiniz,” dedi, “Bir ihtiyacınız olursa haber verin.”
Teşekkür ettim ama içimde bir huzursuzluk vardı. Köyde herkes birbirini tanır, herkesin sırrı herkesindir. Birkaç gün sonra komşu Fatma abla geldi.
“Yalnızlık zor,” dedi, “Ama insan alışıyor.”
Fatma abla bana köydeki dedikoduları anlattı: Kim kiminle küs, kim kimin tarlasını satmış… Ben ise sadece dinledim.
Bir akşam Zeynep aradı.
“Anne, iyi misin?”
“Sana yalan söylemeyeceğim kızım,” dedim, “Bazen çok yalnız hissediyorum. Ama burada geçmişimle barışmaya çalışıyorum.”
Zeynep sustu. Sonra sesi titreyerek, “Ben de seni özlüyorum,” dedi.
Köyde günler birbirini kovaladı. Bahçede domates ektim, eski ceviz ağacının altında kitap okudum. Ama geceleri evin sessizliği bazen üzerime çöktü.
Bir gün köyde yangın çıktı. Herkes el birliğiyle yangını söndürmeye koştu. Ben de kovayla su taşıdım. O an anladım ki; burada herkes birbirine muhtaçtı.
Yangından sonra köylüler bana daha yakın davrandı. Akşamları Ayşe teyze ile çay içtik, Fatma abla ile reçel yaptık. Yavaş yavaş köyün bir parçası oldum.
Ama içimde hâlâ bir boşluk vardı. Babamdan kalan evin duvarlarında yankılanan tartışmalar, annemin gözyaşları… Bir gece rüyamda annemi gördüm: Bana sarıldı ve “Affet kendini,” dedi.
Ertesi sabah Zeynep aradı.
“Anne, seni ziyarete gelmek istiyorum,” dedi.
Gözlerim doldu. “Seni bekliyorum kızım,” dedim.
Zeynep geldiğinde bahçede oturduk. Ona annemin mektuplarını gösterdim.
“Anne,” dedi Zeynep, “Senin burada mutlu olmanı istiyorum ama seni kaybetmekten korkuyorum.”
Elini tuttum. “Bazen insan en çok sevdiklerinden uzaklaşınca kendini buluyor,” dedim.
Zeynep gözyaşlarını sildi. “Belki de ben de buraya gelmeliyim,” dedi sessizce.
O an anladım ki; yalnızlık bazen iyileştirir ama sevdiklerimiz olmadan tamamlanamayız.
Şimdi her sabah bahçede çiçekleri sularken düşünüyorum: Geçmişin yükünü taşımak mı daha zor, yoksa yeni bir başlangıç yapmak mı? Siz olsanız hangi yolu seçerdiniz? Yalnızlığı mı, yoksa sevdiklerinizle birlikte olmayı mı?